ABD Dışişleri Bakanlığından ‘yahudi düşmanlığı’ tepkisi

ABD Dışişleri Bakanlığından ‘yahudi düşmanlığı’ tepkisi

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washginton’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Yahudi karşıtı yorumlarını şiddetle kınadığını’ açıkladı, Türkiye’yi ABD’nin yanında yer almaya çağırdı.

Erdoğan ve Türkiye’deki muhalefet liderlerine ‘daha fazla şiddeti kışkırtabilecek sözlerden kaçınma’ çağrısı yapılan açıklamada, “Türkiye’yi (İsrail ile Filistin arasındaki) çatışmayı sona erdirme çalışmalarında ABD’nin yanında yer almaya çağrıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Price şu ifadeleri kullandı:

“ABD, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yahudi halkına karşı son dönemdeki anti-semitik yorumlarını güçlü bir şekilde kınıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve diğer Türk liderleri şiddeti daha fazla kışkırtabilecek sözlerden kaçınmaya çağırıyoruz. Türkiye’ye krizi bitirmek için ABD’yle birlikte çalışma çağrısı yapıyoruz. Anti-semitik dilin hiçbir yerde yeri yok. ABD, anti-semitizmin her türlü şekliyle savaşmak için oldukça kararlı. Anti-semitizme eşlik eden şiddeti ve onu destekleyen yalanları ciddiye alıyoruz. Yalanlara karşı gerçekler, nefret suçlarına karşı adaletle yanıt vermeliyiz.”

Türk Yahudi toplumundan savunma

Türk Yahudi toplumunun sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yahudi karşıtı olduğunu öne sürmek çok haksız ve çok ayıptır. Tam tersine kendisi bize karşı her daim yapıcı, destekleyici ve teşvik edici olmuştur.” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, Erdoğan’ın Türkiye Musevileri Hahambaşı İsak Haleva ve Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh’in de aralarında bulunduğu azınlık cemaati temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıdan fotoğraflara da yer verildi.

Ömer Çelik’ten açıklama

Ak Parti sözcüsü Ömer Çelik, Twitter mesajında, tepkisini şöyle dile getirdi:

“ABD Dışişlerini, Cumhurbaşkanımızın görüşlerini dikkatle dinlemeye davet ediyoruz. Bu açıklamayı yapanlar Cumhurbaşkanımızı dikkatle dinlerse adalet ve barış için adım atmış olacaklardır. Cumhurbaşkanımız anti-semitizme karşı çok güçlü mesajlar vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Anti-semitizmi ve İslam düşmanlığını mücadele edilmesi gereken nefret suçlarının başına koymaktadır.

Netenyahu hükümetinin zulmüne destek verenlerin kendi vicdan açıklarını Cumhurbaşkanımız hakkında yalan söyleyerek kapatması mümkün değildir. ABD Dışişleri bu açıklamasıyla, Sn Cumhurbaşkanımızın Yahudilere karşı sözler sarf ettiği şeklinde yalan bir beyanda bulunmuştur. Bu tavır ABD’nin İsrail’e verdiği orantısız ve haksız desteğin sonuçlarıyla yüzleşmekten kaçtığını ortaya koymuştur. Filistin’de çocukları ve sivil mazlumları katledenlere duyulan tepki her bakımdan haklıdır ve insanlık gereğidir. Bu noktada susanların bize laf söylemeye hakları olmadığı gibi çarpıtma yapmaları hadlerine değildir.

Cumhurbaşkanımızın Filistinlileri katledenlere karşı olmasının Musevi karşıtlığı olmadığını izah etme gereği bile duymuyoruz. Ama Filistinlileri katledenlere karşı çıkmayı anti-semitizm olarak yaftalayanların Filistin düşmanı olmadıklarını izah etmeleri gerekir. “Holokost” felaketinin bizim dönemimimizde müfredata girmiş olması bile başlı başına Sn Cumhurbaşkanımızın ve partimizin “anti-semitizm”e karşı olduğunun güçlü bir göstergesidir.

Filistinli çocukların katledilmesine “İsrail’in kendisini savunma” hakkı diyerek destek veren ABD sözcüleri, çatışmayı sonlandırma çabalarından bahsederek Cumhurbaşkanımızı kendi görüşlerine katılmaya davet ediyor… Dünyanın vicdanı olan insanlar tüm ülkelerin başkentlerinde Cumhurbaşkanımızın görüşleriyle aynı şekilde İsrail zulmünü protesto ediyor. Cumhurbaşkanımızı eleştirenlerin asıl kendi görüşlerinden vazgeçmeleri gerekiyor.”

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail saldırılarına tepki gösterdiği açıklamasında hem ABD’ye hem İsrail’e yönelik şu ifadeleri kullanmıştı:

“Evet, bugün Biden’ın ciddi bir İsrail’e silah onayıyla ilgili imzasını gördük. O da bakıyoruz ki çok çok önemli, 850 bin silah onayı. Lafa geldiğinde silahsızlanma, şu-bu vesaire, bunları konuşuyorlar. Sayın Biden, sözde Ermeni soykırımında Ermenilerin yanında yer aldı, şimdi de ciddi manada orantısız bir saldırıyla Gazze’ye saldıran ve yüz binlerce insanın şahadetine vesile olan bu olayda da ne yazık ki siz kanlı ellerinizle bir tarih yazıyorsunuz. Bunu söylemeye bizleri mecbur ettiniz, çünkü biz bu konularda çok daha fazla duramayız, durmayacağız. Ve bugün de tekrar hatırlatıyorum, 84 milyon hep birlikte Kudüs nöbetimizi devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz.

Osmanlı’nın yıkılışıyla barış ve huzur iklimini kaybeden pek çok coğrafya gibi Filistin toprakları da zulümle, acıyla, kanla yakınıyor, siz de buna destek veriyorsunuz. Bugün Filistinliler tarafından El Nakba, yani felaket günü olarak adlandırılan 1948 yılından itibaren ise bu kadim topraklardaki çatışmalar ve istikrarsızlıklar tek taraflı bir katliam ve hırsızlık hâline dönüşmüştür. Deir Yasin katliamından beri hiç durmayan bu zulüm, Filistinlilerin ardı kesilmeyen göçleriyle, kamplardaki zorlu hayat şartlarıyla uğradıkları katliamlarla süregelmiştir. Elbette bu kötü fotoğrafın ortaya çıkmasında ve sürmesinde Filistinlilerin kendi aralarındaki çekişmeler ile kimi Arap ülkelerinin meseleye bakış açılarındaki yanlışlar da etkili olmuştur. Her ne olursa olsun bize düşen görev mazlumun yanında yer almak ve onun hakkını, hukukunu gözetmektir.

İsrail’in 1967 savaşının ardından Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe sayarak saldırılarına devam etmesi, bölgedeki acıları derinleştirmiştir. Sadece 1948 ile 1967 yılları arasında 3,5 milyondan fazla Filistinli yurtlarından edilerek mülteci durumuna düşürülmüştür. Lübnan’ın 1982 yılındaki işgali sırasında Sabra ve Şatilla kamplarındaki binlerce savunmasız sivil Filistinli mültecinin hunharca katli dahi dünyayı İsrail’i durmak için harekete geçirmeye yetmemiştir. Filistin halkının intifada olarak adlandırılan İsrail saldırılarına karşı sivil itaatsizlik eylemleriyle kendini, evini, vatanını koruma mücadelesinin hep yanında olduk, olmayı da sürdüreceğiz.

Sınırları hâlâ belirsiz olan İsrail Devleti, Siyonist hayaller peşinde koşan siyasetçilerin ve insanlığa karşı suç işlemeyi mubah sayan radikallerin elinde bir terör aygıtına dönüşmüştür. Fanatik Yahudiler 1995’teki barış görüşmeleri sırasında Filistinlilere taviz vermekle suçladıkları kendi Başbakanlarını dahi öldürmekten çekinmeyecek kadar işi ileriye götürebilmişlerdir.

Evet, bir Yahudi Başbakan -ismini vermeyeceğim- bana öyle demişti, Generalliğimde ne zaman ki Filistinlileri öldürüyordum, bana en büyük zevki o veriyor demişti, bunu ziyaretimde Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı şahsıma söylüyordu. Bunların cibilliyetinde bu var, bunlar kan emmekle ancak doyar.

Filistin halkına sürekli demokrasiyi ve meşru hak arama yollarını tavsiye edenler, diplomasi alanındaki mücadelelerinde Filistinlileri hep yalnız bırakarak riyakârlıklarını ortaya koymuşlardır. Ve bunlar zaten terörden gelmişlerdir, hepsi terör içerisinde yetişmişlerdi.  Şu andaki o da aynı. İsrail’in 2008’den itibaren Gazze’ye ve diğer Filistin hedeflerine yönelik saldırıları da uluslararası alanda yeterli karşılığı bulamamıştır.”

İktibas Dergisi

Google+ WhatsApp