6’lı ittifakın adayı olacak mı?

6’lı ittifakın adayı olacak mı?


Bir gün SP genel başkanı konuşuyor: 

 

“Önceden açıklarsak, paçavraya çevirirler..”

 

Paçavra aday gösterirsen, sonucu o olabilir de..

 

6 partiden bir tane adam gibi adam çıkaramıyorsanız..

 

Paçavraya çevrilmesinden de korkarsınız tabii..

 

Şimdilerde Ali Babacan’a sormuşlar..

 

Onun da cevabı temkinli mi temkinli:

 

“Cumhurbaşkanı adayı, altılı masanın mutabakatıyla belirlenecek. Bir kararımız daha; seçim dönemine girinceye kadar cumhurbaşkanı adayının kim olacağı konusunda herhangi bir görüşmede bulunmayacağız, herhangi bir fikir beyan etmeyeceğiz...”

 

Bir de Kemal Kılıçdaroğlu’ndan cevap alalım:

 

“Asla isim telaffuz edilmeyecek, bu konuda soru geldiğinde cumhurbaşkanı adayımızın niteliklerini anlatacağız…”

 

Hani sorsam, gereksiz soru olmaz: 

 

“Cumhurbaşkanı adayını siz mi belirleyeceksiniz, yoksa bir yerden belirlenip, size bildirilecek, onun için mi bu kadar kasılıyorsunuz?”

 

Gültekin Uysal’ın benzer bir soruya verdiği cevabı dinlesek, zaten konunun tam komediye dönüştüğünü görürüz:

 

“Son dönem dikkat ediyorum siyasi partiler parlamento üzerinden bir rekabet geliştiriyor. Oysa bu seçimin sıklet merkezi Cumhurbaşkanı…”

 

Affedersiniz, hani siz parlamenter sistem üzerine mutabakata varmıştınız.. Bu açıdan cumhurbaşkanı seçimi belki de önemsiz bir hale de dönüşüyordu.

 

TBMM’de çoğunluğu alıp, parlamenter sisteme geri dönülecek anayasa değişikliği yapacaktınız.

 

Şimdi ne oldu da, Cumhurbaşkanı seçimi önemli hale geldi.. Anayasayı cumhurbaşkanı değiştiremez ki.. Yoksa parlamenter sisteme dönmekten vaz mı geçtiniz?

 

Hangi 6’lıya sorsanız, verilen cevaplar tam komedi..

 

Hele bu genel başkanların geçmiş yıllarda yaptıkları gafları hatırladığımızda, yarınların neler getirebileceğini tahmin edebiliriz.

 

Mesela?

 

Seçim dönemine kadar aday açıklanmayacağı cevabı, 2009 mahalli seçimlerinde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğu İstanbul’da oy kullanamamasını hatırlattı.

 

Başkan adayısınız. Ama seçmen kütüğüne yazılıp-yazılmadığınızı bile kontrol edemiyorsunuz. Koca İstanbul’u yönetmeye kalkıyorsunuz, ama seçmen kütüğünüze kaydınızı kontrol edemeyen bir ekiple çalışıyorsunuz..

 

Bu kafa ile Cumhurbaşkanı aday bildirme süresini de, bu adamlar kaçırırlarsa, hiç şaşırmam hani!

 

Üç tane AK Parti oyunu çalmak için yıllarca küfrettiğin Ali Babacan’ı şimdi el üstünde tut..

 

Beş tane AK Parti oyunu çalmak için etmediğin hakareti bırakmadığın Ahmet Davutoğlu’nu, şimdi göklere çıkart..

 

Sadece 28 Şubat sürecinden sonra iki partisini kapattırdığın, yetmeyip bir de “Kayıp trilyon” davası ile “dolandırıcı” iftirasını alnına yapıştırmaya kalkıştığın Erbakan Hoca’nın partisini, üç tane oy AK Parti’ye kayabilir endişesi ile, öve öve bitireme..

 

Hak mıdır bu, doğru bir siyaset midir, yapılan?

 

Bir fıkra ile özetleyeyim, yaşanılacakları..

 

Adamın biri bir at çalmış. Oğluna, “Al bu atı, pazara götür, uygun bir fiyata sat” demiş.

 

Satış işini oğluna yüklemesinin gerekçesini de, “Ben gidersem, tanırlar” şeklinde izah etmiş.

 

Oğlu da babasının çaldığı atı, pazara götürüp, müşteri beklemeye başlamış.

 

Adamın biri gelip, atın özelliklerini sormuş. Atın gövdesine şöyle bir şaplak vurduktan sonra, gözlerini atın ayaklarına dikmiş ve “Bu atın ayağı sakat” demiş.

 

Atı satmaya götüren oğul ise, “Hayır at sakat değil, istersen bin, gör” demiş..

 

Müşteri kılıklı adam, “Peki o zaman, sen teklif ettin” demiş.. Ata binmiş, önce yavaş yavaş, sonra birden hızlanıp, gözlerden kaybolmuş..

 

Oğlan akşam eve gelince, babası sormuş: “Yalnız geldiğine göre, atı sattın. Kaça gitti benim çaldığım at?”

 

Oğlunun verdiği cevap, 6’lı ittifakı biraz düşündürecek cinsten: 

 

“Baba, geldiği fiyata gitti!”

 

6’lı ittifakın sonu muhtemelen, iftira ile, haksız saldırılarla, ilkesiz siyasetle, kandıracakları seçmenlerden toplamayı umdukları oyların, bir şekilde ellerinden kayıp gitmesi sonucu ile bitecek de..

 

Şimdilerde ortalıkta dolaşırlarken, uyanık Kayserili tüccar pozisyonundalar..

 

Bir gün “Bizim için parlamento seçimi çok önemli. Çünkü Anayasa değişikliği yapacağız. Cumhurbaşkanlığı seçimi önemli değil. Çünkü zaten biz, mevcut Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini azaltacağız” diyorlar.

 

Hatta Erdoğan seçilse bile, onun yetkilerini azaltınca, “sudan çıkmış balığa dönecek” benzetmeleri bile yapıyor, “Bizim cumhurbaşkanına ihtiyacımız yok ki, biz meclis içinden atanan başbakan-bakanlar kurulu ile ülkeyi yöneteceğiz” diyorlar.

 

Ama hemen ertesi günü, bir bakıyorsunuz, “Millet İttifakı partileri, milletvekili seçimine ayrı ayrı da girseler, tek aday ile Cumhurbaşkanı seçimine girecekler” diyorlar.

 

Yaptıkları oynaklığı, kafa karışıklığı olarak bize yansıyan uyanıklıkları özetleyen fıkrayı da aktarayım..

 

Kayserili tüccar, bir taksi çağırmış..

 

“Havaalanına kaça gidersin” diye sormuş.

 

Taksi şoförü “50 TL” diye cevap vermiş.

 

Kayserili tüccar, uyanık ya..

 

Şoförü sevindiriyor gibi bir anlatımla, “Valizlerle kaç olur” diye tekrar sormuş.

 

Şoför, “Onlara para almayız” deyince..

 

Uyanık Kayserili tüccarımız, “O zaman sen valizleri götür, ben metro ile gelirim” demiş..

 

6’lı ittifakımız da, hiçbir kural tanımadan, her türlü uyanıklığı yaptıklarını zannederek, yeri gelince ulusalcı, yeri gelince PKK sempatizanı olarak oyları toplayacaklarını sanıyorlar..

 

Ama nafile..

 

Kamuoyu araştırma şirketlerine yaptırdıkları ısmarlama anketlerde, bugüne kadar CHP’nin oyunun, % 27’nin üzerine çıkmadığını göre göre..

 

Aynı anketlerde tek başına % 38’in altına inmeyen AK Parti’yi devireceklerini iddia ediyorlar..

 

Bunu da bir fıkra ile bağlayalım:

 

İki yaşlı hanım otobüste konuşuyorlarmış. 

 

Biri diğerine sormuş:

 

“Sahi kardeş, sen kaç yaşındasın?”

 

Cevap vermiş sorulan:

 

“Biliyorsun işte 30.

 

Peki, sen kaç yaşındasın?”

 

“Ben de 27.”

 

Sonra ikisi de yanlarında duran, ayaktaki kulak misafiri konumundaki genç kıza dönüp, sormuşlar:

 

“Kızım sen kaç yaşındasın”

 

“Sizin hesaba göre ben daha doğmadım, teyze..”

Google+ WhatsApp