2023 hayatımıza neler getirecek?

2023 hayatımıza neler getirecek?


Cumhurbaşkanı’mızın iktidara geldiği günden beri dillendirdiği 2023 hedefleri hepimizde merak uyandırmış ve vaat edilen günün hayatımıza neler getireceğini düşünmüştük. Nitekim meydanlarda en yüksek perdeden açıklamalar yapılıyor ve ülkenin ekonomik ve siyasi alanda kat edeceği yoldan bahsediliyordu. Fakat ne gariptir ki, 2023 tarihine ramak kala başımızı kaldırdığımızda, payımıza yağmur gibi yağan zamların, virüslerin, ölümlerin, siyasi çatışmaların ve yoksulluğun düştüğünü görüyoruz. İşin içinden nasıl çıkacağımızı bilemiyoruz, kiralar, faturalar gözümüzü korkutuyor, zamlardan nasibini alan ekmeğe, suya ve temel gıda maddelerine itina ile yaklaşıyor ve umutsuzluğa kapılıyoruz.

 

Bizler vaat edilen 2023 hedeflerini heyecanla beklerken başımızın üzerine yağan zam yağmurları ile karşılaştık ve sorunlarımıza kendi imkânlarımızla çözüm aramaya çalıştık. Ekonomik sorunlar küçük esnafı, bireyleri, aileyi hatta fertlerin iletişim biçimlerini dahi etkilemeye başladı. İnsanlar kendilerine verilen büyük vaatlerden ümitlerini kestiler ve hayatta kalabilmek için dikkatlerini, faturalara ve mutfağa çevirdiler. İki kişinin çalışıp elde ettiği kazanç artık zaruri ihtiyaçları dahi karşılamıyor ve bu durum toplumun ruh halini büyük oranda etkiliyor. İnsanlar ay sonunu nasıl geçireceklerinin hesabını yapıyor ve yoksullaşma, çaresizlik tsunami gibi bütün topluma yayılıyor.

 

Virüsler, ölümler, yoksulluk, işsizlik ve şiddet hızla tırmanırken zihnimizde 2023 vaatleri canlanıyor ve gözlerimizi boşluğa dikip bakıyoruz; acaba beklenen güne ramak kala yurdum insanını neler bekliyor? Yoksulluğun dibine vurmak mı? Savaşın mağdur ettiği insanların yaralarını sarmak mı? Ahlâki yozlaşmanın getirdiği karanlık buhranlar mı? Gelecek kaygısı mı? Belli ki önümüzde borçlardan, hastalıklardan, geçim darlığından oluşan karanlık bir tablo var ve bu tablonun değişmesi oldukça zor. Nitekim yirmi yılda milli diyebileceğimiz hiçbir şey kalmadı, fabrikalar satıldı, düzensiz göçler hızla yayıldı, milli sermaye yabancılaşmaya başladı, yerli sanayimiz intihar noktasına geldi, irili ufaklı yüzlerce sanayicimize ait işletme el değiştirdi, yabancılaştı,  anlayacağınız yoksulluğun dibine vurduk. Ve bu saatten sonra artık kim gelirse gelsin bu enkazla başa çıkmak kolay olmayacaktır… Ne acıdır ki, neo-liberal ekonomik politikalar sağ muhafazakâr hükümet döneminde tavan yaptı ve ülke dışa tamamıyla bağımlı hale geldi.

 

Yoksulluğun artması ve insanların temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale gelmeleri, toplumsal depresyona, öfke patlamalarına ve infiallere neden olabilir dolayısıyla yöneticilerin bu durumu aynı zamanda bir güvenlik problemi olarak ele almaları ve değerlendirmesi gerekir. Ama bu, toplumsal baskının artması, medyanın sansürlenmesi ve yasal özgürlüklerin kısıtlanması anlamına gelmemeli aksine toplumun geleceğe dair güvenini tazelemeli ve bireysel özgürlüklerin, adil paylaşımın ve dayanışma ruhunun gelişimine yönelik bir adım olmalıdır. Şartlar ne olursa olsun refahın belli bir azınlığın eline geçmesine engel olunmalı, adil bir devlet, adil bir paylaşım sağlanmalı ve toplumda güven tesis edilmelidir.

Google+ WhatsApp