2022’ye girerken

2022’ye girerken


Târihin sayacı çalışmaya devâm ediyor. Yeni bir seneye giriyoruz. Başlangıçlar dâima ümit doğuruyor. Her şeyin sıfırlanacağı, tekmil dertlerin geride kalacağına dâir bir beklenti buna eşlik ediyor. Modern bir saflık bu. Hayli çocuksu. Yeni seneye girilen anlarda, otel salonlarında âdetâ bir toplu âyine dönüşen 10’dan 0’a yapılan geri sayım bu çocukluğun göstergesi. 10, 9, 8… Târih böyle çalışmıyor. Marx’ın çok beğendiğim bir ifâdesi vardır. Sık sık kullanırım. Burada da hatırlatayım: “İnsanlar târihlerini kendileri yaparlar; lâkin devraldıkları şartlarda.. Geçmiş tekmil ağırlığıyla zihinlere çöker” diye yazıyordu Marx.. Yâni bir süreklilik vurgusu yapıyordu.. Hoş, neticede devrimciliği ağır bastı. Eskimeye, çürümeye, yozlaşmaya mahkûm olduğunu düşündüğü kapitalist ilişkilerden sosyalist ilişkileri türetmeye mâtuf projesi olmadık yerlere savruldu…

 

Târihi eski ve yeni gibi bir basitçi ayırıma tâbi tutmak doğru değil. Belki birikim ile eklemlenmeler olarak değerlendirmek yerinde olur. Yeni gibi görünenler aslında bir şekilde hâl-i hazırda varolanların içinden türetilen; ama nihâyette yine o birikime eklemlenenlerdir. Târihin birikimini daha çok, sürekli karılan bir mâcuna benzetiyorum. Bu karılma süreçleri o birikime câzip veyâ itici yeni kokular; acısıyla tatlısıyla yeni tadlar kazandırıyor. Ama hiçbirisi mâcunu toptan değiştiremiyor. Modernlik dediğimiz, sosyolog Vattimo gibilerin de işâret ettiği üzere modernlik öncesinin yeniden yorumlanması değil midir? Evet, mâcunda en derin dönüşümü modernlik yaptı yapmasına; ama bu bile eskinin (birikimin) içinde kaynadı gitti. Bize kırılma, kopma, değişme, devrim gibi iddialarla anlatılan hikâyelerin çeşitli eşlenmeler üzerinden bildik hikâyelere evrilmesi de bunu anlatıyor. Tesir kapasitelerini elbette tartışacak değilim ama, meselâ kullanım değerinin değişim değerine, servetin sermâyeye, kadim devlet ve idâre sanatının bürokratik bir aygıtlaşmaya, teb’aların uluslara evrilmesi, bir lâhza düşünelim, çok mu derin kopuşlardır acaba?

 

Bana kalırsa, sıkıntı, modernleşmeyle berâber târih yapmak, târihi değiştirmek tutkusunun devreye girmiş olmasıdır. Bu yolda şekillenen modern zihniyet ister, yıkıcı devrimcilik gibi bir aculluk, isterse eskinin altın günlerini ihyâ ederek bu dünyâda refaha erişmek gibi daha mutedil ve saf görünen bir temenni dâiresinde hep bir aşkıncılığı (transandantalism) güttü. “Yarın bizimdir”, “yarın daha iyi olacaktır” gibi yavan edebiyatlarda ifâdesini bulan zavallı basitlemeleri kast ediyorum. Bu da târihi, eskiden olduğundan daha trajik kıldı. “Yarın her şey daha güzel olacak” demek ile “devran dönecek” demek çok farklı mânâlara sâhip. Kudemâ, menfi tecrübeler karşısında ikincisini söylerdi. Burada bir devrim değil bir çevrim vurgulanır. “Yarın daha güzel olacak” ifâdesinde ise çevrim yoktur. Bunun yerine bir aşkınlık iddiası vurgulanır. Fark da burada zâten.

 

İster devrim, ister diriliş veyâ yeniden doğuş gibi ihyâcı aşkınlık iddialarının türevleriyle donanmış olan modern zihniyet, gelenekselden esaslı sûrette ayrışıyor. Kudemâyı târihleriyle daha barışık bulduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Herşey çevrim fikrinin reddiyle başlıyor. Evet bu reddedişin destânî bir tarafı olduğunu, irâde ve kahramanlık târihini genişleten bir tesir doğurduğunu reddedecek değilim. Bu iddiaların, eyleme geçtikten sonrası bahs-i diğerdir, ama en azından kâğıt üzerinde kaldığı kadarıyla çok saygı değer olduğunu da kabûl ediyorum. Niyetim bir girdi-çıktı, külfet-nimet muhasebeleştirmesi yapmak değil. Ama zorlanırsam şu kadarını söylemekten de imtinâ edemeyeceğim: Târihsel kazanımlar olarak tasnif edilen her şeyin, târihsel kayıplarda bir karşılığı vardır.

 

Efendim 2022’de, yaşayan görecektir ki, 2021’de boğuştuğumuz gündemlerden hiç de farklı olmayan gündemlerle meşgûl olacağız. Bu gündemlerin göreli olarak ya ferahlayacağı veyâ daha ağırlaşacağı günler yaşayacağız. Onun için heyecana gerek yok. Târihsel meselelerin hâllolması târihten beklenebilecek bir şey midir? Bundan da çok emin değilim.. Gâliba mesele, daha ağırlıklı olarak târihi nasıl ve nerelerde meseleleştirdiğimiz ile alâkalı..

Google+ WhatsApp