Zulmün Haktan Korkması

Zulmün Haktan Korkması


Zulmün Haktan Korkması

 

 

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere ve sizden olan ulu’l-emre itaat edin. Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah’a ve Peygamber’e götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa, 4/59)

Bazı müfessirler burada sözü edilen ulu’l-emr ile kastedilenin ilim adamları olduğunu söylemişlerdir. Müfessirlerin ekseriyeti ise ulu’l-emr ile yöneticilerin kastedildiğini ifade etmişlerdir. Ancak kastedilenler ilim adamları da olsa, yöneticiler de olsa hepsinin öncelikle hakka uyma, hakkın gereğini yerine getirme sorumluluğu vardır. İlim adamlarının halka da yöneticilere de hakkı söylemeleri ve onların hakka tabii olmalarına öncülük etmeleri gerekir. Yöneticilerin de hakka tabii olma, hakkın gereğini icra etme sorumlulukları var. 

Fakat tarihten beri zulmü bir yöntem olarak benimsemiş olanlar kendilerine hakkın söylenmesinden, hakkın hatırlatılmasından hiç hoşlanmamışlardır. Bu yüzden yaptıklarının desteklenmesi için yanlarına hakkı söyleme cesareti gösteremeyen, aksine yöneticilerin her yaptığını onaylayan, onların amellerine kaynaklardan delil bulmaya çalışan, bulamadıkları zaman da çarpıtmaktan çekinmeyen ilim erbabını yerleştirmişlerdir. Bunlar da saray uleması olarak nitelendirilmişlerdir. Zalim yöneticiler hakkı söyleyen ve kendilerinin yanlışlarını düzeltmeleri için hatırlatmada bulunan ilim adamlarını ise zindanlarda süründürmekten hatta idamla yargılamaktan ve gerek gördüklerinde de idam etmekten çekinmemişlerdir. 

Saray uleması dünyayı âhirete tercih ettiklerinden, kendilerine bu dünyada verilen nimetler gözlerinin önüne bir perde çekmiştir ve artık gerçekleri görememekte veya görmek istememektedirler. Çünkü kendilerine sunulan makamları ve nimetleri kaybetme korkusu onların gerçekleri görmelerine, görseler de söylemelerine engel olmaktadır. Bu gibiler ilme ve ilmin değerlerine sahip çıkma onurunu kaybetmiş, saraydakilerin sözcülüğünü yaparak onların doğru da yapsalar yanlış da yapsalar her yaptıklarını, doğru da konuşsalar yanlış da konuşsalar her söylediklerini savunma zorunluluğu duyar hale gelmişlerdir. İçine düştükleri bu durum da kendilerini gerçekte bir zillete sokmuştur.

Bu tür ilim adamlarının çok ilginç örneklerinden ve Mescidi Haram’ın eski imamlarından olan Abdurrahman Sudeys geçtiğimiz Haziran ayında İsviçre’nin Cenevre şehrindeki bir camide yaptığı konuşmada ABD ve Suudi Arabistan’ın bugün dünyanın iki kutbu olduğunu iddia ederek “Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar” demişti. Sudeys, ABD ve Suudi Arabistan’ın dünyanın güvenliği ve istikrarı için çalıştığını iddia ederek Suudi Arabistan kralı Selman ve ABD Başkanı Trump için dua etmişti.

O Suud rejimi tarafından büyük itibara ve hürmete lâyık görülen ilim adamlarındandır. 

Yöneticilere hakkı hatırlatmayı bir sorumluluk olarak gördüğü için “Müslümanlar ve Batı Uygarlığı” isimli, üç bin sayfadan oluşan kitabında ABD’nin Arap dünyasına musallat olmasına tepki gösteren, Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti için yapılan harcamalara da eleştiride bulunan Sefer el-Havali de üç oğluyla birlikte hapse atıldı. El-Havali, kitabında aynı zamanda siyasetin yükselen gücü önemsemeyi gerektirdiğini, İslâm âleminin yükselen güç olduğunu ABD’nin ise gerileyen güç olduğunu dile getiriyordu. 

Suud rejimi, bir twitter mesajında Yüce Allah’ın Katar emiriyle Suudi Arabistan veliaht prensinin kalplerini birbirine yaklaştırması için dua ifadesini kullandığından dolayı bir yıl önce Eylül ayında hapse atılan Selman el-Avde’yi de şimdi idamla yargılıyor.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp