Zulme rıza göstermedi

Zulme rıza göstermedi


Zulme rıza göstermedi

 

 

Dünya öyle bir mekan ki, gerçek kahramanları sümenaltı ederken, yapay ve şişirme kahramanları övgüye boğuyor, adeta ödüllendiriyor. Tavrını haktan yana koyan, sorumluluk sahibi bütün insanlar zamanın zorba yöneticileri tarafından dışlanmış, horlanmış hatta ağır cezalara maruz bırakılmıştır. İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif’in yolu da bu çileli patikalardan geçmiştir. Zamanın yöneticilerine ve onların despotizmine, adaletsizliğine karşı çıkan ve zumlu desteklemeyi reddeden Akif önce gözden düşürülmeye, itibarsızlaştırılmaya çalışılmış sonra da sürgün edilmiştir. Yapılan zulmü destelemeyen Akif’in maaşına el konulmuş, kendisi yoksulluğa ve yalnızlığa sürüklenerek adeta cezalandırılmaya çalışılmıştır. Fakat o, o kadar onurlu bir şahsiyettir ki, İstiklal Marşı kabul edildiğinde kendisine verilen ödülü dahi kabul etmemiş bunu milletine hediye olarak yazdığını belirtmiştir. Gelin görün ki, o onurlu adam hataya hata dediği için sürgün edilmiş, gittiği ülkede yoksulluğa ve yalnızlığa duçar olmuştur. Ne acıdır ki, Akif’in yüreğinden dökülen dizeler bütün ülkede yankılanırken zamanın yalaka medya patronları Akif’in ölümünü haber yapmaktan kaçınmışlar, damgalanma korkusuna kapılıp, cenazesine dahi katılmamışlardır.

 

Tevazu olgun insanların karakteridir. Halinizi birçok noktada düzeltebilirsiniz ama tevazu sahibi olmanız sanıldığı kadar kolay değildir. Hele hele bir de toplum nazarında önemli bir yere sahipseniz sizi kibirden kurtaracak tek şey imanınız olacaktır. Zamanın despotlarına yalakalık yapmadığı için sürgün edilen yalnızlığa ve yoksulluğa sürüklenen Mehmet Akif Almanya’ya davet edildiğinde kendisini ağırlayacakları ortamı lüks bulup geri dönmeye karar vermişti. Müslümanların sorunlarını kendine mesele edinen bir şahsiyetti o.  İngilizler Kudüs’ü aldığında bütün gece dua edip ağlamış ve neler yapabiliriz diye düşünmüştü. Onun bu noktadaki hassasiyeti ve duruşu dönemin yönetici kesiminde rahatsızlık uyandırmaktaydı. O yüzden yüreğinden süzülen ifadeler ülkenin dört bir yanında yankılanırken Akif ülkeden sürgün edildi.

Kendisi bunu yakın arkadaşı Şefik Kolaylı’ya şöyle ifade ediyor: “Arkamda hafiye gezdiriyorlar. Vatanı satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum. İşte bundan dolayı gidiyorum.”

Ertuğrul Düzdağ’ın ifadelerinden de anlayacağımız üzere kendisinin polisler tarafından takip edilmesi, işsiz kalması, Meclis’ten uzaklaştırılması, emeklilik maaşının verilmemesi ve bütün haklarının elinden alınması onu derinden sarsmış ve Akif ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı.

Akif yeni bir yaşam alanı olarak seçtiği Mısır’da küçük bir köye yerleşmişti fakat hayallerinde hep doğup büyüdüğü ülkesi, vatanı vardı. Mısır’da rahatsızlandı ve yaşamının son günlerini ülkesinde geçirmek için İstanbul’a geldi.

Mehmet Akif, Beyazıt Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda hayata veda etti. Cenazesi Beyazıt Camii’nde kendisini seven gençler tarafından kaldırıldı. Akif adına resmi bir tören düzenlenmedi, cenazeye resmi bir katılım olmadı, Prof. Dr. Sulhi Dönmezer 5 Ocak 1987 tarihinde Tercüman gazetesinde duygularını şöyle aktarır: “…O zamanlar ülkemizde egemen tek partinin otoriter düzeni içinde kimse idare ile çelişkiye düşmek istemediği için basında Mehmet Akif’in yurda dönüşü ve hastalığının seyri hakkında pek fazla haber yayınlamazdı…” Cenazesi üniversiteli gençler tarafından defnedilen Akif dürüstlüğünün adalet severliğinin bedelini yalnızlık ve yoksullukla ödedi. Çok acı!

 

milli gazete

Google+ WhatsApp