Zühtü, Haşim’i niye örnek alır?

Zühtü, Haşim’i niye örnek alır?


Zühtü, Haşim’i niye örnek alır?

 

 

Benzer bir oyunu, 2014’te, tam da mahalli seçimler öncesinde Haşim Kılıç başkanlığındaki Anayasa Mahkemesi yapmıştı..

Anayasa Mahkemesi’ni, bakkal dükkanı işletir gibi işletmeye kalkan Haşim Kılıç, bu operasyonu, o günlerde bakın nasıl anlatmıştı.. 

Kendi ağzından aktarıyorum:

“Anayasa Mahkemesi 25 Mart, yani seçimden beş gün önce toplandı. Zannediyorum Salı ya da Çarşamba 09.30’dan 12.00’ye kadar bütün kurul toplanmak suretiyle bu konuyu görüştü ve bunun sonucunda bir karar çıktı.”

Girişi böyle yapıyor..

Sonra da, büyük bir fütursuzlukla, işlediği cinayeti, alenen itiraf ediyor:

“Biz bu kararı verdikten sonra, dışarıya çıktığımızda TV’lerde bu konuda idare mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini öğrendik. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi bu kararını açıklamadı.”

“Bakkal dükkanı” deyince, kızmışsınızdır..

Doğrusunu söylemek gerekirse, bir hukukçu olarak, ben de kendime kızdım..

Ama emin olun, yaşanılanlar karşısında, bu benzetme çok hafif kalır..

Anayasa Mahkemesi toplanıyor..

Üç günde toplanmış, başka dosyalar 3 yıldır bekliyormuş tartışması bir yana..

Toplanmış ve karar vermiş.

Başkan Haşim Kılıç, bunu açıkça itiraf ediyor..

O andan sonra, artık o karar, sadece Anayasa Mahkemesi’nin namusu değil, tüm Türkiye’nin namusu konumuna gelmiştir..

Ama o namusu, Haşim Kılıç bakın nasıl paspas yapmış:

“Biz 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği kararı uygulamasını bekledik. Bir hafta ya da daha uzun bekledik. Ancak bu kararın uygulanmaması sonucunda, Anayasa Mahkemesi aldığı bu kararı açıklamak durumunda kaldı.”

Anayasa Mahkemesi bir karar alıyor.

O kararı aldıktan yarım saat sonra, bir yerel mahkemenin aynı doğrultuda bir karar aldığını öğrenince, kendi kararını açıklamaktan vazgeçiyor..

Yani..

Bakkal Haşim, mahkemeyi topluyor.. 

Kararı aldırıyor.. 

Ama sonraki bir gelişme sebebi ile, yeniden bir karar alıyor. 

Daha doğrusu, bu sefer tek başına karar alıyor.. “Ben 17 kişinin aldığı kararı açıklamayacağım, gizleyeceğim” diyor..

Bu yapılan, Haşim Bey’in, babasının bakkal dükkanını işletir gibi yaptığı bir işlem değil de nedir?

O gün, bunun hesabı sorulamadı..

Çünkü Türkiye, CIA’in kucağındaki FETÖ’nün, gizlice yaptığı çekimleri tahrif ederek piyasaya sürdüğü kasetlerle meşguldü..

Daha ne kasetler çıkacaktı..

AK Partili bakanların gayrı ahlaki görüntülerinden, Tayyip Erdoğan’a kadar onlarca kişinin muta nikahı iftirası ile muhatap edildiği onlarca yalan..

Herkes şok olmuş, bekliyordu..

Sonrasında ortaya çıktı.

Yayınlananlar, tahrif edilmiş kasetlerdi.. 

Yayınlanacak kasetin de, sadece adı vardı, kendisi yoktu..

O kafa karışıklığı içinde, Haşim Kılıç kararı aldırdı, sonrasında kendisini kenara çekti..

Şimdi 5 yıl sonra..

Benzer bir operasyonu, bu sefer Zühtü Arslan başkanlığındaki Anayasa Mahkemesi’nde yaşıyoruz..

Yıllardır yazar, hatırlatırız..

Anayasa’nın 153. maddesini aktarırız:

“MADDE 153 - Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.”

Birileri hemen kafayı çıkarıp, “Burada ‘İptal kararı’ deniyor, ‘Bireysel başvuru’ denilmiyor” diyecek..

O konudaki eksikliği AK Parti’ye yükleyelim..

Anayasa’nın yazım tarihinde bireysel başvuru olmadığını, bu yüzden kıyas yapılması gerektiğini belirtelim..

Kanunlar için iptal kararı ne ise, bireysel başvuruda da “ihlal kararı” verilmesi aynıdır..

Dolayısı ile, gerekçesi açıklanmadan, ihlal kararı da verilmemelidir..

Ama Cuma günü gördük..

Bir haber, “Barış için akademisyenler bildirisine imza atanların bireysel başvurularında hak ihlali kararı verildi..”

Hemen Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesine girdim.

Böyle bir açıklama yok..

Resmi hiçbir yerde, böyle bir net açıklama yok..

Ama bugün geldiğimiz noktada..

Bırakın ihlal kararı verilmiş olmasını, henüz daha Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinde, en son verilen karar 26.6.2019 tarihini taşıdığı ve o tarihten sonraki hiçbir karar resmi siteye konulmadığı halde, solak medya toplantıda kimin, hangi oyu verdiğini bile yazacak kadar, görüşmelere vakıf.

O zaman bakıyorum, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’ne..

54/5. maddede bakın ne deniyor:

“Mahkemenin müzakereleri gizli olup başkanın uygun göreceği teknik araçlarla kayda alınır.”

Gizli olduğu söylenilen müzakereler, hatta kullanılan oylar, çarşaf çarşaf basında yer aldı mı?

Aldı..

Başkan Zühtü Bey, bu konuda tek açıklama yaptı mı?

Hayır..

Dahası var..

İddiaya göre, müzakere ile, oylama arasında da bazı derin olaylar gerçekleşti..

Ne gibi?

Cuma günü öğleden önce müzakereler yapılıyor ve başkan hariç 9 üye “İhlal yok” diyor..

Ancak..

Başkan, “Cuma’ya gidelim, sonra oylama yapalım” diyor.

Ne oluyorsa, Cuma’ya gittikten sonra oluyor..

Ve dönüşte, “İhlal yok” diyen üyelerden birisi, “İhlal var” diyor..

Bu durumda, “İhlal yok” diyenler 8’e iniyor..

Başkan hariç, “İhlal var” diyenler de 7’ye çıkıyor.

Başkan’ı da kattığımızda, “İhlal var” diyenler 8 oluyor.

Yani 8’e 8 sonuç çıkıyor.

Başkan hangi görüşte ise, karar o yöndedir kuralı gereği, ihlal neticesi çıkmış oluyor.

Oluyor da, Cuma öncesi müzakere ile, Cuma sonrası oylaması arasındaki fark da, kafalarda soru işaretine yol açıyor..

Buyursun Zühtü Bey, bu karışıklığı gidersin..

Haşim Kılıç’ın 2014’teki “Bakkal usulü mahkeme yönetme” uygulamasını bıraksın..

İçtüzükteki düzenleme gereği, müzakerelerin kaydını basına açsın. Bakalım, kim ne demiş, sonra ne oy kullanmış!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp