Zeytinin dalından köklerine…

Zeytinin dalından köklerine…

Türkiye, Zeytin Dalı Harekatı ile ABD’nin bölgemizde ve küresel alanda 40 yıldır uyguladığı “istikrarsızlaştırma ve parçalama” projesine son darbeyi vurmuştur.

Türkiye, uyguladığı kapsamlı haraket planı, yürüttüğü aktif kamu diplomasisi ile de dosta ve düşmana önemli dersler vermektedir.

1. Dünya Savaşı sonunda “Zeytin Dağı’nın” kaybı ile Anadolu’ya hapsedilen Türk varlığı, “Zeytin Dalı Harekatı” ile doğal yaşam alanlarına geri dönüyor. Şu an için harekatın askeri gidişatı ve sonuçlarına yoğunlaşılmış olsa da, Türkiye 19. yüzyılın meşhur Prusyalı Generali Carl von Clausewitz’in meşhur “savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır” ifadesini somuta dönüştürüyor. Afrin’e yönelik harekata, askeri başarısının ötesinde diplomatik alandaki hazırlıkları ve alacağı sonuçlarla da Türkiye tarihinde unutulmayacak bir sayfa ayrılacak.

Bu sonuçların başında hiç kuşkusuz ABD ve İsrail’in 1950’li yıllardan bu yana bölgede bir Kürt devleti kurulması yönünde yaptığı yatırımların son bulması gelecek. Henüz Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında gezici sinemalar kurarak Irak’ın kuzeyinde anti-komünist film gösterileri yapan CIA’nın bu alandaki çabaları hala nasıl tasarlandığı tam olarak aydınlanamayan “Apocular-PKK” ile 1980’lerde Irak sınırlarını aşmış, 1991’deki 1. Körfez Savaşı’nı takiben kurulan Çekiç Güç’ün Türkiye toprakları üzerinden PKK’ya tedarik ettiği yardımlarla son evresine girmişti. ABD’nin bu çabaları 1995’te Saddam Hüseyin’i devirmek için eğittiği ancak daha sonra Pasifik Okyanusu’ndaki Guam Adası’na kaçırmak zorunda kaldığı “CIA peşmergesi” olarak anılan grubu da içeriyordu.

Bugün Kuzey Kore’nin füze tehdidindeki bir Amerikan üssüne götürülen bu “CIA peşmergelerinin” akıbetini araştıran olmadı. Kim bilir 2014 yılında ortaya çıkıp bir anda Musul’dan başlayarak Irak kentlerini işgal eden DEAŞ teröristleri belki de Guam Adası tatilleri sona eren bu peşmergelerin uzantılarıdır. ABD hiç şüphesiz bir Afrin harekatı ile yıllara yayılan bu projeden bir günde vazgeçmeyecek hatta bunun bedelini Türkiye’ye ekonomik ve siyasi olarak ödetmek isteyecektir. Ancak, 1974’teki ambargoya benzer bir cezalandırma metodunun artık sürdürülebilir olmadığı ve bölgede Türkiyesiz hareket edilemeyeceği herhalde ABD cephesinde idrak edilmiştir.

İSTİKRARSIZLAŞTIRMA VE PARÇALAMA STRATEJİSİNE SON

Alınması beklenen ikinci politik sonuç, ABD’nin yine 1991’den günümüze Irak, Afganistan, Yugoslavya ve Libya örnekleri ile ulaşan “istikrarsızlaşma ve parçalama” stratejisinin son bulacak olmasıdır. Türkiye, Kudüs konusunda ABD’ye karşı sağladığı işbirliğini, Suriye konusunda daha küçük ve bölgesel ölçekte oluşturmuş ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması yolunda ortaya bir inisiyatif koymuştur. Keza Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Afrin harekatının hemen öncesinde ABD ve Avrupa ülkelerini samimiyete davet ederek “Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda gerçek niyetlerinin ne olduğunu?” beyan etmelerini istemiştir. Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanmış olarak bitecek bu çatışma süreci, ABD’nin yeni istikrarsızlık alanları oluşturmasını önleyecek, Birleşmiş Milletler’i işlevsiz bırakarak düzenlenen Libya’daki Fransız askeri hava saldırısı gibi vakaların da önüne geçecektir.

“Zeytin Dalı Harekatı” yalnızca Afrin ile sınırlı olmayıp Şam’da uluslararası toplum nezdinde meşruiyetini sürdüren yönetime de uzatılan bir zeytin dalıdır. Türkiye’nin Rusya vasıtası ile uzattığı bu zeytin dalının Beşar Esed tarafından doğru şekilde değerlendirilmesi, Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin sağlıklı yürümesine katkı yapacaktır. Bu üçüncü sonuç Esed’in ülkesinin toprak bütünlüğünü muhafazası açısından da hayatidir.

İRİNİN TEMİZLENMESİNDE KNOW-HOW

Gelelim dördüncü sonuca. Türkiye gerek Fırat Kalkanı, gerek Zeytin Dalı Harekatları ile bölgede kaynağını herkesin hem bildiği hem de bilmediği yüksek organizasyon seviyesinde, sofistike silahlarla donatılmış terör örgütleri ile nasıl mücadele edeceğine dair bir örnek teşkil etti ve etmekte. Bu örnek Suriye’nin doğusundaki sözde kantonlar ile Irak’ın kuzeyindeki terör yuvalarının 40 yıldır yaydığı irinin temizlenmesinde know-how oluşturmakta. Irak ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin referandum yoluyla bağımsızlık girişimine karşı yürütülen etkili işbirliği, bir kez daha İran’ın katılımıyla terörle mücadelede yeni bir ortaklığın kapısını aralayabilir. Afrin’de sağlanacak bir başarı, Bağdat yönetimini de Kandil sorununu çözme konusunda cesaretlendirecektir. Türkiye, sınırlarına kuş uçuşu 400 kilometre mesafedeki Kandil’in terörden temizlenmesi konusunda ihtiyaç duyduğu işbirliğine Zeytin Dalı’ndaki performansı ile ulaşabilir.

Bu harekat Rusya’nın Soçi kentinde 29-30 Ocak tarihlerinde düzenlenecek Suriye zirvesi için de Türkiye’nin elini güçlendirecektir. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentiev’in Zeytin Dalı Harekatı’nın başladığı gün yaptığı dikkat çekici bir açıklama oldu. Lavrentiev, Soçi Zirvesi’ne katılacak grupların belirlendiğini açıkladı. Rusya Dışişleri Bakanlığı yine aynı gün ABD’nin Suriye’deki silahlandırma faaliyetlerinin ve siyasi girişimlerinin Cenevre sürecini de tehdit ettiğine dikkat çekmişti. Zeytin Dalı Harekatı ile Rusya ve İran nezdinde güvenilirliğini bir kez daha ispatlayacak olan Türkiye, masaya oturacak siyasi grupların belirlenmesinde de etkisini artıracaktır.

WASHINGTON’A NET MESAJ

Harekatın altıncı sonucu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana karşı karşıya kaldığı bozguncu söylemlerin son bulması olacaktır. Özellikle bazı çevrelerin hevesle üzerine atladığı, “hava kuvvetlerinde pilot kalmadı” iddiası da “Zeytin Dalı Harekatı”nın ilk 24 saatinde sergilenen performansla her halde nihayete ermiş olacaktır.

Harekatın terörle mücadelede bölge ülkelerine hatta küresel düzeyde örnek teşkil edeceğine işaret etmiştik. Türkiye, yüzde 70 düzeyinde yerli ve milli silah sanayini kullanarak bu harekatı gerçekleştirdiğinde ABD silahlarına ve istihbarat paylaşımına da ihtiyaç olmadığını ispatlamış olacak. “Zeytin Dalı” yalnızca siyasi değil askeri işbirliği düzeyinde de Washington’a önemli bir mesaj olacak. Hava operasyonunun ilk dalgasına katılan uçakların büyük kısmının Adana’daki İncirlik Üssü’nden kalkmış olması da büyük ihtimalle bu mesajın bir parçasıydı.

KAMU DİPLOMASİSİNİN AKTİF KULLANIMI

Yedinci olarak “Zeytin Dalı Harekatı” ile Türkiye’de devletin kamu diplomasisi alanında da bir devrim yaşadığına şahit oluyoruz. Türkiye, yürüttüğü operasyonun “neden ve niçinlerini” gerek siyasi gerek medya boyutunda dünyaya anlatmak için geçmişte benzeri olmayan bir başarı sergiliyor. PKK/PYD terör örgütünün henüz harekatın ilk saatlerinde sahte fotoğraf ve video görüntüleri ile Türkiye’nin sivilleri hedef aldığına dair propaganda girişimleri kısa sürede çökertilmiş olması bu başarının en somut örneklerinden biri.

Afrin’deki terör odaklarını temizlemeye yönelik operasyon bölgedeki tüm etnik ve dini gruplara yönelik de bir mesaj içeriyor. Şu umut edilir ki bundan böyle bölgedeki sorunların çözümü bölgedeki başkentlerde halledilsin. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2015 yılının Aralık ayında yaptığı Moskova ziyareti hala hafızalarda taze. 19. yüzyıldan bu yana kendisine Moskova, Paris, Londra ve Washington’da müttefik arayanlar bundan böyle herhalde daha farklı bir çizgi takip edeceklerdir. Bölge dışı müttefikler edinme çabalarının beyhude olduğu gelecek aylarda daha da netleşecektir.

Gelelim “Zeytin Dalı Harekatı”nın dokuzuncu ve muhtemel sonucuna. Bu sonucun somuta dönüşmesine yönelik ihtimal az olsa da umudu kaybetmemek lazım. Türkiye’deki muhalefet partileri harekat başlayana kadar toplumun bir kısmına “Rusya nasıl olsa hava harekatına izin vermez, bu hükümet de bu işe girişemez” algısını yaymayı sürdürdüler . Hatta Perşembe günü Moskova’ya giden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan başkanlıklarındaki heyetin Rusya Savunma Bakanlığı heyeti ile görüşmelerinde çekilerek servis edilen fotoğrafları manipüle ederek harekatın gerçekleşmeyeceği algısını beslemeye çalışan medya unsurlarına da rastlandı. Rus askeri polislerinin Afrin’deki görev yerlerinden ayrıldığı bilgilerini, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un açıklamalarına dayanarak yalanlayan ve harekatın olmayacağı propagandasını sürdürenleri de gördük. Halbuki perşembe günü Moskova’daki toplantının fotoğraflarına dikkatli baksalar, muadili masada olmadığı halde, Suriye’deki Rus varlığının Putin’den sonraki patronu Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun da görüşmelere katıldığını görürler ve Lavrov’un değil Şoygu’nun söylemlerinin esas alınması gerektiğini bilirlerdi. Ancak maalesef Türkiye’deki siyasete Afrin’de üslenen terör örgütlerinin vizyonundan bakan odakların gerçekleri anlamasını beklemek, harekatın kendisinden daha zor olabiliyor.

mehmet kancı

yeni şafak

Google+ WhatsApp