“Zeytindalı”ndan “Barış Pınarı”na…

“Zeytindalı”ndan “Barış Pınarı”na…


“Zeytindalı”ndan “Barış Pınarı”na…

 

 

Bazı dindar geçinenlerin de “istemezük”çü terör uzantılarına iltihak edip kendilerince “Dini referans” uydurmalarını şaşkınlıkla izliyorum…

İslâm barış demek”miş de “Her Müslüman barışçı olmak zorunda” imiş…

İslâm’ın “barış” demek olduğu doğru, zaten bu kavram tarih boyu Müslümanları saldırganlıktan ve şiddetten uzak tuttu…

Ancak bir başka “doğru” daha var ki, kimse ıskalayamaz. Bazen “barış”ın tesisinin, “savaş”a bağlı olduğunu hiçbir Müslüman görmezden gelemez…

Aksi takdirde, Peygamber Efendimiz’in bizzat katıldığı Bedir ve Uhud gibi belirleyici savaşlar, İslâmi açıdan dayanaksız kalır…

Böyle bir şeyi varsaymak mümkün değildir.

“Terör”ü meşrulaştıramadıkları için “barış”ı sloganlaştıran sözde “dindarlar”a ve sözde “hocalar”a: Hadi ordan! Akılları başlarında ise, Türkiye’ye ne yapmaması gerektiğini değil, ne yapması gerektiğini söylesinler…

Sınırında bir “terör koridoru” oluşmasına, terörist unsurlar vasıtasıyla İsrail’in güneyimize yerleşmesine Türkiye izin mi vermeliydi?..

Türkiye kendi “beka”sı için gereken adımları atıyor: Hem de sözde “medeni dünya”ya ve içindeki bazı aymazlara rağmen.

Fark ediyorsunuz ki, Türkiye, çoktan “ulusal güç” sınırlarını aşmış, “bölgesel süper güç” haline gelmiş: Vatandaş olarak iftiharla izliyorsunuz.

Bu inceden inceye plânlama…

Bu dört koldan detaylı istihbarat…

Bu etkili diplomasi…

Bu hızlı hareket, ancak “süper güç”lerin harcıdır…

Türkiye, hiç lâmı-cimi yok, “süper güç”tür!

Yalnız askeri açıdan değil, ekonomisiyle, yatırımlarıyla, savunma sanayiiyle, istihbaratıyla, diplomasisiyle, genç nüfusuyla ve hayalleriyle artık “süper”dir.

ABD’yi geri çekilmeye razı etmek…

Rusya’nın ve Çin’in tarafsız kalmasını sağlamak…

Rusya kanalıyla Suriye yönetiminin muvafakatını almak…

Hem Suriye rejim muhaliflerini destekleyip hem de Suriye’yi böyle bir şeye razı etmek…

Birleşmiş Milletler’in desteğini kazanmak…

NATO’ya, “Türkiye önemli bir müttefikimizdir” vurgusu yaptırmak…

İran’ın itirazlarını bertaraf etmek…

Bir anda onlarca bombardıman uçağı kaldırıp aralarındaki koordinasyonu sağlamak…

Belirlenen hedefleri milimetrik nokta atışlarıyla imha etmek…

Bunları yaparken, sivillere kalkan oluşturup muhtemel zararlardan korumak…

Bunlar her devletin harcı değildir!

Ordumuz milletten aldığı mutlak desteğin hakkını veriyor…

Emeklerimiz helâl olsun!

Eski Türkiye böyle bir tablo ile karşılaşsaydı, “Sınırlarımızın ötesinde bir şeyler oluyor işte” deyip seyrederdi…

Türkiye seyrederken, ABD burnumuzun dibinde at oynatır, istediği “terör ordusu”nu kurar, geleceğimizi karartırdı.

O sırada politikacılarımız bir birbirlerine sorar dururdu:

“ABD ne diyor?..”

“AB ne diyor?..”

“BM ne diyor?..”

“NATO ne diyor?”

Yeni Türkiye’de kimse bunlara bakmıyor. “Kim ne derse desin” diyor, gerekeni yapıyor: Vurmak gerektiğinde vuruyor, durmak gerekirse duruyor.

Hareket tarzını, yabancıların güdümü değil, kendi millî menfaatleri belirliyor. 

Allah yardımcımız olsun!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp