Zamanımız neden yetmiyor?

Zamanımız neden yetmiyor?

“Sosyal değişimler” tarihin her döneminde vardı ama hiç bugünkü gibi çılgın bir hızda cereyan etmemişti. Modern zamanlarda, günümüze nispeten yavaş değişim hızı, insanlara hayatlarını anlamlandırarak yaşama, planlama ve yönetme imkânı sağlıyordu. Mesela eğitime yatırım

Zamanımız neden yetmiyor?

 

 

“Sosyal değişimler” tarihin her döneminde vardı ama hiç bugünkü gibi çılgın bir hızda cereyan etmemişti. Modern zamanlarda, günümüze nispeten yavaş değişim hızı, insanlara hayatlarını anlamlandırarak yaşama, planlama ve yönetme imkânı sağlıyordu. Mesela eğitime yatırım yapan anne babalar çocukları için daha iyi bir gelecek planlayabileceklerini, yeterince çalışıp birikim yaparlarsa hayallerindeki hayatı sürdürebileceklerini biliyorlardı.

Günümüzde bu tür beklentiler yerlerini artık haklı endişelere bırakıyor. Tamamen kaotik, istikameti belirsiz, çılgın hızdaki değişimlerin sebep olduğu bir kasırganın ortasında kalmış vaziyetteyiz. Çocuklarımızı gönderdiğimiz okullarda öğretilenler, onlar daha mezun olmadan kıymetini yitirebiliyor. Bugünün en gözde meslekleri yarın gözden düşebiliyor. Bize para kazandırsın diye senelerce emek harcayarak elde ettiğimiz kabiliyetler bir anda değersizleşebiliyor.

***

Kendimizi değişim dalgaları üzerinde sörf yapmaya mecbur hissediyoruz. Planlar yapmak her geçen gün biraz daha anlamsızlaşıyor. Ayaklarımızın altındaki zemin kayıyor. Hayatımız üzerindeki kontrolümüze dair güvenimiz azalıyor. Sürekli bir savrulma ve sürüklenme hissi bizi rahatsız ediyor. Kendi hayatlarımıza “yabancılaşıyoruz”.

Bu hızlı değişim ortamında, görülmemiş teknolojik imkânlara rağmen, zamanımız bize yetmiyor.

Alman sosyolog Hartmut Roza’ya göre zamanın yetmemesi, hayatın bize sunduğu sonsuz ihtimaller paletinden mümkün olduğunca çok seçeneği gerçekleştirme arzumuzdan kaynaklanıyor. Günümüzde hayatı “dolu dolu” yaşamak herkesin en önemli hedefi haline gelmiş durumda. Bunun için “hızlanmamız” şart. Ama ne kadar hızlanırsak hızlanalım sofrada tadına bakabileceğimiz lezzetlerin sayısı, bakamayacaklarımızın sayısına göre hep çok az olacak. Müthiş kitapların milyonda birini bile okuyamadan, inanılmaz filmlerin, harika dizilerin, muhteşem spor müsabakalarının, unutulmaz konserlerin, tarihe geçen açık oturumların binde birini bile göremeden ölüp gideceğiz.

Çok kimsenin bilgisayarı, ömrü boyunca seyretse bitiremeyeceği filmlerle, dinlemekle sonunu getiremeyeceği müziklerle, okuyamayacağı e-kitaplarla dolu. Sosyal medyada her gün onlarca yeni mevzu gündem oluyor, tartışılıyor. Twitter trending topic’leri ayrı, ekşi sözlük gündemleri ayrı, YouTube trendleri ayrı birer dünya. Instagram’da keşfedileceklerin sonu yok! Her gün sayısız yeni şarkıcı, komedyen, youtuber çıkıyor. Yeni dini, sosyal, kültürel akımlar karabatak gibi bir görünüyor bir kayboluyorlar. Gün geçmiyor ki siyaset, ekonomi, teknoloji cephelerinden sarsıcı değişim haberleri gelmesin.

Bu baş döndürücü gelişmelerin karşısında insanlar, hayatın yanlarından öylece akıp gittiğini ve ilgilerini, heveslerini tatmin etmek için asla yeterince zaman bulamayacaklarını, dahası hayatlarının dizginlerini kaosa kaptırmış olduklarını görüp üzülüyorlar.

Çok insan artık hızına yetişemediği hayatın dışında kaldığını hissediyor.

***

Hayatın akışındaki ivmelenmenin bir de demokrasiyle ilgili olarak karşımıza çıkarttığı tehlike var. Mevcut demokratik mekanizmalar, bu kadar hızlı şekilde ortaya çıkan gelişmeleri yönetmek, yönlendirmek üzere tasarlanmış yapılar değil. Çok önemli kararları almak için gereken uzun tartışmalara kimsenin tahammülü yok artık! Mesela embriyoların klonlanmasına izin verilmesi, eşcinsel evliliğin legalize edilmesi, uyuşturucu kullanımının serbest bırakılması, güvenlik gerekçesiyle her yere yüz tanıma sistemlerinin kurulması, silahlı insansız hava araçlarında kullanılan yapay zekaya otonom ateş etme kabiliyetinin verilmesi gibi hayli netameli mevzular bir anda gündeme geliyor ve bunlarla ilgili kararların bir an önce verilmesi gerekiyor.

Mantıklı bir karar vermek için gereken ayrıntılı analizlere, ince eleyip sık dokumaya, derin ve kapsamlı değerlendirmelere vakti olmayan ağ toplumu vatandaşları, kararları duygularına bırakıyorlar. Bir yol ayrımına vardıklarında, doğru istikameti düşünerek, araştırarak değil “sezerek” bulmaya çalışıyorlar.

Bu da demokratik dünyayı son derece tehlikeli bir yer haline getiriyor! Hislerin toplumsal seviyede manipülasyonunu son derece kolaylaştıran internet üzerinden insanların hislerine erişmeyi başaran muhteris liderler, toplumların dümenini adaletsizliğe, merhametsizliğe, zalimliğe, çılgınlığa kırmak için gereken gücü devşiriverebiliyorlar.

Hızlandıkça, kendimize, toplumumuza, hayata, kısaca her şeye karşı yabancılaşıyoruz. Yalnızlaşıyor, hayat gayemizi kaybediyor, sonsuz bir tatminsizlik anaforuna sürükleniyoruz.

Hiçbir şeye vakit yok artık… Bu hercümerçten bir çıkış aramaya bile!..

 

 

 

Salih Cenap Baydar - Karar.com

Google+ WhatsApp