Zalimin Gücü

Zalimin Gücü


Gücün birçok açılımı var. Kişilere ve durumlara göre değişebilir, farklı algılanabilir. Zalim, tanımı üzerinde: Zulmeden. Hakkı olmadığı hâlde gerek bireylere ve gerekse toplumlara, insanlığın hak sınırlarını aşarak müdahalede bulunmasıdır.

 

İnsanlığın en çok gereksinim duyduğu hakkıyla ve adaletle yöneltilmesidir. Bu dünyada yönetenler olduğu bir gerçek. İnsanlığın genel durumudur bu.

 

İnsan, tamahkâr bir varlık. Nefsi ile kendisi arasında kendisiyle çekişen ve daha fazlasını isteyen bir varlık. İstedikçe tıkınan ve doymayan bir varlık. Bu, nefsin tutsaklığından kaynaklanıyor. İnsan hangi konuda olursa olsun, doyum bilmedikçe uçlara doğru gider. Bu, kimi zaman önü alınamaz bir hırsa bürünmesine neden olur.

 

Dünya mülkü insanlığın ortak tarlası. Ondan beslenmesi ve ona sahip olması bütün insanlık için yeterli. Fakat hırsa kapılanlar için dünya mülkü sanki sadece kendilerine aitmiş gibi bir yapı oluşturuyorlar. Topluluklar bir araya geliyor, devletler kuruyorlar, bunu o kadar güçlü hâle getiriyorlar ki sınır tanımıyorlar. Eskiler, bizden önceki kuşaklar, sohbetlerinde tatlı tatlı anlatırlardı. Bir köylüye veya dünyası belli bir alanda olan, bulunduğu ortamın benzetmeleriyle bir şeyler anlatılır.

 

Hazreti Âdem ilk insan. Allah, ona kelimeler öğretti. Cennetinde belli bir süre yaşattı ve yeryüzüne çıktı. Kendisine eşya sunuldu. İlk insanın, kimseden hiçbir şey görmediği, deneyimleri olmadığı, bir ilk olduğu için hayret ve şaşkınlık içinde olduğu bilinen bir gerçek.

 

Âdem Peygamberin rızkını temin için doğaya çıkması gerekiyor. Bir çift öküzü ve karasabanı var. Yeryüzü toprağında ilk işi, toprağı sürmek ve ekin ekmek. Karasaban ile toprağı karmaya başlayınca başını alıp gideceği kadar gitmeye devam ediyor. Şeytan yolunu kesiyor: “Nereye gidiyorsun? Senin sınırın buraya kadar.” Peygamber işini bırakıyor, şeytan ile boğuşuyorlar. İkisi yere yuvarlanıyor. Şeytan, altta iken sınır diye belirlemek için koyduğu taşı ayağıyla itiyor. Yani sınır denilen yeri birkaç karış daha ele geçirmek için direniyor. Mesel bu kadar. İnsanların hayallerinde kurguladığı ve anlattığı durum şu. İnsanlar kendi nefisleriyle ve şeytanlarıyla boğuşma hâlindedir. İçindeki şeytan, insanı dürtmeye devam ediyor.

 

Zalim sultanlar, yaptıklarıyla bilinirler ve unutulmazlar. Tarihin karanlık aynasına gölgeleri düşer de oradan hiç silinmezler. İnsanlığın yüz karası olurlar. Onların genel bir adı olur, zulmün zirvesine oturdukları için. Firavunlar ve tiranlar. Bunların en belirgin sembolleri yeryüzünün zulüm eserleri olarak duruyorlar. Abide demekten kaçındık. Abide, bir bakıma olumluluk içerir. Bir zalimin zulme dayalı eserini bir anıt olarak tanımlamak da bir zulümdür.

 

Her dönemin zalimleri farklı görünümdedirler. Kimileri insanlara sırtlarından taş taşıtarak kendi cesetlerini saklayacak piramitler yaparlar. Kimileri bitmez tükenmez sınırsız mülkler edinme çabasında olurlar. Kimileri insanların yaşayışlarına, düzenlerine kendilerine göre müdahalede bulunurlar. İnançları ve değerlerini yok sayarlar, kendi inançlarını egemen kılmaya bakarlar.

 

Peygamberler ile onları temsil eden Hak yolcuları bu dünya mülkünde iyilik ve güzellikler için çabalarken onlar bu düzeni yıkmaya, insanlığı ana yoldan çıkarmaya, şeytanın yoluna sürüklemeye bakarlar. Kendilerini insanlığın sahibi sanırlar. İnsanları hem köleleştirirler hem de güderler. Varlıkları buna bağlı.

Zalimlerin gücünün de bir sınırı var; bu, dünyayla ilgili. Dünya hayatı bitince onlar için her şey bitiyor gibi, ama bitmiyor çünkü zulümlerinden oluşturdukları ateş onları bekliyor. Hiçbir şey karşılıksız kalmıyor. Güneş yalımında titreşen zerreler kadar yaptıkları zulümlerinin hesabını verecekler. Güçleri bu dünyada yetiyor ama ötede onlar için büyük bir ateşe dönüşüyor.

 

İnsan, zulmünün kölesi olunca iyilik ve güzellikler adına hiçbir şeyi görmüyor. Varsa yoksa zulmüne vasıta olacak eylemleri. Şeytanların zulüm nişaneleridirler onlar.

Google+ WhatsApp