“Zafer kazanmak” ya da “muvaffakiyet” üzerine!

“Zafer kazanmak” ya da “muvaffakiyet” üzerine!

Her Mü’minin Kur’an-ı Kerim’deki ‘Hızlân’ ve ‘Tevfîk’ kelimeleri üzerinde ciddi anlamda düşünmesi gerek. Hemen herkes “Başarı” ve “Kazanmak”tan söz ediyor. Durun hele bir, siz kim oluyorsunuz ve neyi kazanıyorsunuz!? Belam! O “lanet olası” öyle diyordu! Belasını buldu. Oysa o aynı zamanda Hz. Musa ve

“Zafer kazanmak” ya da “muvaffakiyet” üzerine!

 

Her Mü’minin Kur’an-ı Kerim’deki ‘Hızlân’ ve ‘Tevfîk’ kelimeleri üzerinde ciddi anlamda düşünmesi gerek. Hemen herkes “Başarı” ve “Kazanmak”tan söz ediyor. Durun hele bir, siz kim oluyorsunuz ve neyi kazanıyorsunuz!? Belam! O “lanet olası” öyle diyordu! Belasını buldu. Oysa o aynı zamanda Hz. Musa ve Harun’dan sonra Tevrat’ı en iyi “bilen”di! Şu veliahdın fetvacısı Sudeysi de benden daha güzel Kur’an okumuyor mu!

Okuyan ve düşünen kaç kişi kaldı! “Bel’am”ı hatırlayın. Onun kazandıkları kendi aklı ve çabalarının ürünü idi değil mi!? Promete de Tanrıdan ateşi çalmıştı!? Mitolojiyi hatırlarsanız, sonra “Pandora’nın Kutusu”nu açınca olan olacaktır.

Bakın bu konu sadece siyasetle ilgili değil, iş dünyası, okul, sporcular, herkesi ilgilendiriyor.

N. Demirkol ve M. Karatay konuyla ilgili bir makalesinde şu tesbiti yapar: “Tevfîk’in olmadığı yerde hızlân, hızlân’ın olmadığı yerde tevfîk vardır. Bu iki kelime birbirinin zıttıdır. Karanlık ve aydınlık gibi. İki kelime de Kur’an’da kullanılmaktadır. Tevfîk’in neticesi başarı, hızlânın neticesi ise mağlubiyettir. Tevfîk’in ve hızlânın neticesi Allah’ın iradesine bağlıdır. Tevfîk ve hızlân hem kâfir için hem de Müslüman için geçerlidir. Allah, her insan için çalıştığının karşılığını vermektedir. Fakat muvaffakiyeti vermesi veya hızlânda bırakması O’nun iradesinde olan bir durumdur.”

Hızlân kelimesi engellemek, alıkoymak, muaveneti kesmek, kendi haline bırakmak, rezil olma, aşağı düşmek, kişinin kendisine yardım edeceğini zannettiği kimsenin onu terk etmesi, ihtiyaç halinde yardımın kesilmesi, gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak da ‘Allah’u Teâlâ’nın isyankâr kullarına karşı yardımını kesmesi, onları kendi haline bırakması’ şeklinde tarif edilir.”

Kitapta yazmıyor mu: “Allah size yardım ederse, size galip gelecek kimse yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah’a tevekkül etsinler.”

Daha önce de yazdım: Hz. Lut, Hz. Nuh başarısız mı idi? Ebazer acından öldü, karısı da. Yezid, İslam toplumunu zenginleştirdi. Allah’ın arslanı, ilmin kapısı ehli beytin kaynağı Hz. Ali başarısız mı idi! Hz. İsa da başarısızdı değil mi!? Hz. Yusuf 7 yıl başarılı gitti, 7 yıl başarısız!?. Evet, Allah bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Allah serveti ve iktidarı halklar ve ülkeler arasında evirip çevirecektir. Her toplum layık olduğu gibi idare olunacaktır. Biz kendi hakkımızdaki hükmümüzü değiştirmeden, O bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir. Hayır da, şer de O’nun rızası içindedir. Biz O’nun rızasını isteyeceğiz. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde O, hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz Allah bilir. Eğer biz O’nun rızasını ister ve o yolda ilerlersek, yaptığımız hiçbir şey kaybolmayacak, karşılığını bulacaktır. Değilse “Allah işlerimizi sarp dağlara sardıracak”. Bu arada Allah, cahil ve zalim topluluklara yardım etmeyecek. O’nun ipini bırakanların O da ipini bırakacaktır.

Eğer Allah’ın emirlerine muhalif hareket eder ve Allah ile Resulüne itaatten uzaklaşırsak, Allah, bizi “hızlân”da bırakır. Yani yardımını keser ve bütün mahlûkat toplansa da bizlere yardım edemezler. Allah’ın “hızlân”da bırakması ise helak olmak demektir. “Zafer” ve “başarı” tamamen Allah katındandır. Allah’ın yardım ettiği kimse için yenilgi söz konusu değildir. “Hızlân”da bıraktığı kimseler ise zafer ile tanışmaları mümkün değildir!.

Halid b. Velid’i hatırlayın. Hz. Ömer, Halid’i, “zaferi neredeyse Allah’tan değil, Halid’den bekliyor olacaklardı” diye azletmişti. Bakara suresinden Talut-Caludkıssasını okuyun. Güçlü komutanlar, güçlü ordularınız olsun, ama zafer onlarla mutlak kazanılacak değildir. Allah nice küçük topluluklara büyük ordular karşısında zafer vermişti. “Kuyudaki Yusuf’u Mısır’a sultan eden Allah” dilediğinde muhayyerdir!

İsra Suresinde ise “hızlân” kelimesi Allah’ın affetmeyeceği, insanın haysiyetine ve fıtratına yakışmayan, Allah’tan başkasını ilah edinenlerin kınanmış ve yardımdan mahrum bırakılacağını ifade edilmektedir. Yetimi görüp gözetmeyenler, zulmeden, cahillik eden, iftira atan, gıybet edenler, ‘münafık’lar, ‘kafir’ler, ‘fasık’lar, ‘müfsit’ler de Allah’ın yardımından, ihsan ve bereketinden mahrum bırakılacaklardır. Bunların yeniden yardım alabilmeleri için tevbe etmeleri ve hallerini düzeltmeleri gerekecektir. Mesela, kitapta “Allah ile birlikte başka ilâh daha edinme! Yoksa kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın” denilmektedir. “İlah edinme” bir başkası ve/veya kendi heva ve arzusunu Allah’ın rızasının önüne koyma halini ifade eder. Bakın kitaba:Eğer ulûhiyette ve ibadette Allah’tan başkasını İlah edinirsek zemmedilecek ve Allah’ın nimetinden mahrum bırakılacağız. Kitapta bize misal verilmedi mi: “Bak nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir musibete uğradılar, sonra sana geldiler, ‘Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik’ diye Allah’a yemin ediyorlar.” 

Hz. Şuayb (a.s) “Muvaffakıyetim Allah’ın yardımına bağlıdır” der. Kitap buna şahiddir.

Evet, Allah yeri gelir gök orduları ile de destekler bizi. Yeri gelir, yaptıklarımızın karşılığını 10 katı, 100 katı, hatta 700 katı ile “ihsan” da eder.

Ramazan’dayız ve siyaset konuşuyoruz. Herkes kazanmaktan ve başarıdan söz ediyor ve sanki her şey kendi ellerindeymiş gibi. Siz kazanmayı ve başarıyı bir kenara bırakın. Değil mi ki, size hayır gibi gelen şeyde şer, şer gibi gelen şeyde hayır olabilir. Bunu siz de bir başkası da bilemez. Siz “Hayırlısını”, “Allah’ın rızasına uygun olanı” isteyin. Ve “Rabbim bizi sabredenlerden, şükredenlerden ve direnenlerden bulacaksın” deyin. Dualarınızla Allah’a (Haşa) akıl vermeyi, O’nu ikna etmeye ve O’na bazı şeyleri hatırlatmaya çalışmayın. Sonra gazaba uğrayanlardan olursunuz. Elbette “başarısızlık” ya da “kaybetmek” değil arzumuz. Biz doğru bildiğimiz yolda çalışalım. Bakın sonuç ne olursa olsun, siz Allah’ın rızasını gözeterek, doğru yönde ileri doğru hareket ettiyseniz, aslında siz kazandınız. “Rıza”yı kazandınız ve bu kazanç daha iyidir. Kim zerre kadar bir iyilik ya da kötülük yapmışsa, karşılığını görecektir. Sonuçta mahzun da olmayacaksınız.

Siyasete soyunanlar usul ve esas olarak keşke bu kuralları okuyup, anlayıp, ona göre çalışsalar. Yoksa Allah’ın rızasına adanmamış hiçbir eylem sebebi ile sonuç ne olursa olsun, size hayrı yoktur. Şüphesiz O’nun rızasına ancak O’nun gösterdiği yolda gidilir. “Kem alat ile kemalat olmaz”. Eğer böyle yapıyorsanız, tekrar söylüyorum, seçim sonucu ne olursa olsun, siz kazanacaksınız! Tekrar hatırlayalım: Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir.

Bize düşen adil şahidler olmaktır. Verdiğimiz sözde durmaktır. Bir topluluğa olan düşmanlığımızın bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemesidir.

Bu uyarılarım yarın da devam edecek. Dikkat: Ramazan ayıdır. Bugün de, bu işte yine imtihan oluyoruz. Unutmayın, tek başına “iyi niyet” sizi kurtarmaya yetmez. Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı olacağız. Zalim babamız da olsa, mazlum düşmanımız da. Bu konularda yapıp yapmadıklarımızla ya kendi cennetimize sırtımızda tuğla taşıyacağız, ya da kendi cehennemimize odun! 

Allah’ım, bize Hakkı Hak, batılı batıl göster, sıratı müstakime ilet, nimet verdiklerini yoluna, gazaba uğrayanların değil. Bizi rızanın tecellisinin vesilesi kıl! (Amin) Selâm ve dua ile.

 

abdurrahman dilipak

yeni akit

Google+ WhatsApp