“Z Kuşağı” ve ana-baba sorumluluğu

“Z Kuşağı” ve ana-baba sorumluluğu


Hiçbir anne, hiçbir zaman sarhoş bir bebek dünyaya getirmedi...

Hiçbir anne, hiçbir zaman eroinman bir bebek dünyaya getirmedi...

Hiçbir anne, hiçbir zaman başarılı ya da başarısız bir bebek dünyaya getirmedi...

Doktor, avukat, mühendis, hamal bebekler de dünyaya getirmedi anneler. 

Anneler yalnızca kız ya da oğlan bebekler dünyaya getirirler. 

Onlardan kimisi iyi, kimisi kötü, kimisi doğru, kimisi yanlış, kimisi soyguncu, kimisi dürüst, kimisi başarılı, kimisi başarısız olur.

Ne olacaklarına bebekler karar vermez... 

“Hiçbir şey” olarak dünyaya gelen bebekleri “bir şey” olmaya yönlendiren, en başta anne-babalardır. Sonunda çocuk iyi bir “şey” olmuşsa, paylaşamazlar; taraflar kendi çabasıyla çocuğun “iyi bir şey” olduğunu ileri sürer. 

Ama eğer “kötü bir şey” olmuşsa çocuk, sorumluluğu birbirlerinin üzerine atarlar: “Hep senin yüzünden böyle oldu...” 

Hâlbuki ortaklaşa çalışarak “öyle” yaptılar.

Evde durmadan kavga ettiler. Hem birbirlerini çekiştirdiler, hem komşularını. Çocuğa yönelik bir sevgi ekseni oluşturmadılar. Hep bağırarak, zaman zaman da döverek çocuğu terbiye ettiklerini zannettiler. Sık sık, “Sen adam olmazsın” dediler, çocuğun kendine güvenini sarstılar, umutlarını tökezlettiler. Ne yaptığına, neler okuyup dinlediğine bakmadılar, edindiği arkadaşlarla ilgilenmediler. Sadece kendi yapamadıklarını yapan anne-babaların başarılı çocuklarını örnek gösterip durdular: “Bak Sıdıka Hanımın kızı ne kadar başarılı...”

Böylece sorumluluktan kurtulduklarını varsaydılar. Öyle ya başarılı bir örnek de gösterildikten sonra, çocuk ona bakarak kendi kendine adam olmalıydı! 

Zaten okul ve öğretmen faktörü de vardı: Çocuğa hem eğitip hem öğretmezlerse bunlar ne işe yarardı?

Çoğumuz—maalesef—böyle yetişiyor. Buna rağmen kimimiz başarılıyız, kimimiz başarısız. Bunun şansla da fazla bir ilgisi yok bence. “Şanslı” ve “talihli” dediğimiz insanlara dikkat ederseniz görürsünüz ki, hemen hepsi çok çalışkan insanlardır. Şansın kapıya gelmesini beklemezler, büyük atılım ve çabalarla kendi şanslarını oluştururlar. 

Başkaları dinlenirken onlar ya üretir, ya düşünür, ya da işlerini daha da kolaylaştıracak yeni projeler üretirler.

Onlar çabalarıyla kendi şanslarını oluştururken, kendilerine “şanssız” dediğimiz “başarısızlar” kendi şanssızlıkları yüzünden kaçırdıkları fırsatların hikâyesini anlatmakla ömür geçirirler. Bir günden bir güne “Şeytanın bacağını kırmak” üzere harekete geçmezler, bir günden bir güne “göle maya” çalma kabilinden yeni bir başlangıç yapmazlar.

Earl Nightingale der ki: “Başarılı bir insanla başarısız bir insan arasındaki fark, başarısız insanın yapmadığı her şeyi başarılı insanın yapmasıdır.” 

Yani aslında ne olduğumuz ve kim olduğumuz, ne ve kim olmak istediğimizle ilgilidir. 

Google+ WhatsApp