“Z Kuşağı” ne demek?

“Z Kuşağı” ne demek?


Babam rahmetli “bel kuşağı” kullanırdı. Metrelerce bezi her sabah özenle beline sarar, hatta biraz da merasimsel bir hava verirdi.

Kuşağın sayesinde bel ve mide ağrısından kurtulduğunu söylerdi.

Bu sebeple çocukluğumdan beri “bel kuşağı”nı bilirim…

Gökkuşağını bilirim…

Ebemkuşağını (bazı bölgelerde gökkuşağına ebemkuşağı derler) da bilirim.

Ama “Z Kuşağı”nı yeni yeni duymaya başladım.

İki binlerde dünyaya gelen “kuşak”, “Z Kuşağı” olarak tanımlanırmış! 

Alfabenin diğer harfleri ne zaman bitti, sıra son harfe ne zaman geldi, yoksa “zamane çocuğu”nun “Z”sini alıp bu saçmalığı mı ürettiler, bilmiyorum.

Bilmediğim için de bir bilene soruyorum: “Neci bunlar?” 

“Bireyci”… “Tik tokçu”… “Eğlenceci”… “Nemelâzımcı”… “Umursamaz”… “Okumaz”… “Sosyal medyacı”…  

Lâkin “özgürlüklerine aşırı düşkün”müşler!

Ona bakarsanız, kediler de umursamaz, bireysel ve özgürlüklerine fena halde düşkündürler!

Yalnız “tik tokçu” kedi duymadım!.. Tüm zamanlarını sosyal medyada harcayan akılsız kedi de duymadım…

Kediler en azından ekmeklerinin peşinde koşarlar.

Zaten “özgürlüğüne düşkün” olanın ne “umursamaz” olma hakkı var, ne de “ekmek elden su gölden” yaşamaya…

Hele hele “Nemelâzım” demeye hiç hakları yok! Koşturacak!.. Yarışacak!.. Başarmaya çalışacak!.. Kimseye yük olmayacak!.. Ekmeğini taştan çıkaracak: Yoksa ekmeğini veren şartlarını da koyar, özgürlüğü mumla ararsın!

Hayatın kuralı budur. Eğer bahsedildiği gibi bir kuşak geliyorsa, vah memleketim, vah milletim, vah gençliğim!

****

Ben “Z Kuşağı” filan anlamam: “Her çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar, sonra anne-babası onu Yahudi, Hıristiyan, ya da Mecusi yapar.” (Hadis meali, Buhari, Cenaze bölümü, 80-92-Müslim, Kader bölümü 25)…

Eğer bahsedildiği gibi umursamaz, sorumsuz, meraksız, eğlenceci bir “Z Kuşağı” geliyorsa, doğrudan onları yetiştiren aileyi ve okulları suçlarım.

****

Sözün tam burasında adliyede mahkeme sırası beklerken şahit olduğum bir olayı özetleyeceğim…

Bir kadınla bir erkek adliye koridorunda tartışıyorlardı. Karı-koca oldukları belliydi, çünkü birbirleri hakkında çok şey biliyorlardı. Ve bildiklerini şaşılacak kadar hızlı bir tempoyla sayıp döküyorlardı. Boşanmaya çalıştıkları anlaşılıyordu. Kavganın ana konusuna bakılırsa oğulları en büyük problemleriydi. Çünkü uyuşturucuya alışmıştı. Anne, babayı, baba, anneyi suçluyordu.

Kadın: “Para para diye tutturdun, oğlunla yeterince ilgilenmedin” diyordu, haklıydı.

Erkek: “Senin saçıp savurmana para yetiştirmek kolay mı, gece gündüz çalışmak zorunda olduğum için oğlumla ilgilenemedim. Kuaförlerde, sinemalarda sürteceğine oğlunla ilgilenseydin” diyordu, o da haklıydı.

Ama bu bağrışların, suçlamaların, hatta ondan biraz sonra şahit olduğum sille-tokatların kendilerine, kendi geleceklerine ve uğruna kavga ettikleri eroinman oğullarına da bir faydası yoktu.

Birden olayı kavradım: Çocukları aile dışı arayışlara (içki-uyuşturucu v.s) yönelten şey, ailedeki uyumsuzluklarıydı. 

“Z Kuşağı”na dönersek: Yaşadıkça öğrenecekler, hayatın yükü omuzlarına bindikçe akıllanacaklar. 

Zaten “yüzde 20’si aşırı zeki” diyorlar: Bunun yüzde 10’unu “adam gibi” yetiştirebilsek, yeter: Türkiye’yi kucaklayıp geleceğe taşırlar. 

Gerisi “teferruat” kalır. 

Google+ WhatsApp