Yine Lozan, yine bildiğiniz angutluklar!

Yine Lozan, yine bildiğiniz angutluklar!


Lozan sözleşmesine “doğa üstü” bir güç atfedecekler ya..

Lozan sözleşmesindeki, “meydanda kazandığımız savaşın, masada kaybedilmesinin ezikliği”nin üstünü örtecekler ya..

Lozan sözleşmesinde, “kanımızı akıtarak kazandığımız savaşın hakkını alamadığımız gerçeği”nin tartışılmasını önleyecekler ya..

“Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur” diye söze giriyorlar..

“İmparatorluğun küllerinden, yeni bir devlet doğuran anlaşmadır” diye devam ediyorlar..

“Lozan ile birlikte, sınırlarımız perçinlendi” diyorlar.

Bre utanmazlar, bizim sınırlarımız, akıttığımız kanlarla perçinlendi..

Bizim tapumuz, şehidlerimizin kanlarıdır..

Meydanda kazandığımız savaşlarla bizim sınırlarımız belirlendi..

Kimse bizim kara kaşımıza, kara gözümüze hayranlığından, bilek gücü ile almadığımız bir karış toprağı ne Lozan sözleşmesi ile ne de bir başka sözleşme ile vermedi..

Şu olsa idi..

Askerimiz sayesinde geldiğimiz sınırların daha ötesinde de bazı bölgeler, “Bu sözleşme olmasa, o bölgeleri de Türkiye’nin bilek gücü ile alma ihtimali var.. Yunan’ı süpürmüş, getirip İzmir’den denize dökmüş.. Şimdi imzalayacağımız Lozan sözleşmesi olmasa… Belki Edirne’yi geçip, Atina’ya kadar bazı topraklarını tekrar geri alacaklar.. Irak’ı belki geri alacaklar. Suriye’yi belki geri alacaklar.. Biz kendiliğimizden buralardan bir kısmını verelim, bir kısmını da bizde tutalım, kâr kârdır” demiş olsalar.. ve bunun gereği olarak, askerimizin kanı ile almadığımız bazı yerleri de bize fazladan Lozan sözleşmesi ile vermiş olsalar..

Biz de diyecektik ki, “Bu bir anlaşmadır. Sahada buraları geri alma ihtimalimiz vardı ama. Alamama ihtimalimiz de vardı.. Kaldı ki, oturduğumuz yerden bir yeri almak da mümkün değil.. Bizim de kayıplarımız olacaktı.. Savaşsız, bize şu kadar yer veriyorlar. Öpüp başımızın üstüne koyalım.”

Ama böyle bir durum yok.

Savaş ile alamayıp da Lozan sözleşmesi ile aldığımız küçücük bir toprak parçası yok..

Ama, birileri vıdı vıdı ötüyor: “Lozan zaferdir”.

Bu söylemle karşımıza çıkanların, son örneği de Fatih Altaylı..

Diyor ki, bu şovmen, “Bu; ülkenin kuruluş belgesidir, bu; ülkenin evrensel kabul belgesidir ama.. ama kaynadı gitti. Lozan, bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet doğuran anlaşmadır. Bugün rahatken o anlaşmaya sallamak kolaydır. Sıkan o gün o savaşta herkesi yenip anlaşmayı yapmaktır. Yapabilenin elini öperim. En dandik meseleyi bile çözemeyenlerin. Neyse”..

Eee. Fransız’ın Galatasaray Lisesi’nde okursanız.

Böyle kafa karışıklığı yaşarsınız.

“Fransız adına mı konuşuyorsunuz? Yoksa Türkiye Cumhuriyeti adına mı konuşuyorsunuz”, bazen bilinç altınız ikilem yaşar, size lise çağında empoze edilen Fransız söylemi böyle kendini ele verir..

Lozan sözleşmesi yapılmadan önceki fotoğrafı önümüze koyalım..

Ben demiyorum..

Lozan’ın zafer olduğunu iddia edenler söylüyor..

Lozan görüşmeleri başlamadan önce, Anadolu’yu işgal eden güçlerden olan Yunan askerleri, M. Kemal öncülüğündeki ordumuz tarafından denize dökülmüştür…

O zaman, İzmir dahil, Anadolu’nun bizde olmasının tartışılacak bir yeri var mı?

Yok..

Ama 12 adaların, Ege denizindeki burnumuzun dibindeki adaların, Yunan’a bırakılmasının tartışmalı olduğunu söyleyebiliriz.

Niye?

Çünkü, Lozan anlaşması olmasa, belki o adaları da biz, bilek gücü ile alacaktık. Karşı taraf, “Anlaşalım” dediğine göre..

Buralardan bir kısmını da bize vermesi gerekirdi..

Hem bize yakın adalar olması, hem yüzyıllardır bizde olması, hem de savaştaki son üstünlüğün bizde olması, özellikle de oralardaki nüfusun çoğunluğunun bize yakın olması bunu gerektirirdi..

Peki o adalardan bir kısmı bize verildi mi?

Hayır..

O zaman, Lozan, nasıl zafer oluyor?

Diyeceksiniz ki, “Ama hezimet de değil!”

İşte bu noktada tartışma var..

Niye?

Çünkü Lozan sözleşmesi imzalanmasaydı, biz belki Edirne’nin ötesine de geçecektik. Selanik’i, Atina’yı da alacaktık. Adaları asker gücü ile kesin olarak alacaktık.. Doğuda, güneydoğuda belkı Irak ile ilgili, Suriye ile ilgili daha başka kazanımlarımız olacaktı..

İsmini verdiğim bölgelerde, bizim askerimizle girdiğimiz alanların dışında, Lozan ile bize verilen bir yer var mı?

Yok..

Hem bizim askeri güç kullanmamızı “Barışalım” diyerek engelliyorlar. Hem de daha önce bizim olan yerlerden makul bazı bölgeleri de bize vermiyorlarsa. Lozan tabii ki hezimettir..

Ama daha düne kadar Anadolu’yu işgal eden Fransız’ın bir lisesinden mezun olursanız..

“Bugün rahatken o anlaşmaya sallamak kolaydır. Sıkan o gün o savaşta herkesi yenip anlaşmayı yapmaktır. Yapabilenin elini öperim” dersiniz..

İfadeye bakın: “Sıkan o gün o savaşta herkesi yenip anlaşmayı yapmaktır.”

Savaşta kazanıp, sözleşme yapmanın zorluğu ne ola ki?

Savaşta kazanmak zordur.. Savaşta kazandıktan sonra, anlaşma yapmak nedir ki?

Ama içinizde Altaylı gibi gavur aşıkları olursa..

Böyle saçma sapan laflar ederler.

Anadolu coğrafyasında, Fransız’ı yenmiş iken, İtalya’nı yenmiş iken, Yunan’ı yenmiş iken.. Yendiğimiz adamlarla bizim sözleşme yapmaya ihtiyacımız yok iken.. bir fazlasını alacak isek, anlaşma yapmak, bizim menfaatimize uygun iken.

Hem anlaşma yaptırırlar. Hem de “Daha fazlasını almamaya söz ver” derler..

Bizimkiler de sevindirik olurlar..

Bir fazlasını almayacak isek. Ki almadık.. Niye anlaşma yapıp da bir de kendimizi, Suriye açısından, Irak açısından, 12 adalar açısından bağladık ki?

Niçin, “Buralarda hakkımız olmadığını kabul ediyoruz” dedik ki?

Niye?

Altaylı belli ki, “Fransız adına mı konuşuyorum, Türkiye adına mı konuşuyorum” kafa karışıklığı içinde, “Bugün rahatken o anlaşmaya sallamak kolaydır. Sıkan o gün o savaşta herkesi yenip anlaşmayı yapmaktır. Yapabilenin elini öperim” diyor..

Yani, “Savaşta yenilip, böyle güzel bir anlaşmayı yapmak, Fransa için büyük başarıdır” demek istiyor..

Biz ise, sanıyoruz ki, Altaylı, Türkiye adına konuşuyor..

Motoru yakıyoruz..

Oysa motoru yakmaya gerek yok..

Adamlar, Fransız lisesinden mezun oluyor, Fransız kavramları ile konuşuyorlar..

“Lozan zaferdir” diyorlarsa..

Bilin ki, Türkiye için değil, Fransa için zafer olduğunu söylüyorlardır! 

Google+ WhatsApp