Yine Gezi isyanı hayali,

Yine Gezi isyanı hayali,


Yine Gezi isyanı hayali, muhafazakâr “savrulma” ve yeni “çatı” arayışları.. 22 Mayıs’ta kimler ABD’ye gitti? Bu sefer kimler nerede dolaşıyor?

 

Gezi olayları bugünlerde neden ve kimler tarafından yeniden gündeme taşınıyor? Türkiye’de birileri neden yeniden böyle bir umuda sarıldı? Fransa’daki “Sarı Yelekli” isyanını Türkiye’ye taşımak isteyenler hangi siyasi amaçlarla, kimlerin gizli gündemleriyle hareket ediyor?

Bu soruları bir kez daha soralım ve devam edelim.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Gezi’de marjinal çevrelerden oluşturulan “Çatı İttifak”a bu sefer yeni, farklı ve daha geniş siyasi çevremler mi dahil edilmek isteniyor? Yerel seçimler öncesi bir toplumsal huzursuzluk üzerinden ne tür “kestirmeden” iktidar değişimi hesapları yapılıyor?

Yeniden “çokuluslu müdahale” arayışı..

Birileri yeniden etnik ve mezhep kimliğini sokağa sürüp, bu sefer muhafazakârlık örtüsü altına gizlenen etnik milliyetçiliği hortlatıp, CHP ve marjinal çevrelerle aynı çatı altına sokup, AK Parti küskünlerinin bir kısmını yanlarına alıp yeni bir öfke mi inşa etmek istiyor?

Tam da Paris sokakları yanarken, tam da seçimler yaklaşırken, tam da S. Arabistan Veliaht’ı Muhammed bin Selman ve BAE’li Muhammed bin Zaid’in Türkiye düşmanlığı paraya çevrilirken, tam da FETÖ lojistiği yeni ittifaklar ararken yeni “çokuluslu müdahale” senaryosunun psikolojik atmosferini mi oluşturuyor?

Muhafazakâr “savrulma” ve yeni örgütlenmeler..

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Almanya ziyaretindeki ve orada yürüttüğü temaslardaki gizlilik, dönüşte yürüttüğü görüşmeler, Cumhur İttifakı’na karşı “operasyonel” müdahaleler, hiçbir zaman bir araya gelmesi muhtemel görünmeyen siyasi çevrelerin “ortak hedef”e karşı aynı mevzie girmesi, yeni muhafazakâr siyasi parti çalışmaları, bu çerçevede iş dünyasından medyaya, STK’lardan siyasete uzanan yeni örgütlenmeler..

Hiçbiri birbirinden bağımsız değil, hepsi aynı merkezin tek bir projesinin değişik aşamaları gibi. Fotoğraf aynen böyle.. Ama şahsen, bütün bunların içinde en çok muhafazakâr, “İslâmcı” çevrelerin kimlerle iş tuttuğu, ürettikleri yeni söylem ve büyük “savrulma” dikkatimi çekiyor. Çünkü bu “savrulma” daha iyi bir siyasi arayıştan çok, “Türkiye tasarımı” üzerine yoğunlaşıyor ve hiç de yerli bir görüntü vermiyor.

Peki, Gezi olayları nasıl başladı? 22 Mayıs’ta kimler ABD’ye gitti?

Gezi olayları Taksim’de birkaç ağacın sökülmesi üzerine 27 Mayıs 2013’te başladı. Başlangıçta masum bir “çevre” tepkisi görüntüsü varken bir anda kitleselleştirildi ve Türkiye’nin büyük projelerine son verilmesi, hükümetin devrilmesi aşamasına getirildi. ABD ve Avrupa ülkelerinin istihbarat elemanları İstanbul’u sokak sokak parselledi ve isyanı/terörü yönetti.

Türkiye için, İstanbul için vahim görüntülerdi. Anadolu insanı siyasi tercihleri yüzünden cezalandırıyor, onlarla birlikte bütün ülke cezalandırılıyordu. O çirkinlikler, o vandallıklar arasında çok dolaştım, bu ülke için çok ağır, çok acı şeyler yaşanıyordu.

Bir konu bugüne kadar kimsenin dikkatini çekmedi. 22 Mayıs’ta FETÖ’nün bütün üst düzey, kritik isimleri ABD’ye gitti. 26 Mayıs’ta döndüler. 27 Mayıs’ta da Gezi isyanı başlatıldı. (Havaalanları kayıtlarından bütün bunlar çıkarılabilir.) Görünüşte marjinal sol’du, yabancı “sivil” (aslında istihbarat) kuruluşlardı, DHKP-C gibi örgütlerdi terörü yöneten. Ama sinir sisteminde FETÖ vardı. ABD’ye talimat almaya, “harekât” planlamaya gitmişlerdi.

Gezi isyanı “etnik ve mezhep eksenli iç savaş” planlamasıydı

Bu yüzden Gezi bir çokuluslu müdahaleydi. Örgütler, marjinal çevreler, mezhep eksenli yapılar doğrudan Avrupa istihbaratı tarafından yönetiliyordu. Devletin sinir sistemini ele geçiren FETÖ’cüler ABD ve İsrail tarafından yönetiliyordu.

Yani Gezi, 15 Temmuz iç savaş müdahalesinin ilk hamlesiydi. Yine iç savaş tezgâhlamışlardı. İsyancıların karşısına yüzbinlerce insan dikilecek ve Türkiye içinde etnik ve mezhep çatışmaları başlatılacaktı.

Bu proje başarısız olunca 15 Temmuz’da FETÖ’nün askeri kanadını ve tamamını devreye soktular. Bu sefer bir imha saldırısı yapıyorlardı. Bu yüzden Gezi, 17/25 Aralık, Güneydoğu ilçelerimizde Çözüm Süreci’nden cesaret alan işgal denemeleri, Suriye’nin kuzeyinden “çevreleme” girişimleri (hâlâ devam ediyor) ve 15 Temmuz ülkemize yönelik uluslararası bir müdahaleydi.

Bu sefer sadece FETÖ ve Soros’çular yok. Daha geniş bir “çatı” oluşuyor

Şimdi; yeni bir “müdahale”nin kapılarını açmak için sinsi çabalar dikkat çekiyor. “Masum muhalefet” görüntüsü altında geniş bir örgütlenme var. Üstelik bu sefer sadece FETÖ, sadece Soros’çular, sadece AB’nin fonladığı yapılar, sadece marjinal “cephe”ler değil, çok daha geniş bir cephe inşa etme çabası var.

Üstelik bu sefer, işin içinde bazı “muhafazakâr, İslâmcı görünümlü” çevreler de var. Tuhaf biçimde HDP üzerinden gidilemeyen yerlere “muhafazakârlık” üstünden gidilir oldu. Kripto HDP ve kripto FETÖ’cüler bu yolu deniyor.

Tehlike burada… Bu işaretler hiçbir şekilde meşru muhalefet arayışı değil. Meşru muhalefetin sınırları da, yol/yordamları da bellidir. Söyleminizi, tezlerinizi ortaya koyar, buna göre teşkilatlanmanızı yapar, milletin önüne çıkarsınız. Bu yönde mücadele verir, milletin tercihlerini toplamaya çalışırsınız.

Aynı ajanda, aynı gizlilik, aynı örgütlenme: Çok tanıdık

Ama burada başka türlü bir teşkilatlanma, örgütlenme, çokuluslu bağlantılar kurma, onların ajandasına göre siyasi söylem ve duruş belirleme, onların telkinlerine göre ittifaklar oluşturma, onların planlamalarına göre “kestirmeden sonuç alma” girişimleri var.

Ne yazık ki, yeni çokuluslu müdahale, bu ülkenin ana omurgasını oluşturan çevreleri, onlar üzerinde nüfuz sahibi olanları “gemiye bindirme” stratejisi üzerine kurulmuş. Bunu başarırlarsa çok daha geniş bir toplumsal güç inşa etmiş olacaklar.

Çünkü muhafazakârların içinde yer almayacağı hiçbir siyasi projenin bu ülkede başarılı olamayacağını biliyorlar. Bu yüzden de bütün oyunlar bu çevreler merkeze alınarak yeniden dizayn edildi. Şimdi “uygulama” safhasında bazı şeyleri görebilme fırsatı buluyoruz.

Paris’te olan Avrupa içi bir hesaplaşmadır

Hiçbir siyasi hesap bu ülkenin, bu vatanın üstünde değildir. İktidar yapısındaki olumsuzluklar, bunlara yönelik hiçbir itiraz, hiç kimseye, bu ülkeyi yeniden o “çokuluslu” senaryolarla yüzleştirme hakkı ve meşruiyeti vermez. Hiçbir siyasi proje, bu şekilde bir “savrulma” ile bu ülkede zemin bulamayacaktır.

Gezi olaylarının yeniden gündeme getirilmesi Fransa’da olanlara karşı romantik bir benzetme değildir. Paris’te yaşananlar ABD vesayetini reddedenlere karşı bir cezalandırmadır. AB’nin merkez iktidar alanını sarsmak, yeni arayışların önünü kesmek için yapılan Anglo-Amerikan-İsrail müdahalesidir. Bu müdahalenin bölgemizdeki ayağı, Suudi Veliaht ve BAE Veliaht’ı üzerinden servis ediliyor, fonlanıyor.

Muhafazakâr çevreler bu tuzağa düşmemeli..

Türkiye’de bu işe talip olanlar, hem ABD-İngiliz-İsrail cephesinden hem de güneyimizde yeni kurulan “eksen”den besleniyor. Suriye’nin kuzeyinde ülkemize karşı verilen savaşın amacı budur. Bu “Koridor’un içerideki ortakları söz konusu yeni arayışların da ortaklarıdır.

Bir örtülü müdahale dalgasıyla karşı karşıyayız. Ve bu bir “muhalefet” olarak servis edilir. Tabi şimdilik. Gezi’nin, 15 Temmuz’un açık ve gizli destekçilerinin tamamı bu işin içindedir. Ama bu sefer geniş muhafazakâr çevreler üzerinden oyun kuruluyor. Bu çevrelerin çok dikkatli olmaları gerekir. “Muhafazakâr muhalefet” ve “muhafazakâr müdahale” konulu uyarı ve endişelerimin tamamı bu yüzdendir.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp