Yıkılan duvarlar

Yıkılan duvarlar


Koronavirüs bütün dünyada ekonomik, siyasi, sosyal ve ruhsal dengeyi alt üst etti. Sokak sokak, hane hane yayılan virüs artık her yerde karşımıza çıkabiliyor. İnsanlarımız yoğun bir korku sarmalının içinde yaşıyor ve dirençlerini kaybediyorlar. Gündemimizde hep aynı sorular var: Virüs ne zaman sona erecek, hastalık ne zaman son bulacak, yüzümüze taktığımız maskelerden ne zaman kurtulacağız, ekranlara yansıyan Covid-19 haberleri ne zaman bitecek… Bütün bu sorular hayatımızın dengesini yerle bir etti ve toplumun ruh sağlığı çöktü. Artık herkes maruz kaldığı kaygılardan, depresif sorunlarından bahsediyor. Virüsün getirdiği tahribatları tartışırken, ülkemizin güzide şehri İzmir’de yaşanan sarsıntıyla ikinci kez yıkıldık ve adeta dibe vurduk. Ama ne olursa olsun bizi öldürmeyen darbeler daha da güçlendirir sözüne yaslanarak, acıya karşı konuşlandık ve birbirimize kenetlendik.

 

Aşina olduğumuz deprem kavramı iki şekilde tezahür eder. Birincisi daha evvel Gölcük’te, Sakarya’da, İzmit’te, İstanbul’da geçtiğimiz günlerde de İzmir’de yaşadığımız sarsıntıdır ki, bunun vakti ve şiddeti hakkında malumata sahip değilizdir. Sarsıntı ansızın gelir ve hayatımızın seyrini değiştirir. Şehir birkaç dakikada enkaza dönüşür, binalar yıkılır, cenazeler kalkar ve yaralar yeniden sarılır.

 

Hayatımızla ilişkili olan kişi ya da nesnelerle bir bağ kurarız ki, deprem bu bağları kopararak çaresizliğe, yoksulluğa sürükler. Yıkılan binalar, harabeye dönen işyerleri, vefat edenler, kaybolanlar, yaralılar hayatın rengini bir anda değiştiriverir. Böyle durumlarda kırgınlıklar unutulur ve insanlar dili, rengi, sahip olduğu ideoloji ne olursa olsun insanlıkta birleşir ve birbirlerine el uzatırlar. 

 

Depremin ikinci bir boyutu ise insanın ruhsal dünyasında yaşadığı sarsıntıdır. Ruh ve beden örüntümüz bir denge üzerine kurulmuştur ki, maruz kaldığımız kaygı, stres, endişe bu düzeni derinden sarsar ve parçalara ayırır. Savrulan parçaları toplayarak yola revan olurken epey enerji tüketiriz. Zira iç dünyamızda ortaya çıkan sarsıntı her şeyi yıkıp dökmüş duygularımızı allak bullak etmiştir. Böyle durumlarda tek başına gösterdiğimiz çaba kâfi gelmeyebilir ve tarafımıza uzanacak bir ele ihtiyaç duyarız.

 

Ruhsal dünyamızda yaşadığımız deprem fiziki anlamda yaşadığımızdan daha zararsız değildir. Zira bir yanımız ebediyete uzanırken diğer yanımız sonlu olan dünyaya, toprağa meyyaldir. Dünyaya ait değiliz ama dünya ile bir ünsiyet kurma eğilimi içindeyiz… Ve ölüm, kayıp, yoksunluklarımız, yaşanan haksızlıklar, zulme maruz kalmak, mahrumiyetlerimiz sarsıcı bir depreme dönüştüğünde iç dünyamızın düzeni yerle yeksan olur. Ve boşluğa düşer,  sağlıklı düşünemez hale geliriz, yeme ve uyku düzenimiz bozulur, insanlarla ilişkilerimizde sorun yaşamaya başlarız. Ruhumuzu derinden sarsan acı gittikçe büyür ve kaybettiklerimizi yeniden kazanarak bu karmaşadan kurtulmak isteriz. Ama bu sanıldığı kadar kolay değildir.

Google+ WhatsApp