Yıkılan Adalet Binası İnşa Olunan Heykeller-II

Yıkılan Adalet Binası İnşa Olunan Heykeller-II


İnsanlık iki yol üzeredir. Biri hak, diğeri de insanın kendine göre belirlediği. Biri hak ve adalet üzere yürür var olur, diğeri insanın keyfiliğine göre şekillenir. Keyfilik yani insanın kendi kendine belirlediği sürekli değişkenlik gösterir.

İslâm milleti asıl düşüncesinden kopunca, kendisini inancına göre değil de başka inanışlara göre yol aldı. Ana yönünden uzaklaştı. Zulme ve baskıya yöneldi, kendi olmaktan çıktı. Adalet soyuttur, manevidir. İnsanı doğrudan ilgilendirir. İnsanın birlikteliğini sağlayan önemli unsurlardan biri. Bu sadece belli kültür ve inanış çevreleri için değil insanlığın geneli için geçerli. İnsan kendini tanrı yerine koyunca (hümanizm bunun bir sonucu), Allah’ın koyduğu adalet manevilikten uzaklaşır. İnsanlığın kimi insanları putlaştırması da bundan. Bir liderin gücü tanrısal bir öze dönüştürülür. Ondan sonra da kişiye olan inancını, bağlılığını onunla sınırlar. Bu tapınma getirir. Bunlar da somut nesnelere yönelmesine neden olur. Bir liderin, öncünün ya da kahramanın insan olduğu unutulur. Sevgili Efendimizin çok temel bir vurgusu var. Bunu sürekli öne çıkarır. “Allah birdir Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve elçisidir.” Kul olma insan olma vurgusu ve belirlemesi asıldır, esastır.

Çağdaş ve dönemsel liderlerin heykellerinin dikilmesi, onun sürekli gözlerinin önünde bulundurmaları bir inanış ve tapınmadır. İnsanlığın asıl gereksinimi adalettir. Özellikle İlâhî olanın terk edilmesinden sonra. İnsanlığın adalete, hakkaniyete şiddetle gereksinimi var. Çünkü zulüm çok yönlü akıp duruyor. Adalet bir intikam aracı olamaz. Başkalarının yapmış olduğu zulme karşılık zulüm ile karşılık verilemez. Verilirse bu adalet olmaktan çıkar intikama dönüşür. Eski deyişiyle kan davasına. Günümüzde siyasal çekişmeye dayanan kan davalarıdır. Bunlar ideoloji olmaktan çıkmış daha çok büyük ölçekte çıkara dayanan bir çatışma ve gerilimdir. İnsanlara kimi tiplerin meslekleri gereği bulundukları konumları yaşamakta oldukları rolleridir. Sinema veya tiyatroda oynanan roller oynayan kişilerin kişiliği değildir. Daha çok üstlendikleri karakterleri yaşamalarıdır.

Sinemanın, tiyatronun böyle bir tehlikesi ve tuzağı bulunuyor. Rol yapan kişi rolü yapılanın kişisi olarak algılanır. Kültürümüzde öncülerimizin heykelleri yoktur. Peygamberimiz manevi olarak bizde şekillenir. Belli bir tipe ve karaktere göre tanımlanamaz. Hıristiyan kültürünün heykel ve ikon, resim tutkuları geçmişteki manevileri belli somutluklara büründürüyor olmaları asıl çıkmazları. Müslümanların heykele yönelimleri, insanın olduğundan farklı ve üstün görmelerinden kaynaklanıyor. İslâmî inanışı olan çevrelerin giderek heykel gibi somutluklara yönelimleri putlaştırmaya götürüyor ne yazık ki. Hatta inanışı aşan durumlar bile var. Kişinin bir liderin yüzüne karşı: “Allah çocuklarımın ömrünü sana versin, sana bağışlasın” demesi masum bir durum değil. Bunda bir aşırılık bulunuyor. Ya da giderek heykele yönelim de bunun bir sonucu.

İnsanlığın en çok gereksinim duyduğu adil, hakkaniyetli bir yönetim ve muamele görmesi. Bugün modern anlamda bir aşiret çekişmesi ve adaleti hüküm sürüyor. Siyasal bölünmelerin getirdiği bir sonuç. Amerika’da siyahîlere olan baskı ve zulüm eleştiri konusu olurken kendileri aynı zulmü başkalarına çok rahat uygulayabiliyorlar. Sorun, sadece siyah-beyaz ırk sorunu değil. Modern kabilecilik ırk ve milliyet eksenlidir günümüzde. Önyargı ağır basmaktadır. Önyargılı bir adalet ve yaklaşım ne adalettir ne de insanîdir.

Fetihlerin başarısı adalet ile gerçekleşir. İslâm milletinin başarısı da buradan gelir. Siyasal baskılarla kurulan üstünlükler ve buna bağlı adlî yaklaşımlar sağlıklı sonuçlar getirmez. Kendine göre adalet olmaz. Irkın üstünlüğüne göre adalet olmaz. Siyasal ideolojilere dayalı bir adalet, adalet olmaz. Hakk’a dayalı adalet adalettir ve Hakk’a göre de ifade ederiz.

Google+ WhatsApp