Yıkılan adalet binası dikilen heykeller -ı-

Yıkılan adalet binası dikilen heykeller -ı-


Müslümanların değişimlerinin birçok göstergeleri bulunuyor. Zamanın koşullarında hamaset üzere inşa olunan ve putlaştırılan kişilikler. Bu tip kişiler insan olmanın ötesinde bir konumda görülmeye başlanıyor. Kahramanlıklar, yücelikler büyük başarıların ya da büyük fetihlerin ardından gelir. Bunlar da çok özeldir. Tarihte ender kişiliklerdir. İslâm tarihinin tarihi dönüştüren, yön veren büyükleri var. Asıl kahramanlar bunlardır.

 

Mekke’de Kâbe’nin etrafındaki putlar kırıldıktan, yok edildikten sonra kültürümüzde heykel ve resim ilgi alanı dışında.

 

Heykel, ikon ve benzeri nesneler Hıristiyan kültüre ait. Hazreti İsa’nın tanrı oğlu olarak anılması, insanların belleğinde bir tapınma aracına dönüşmesi bir inanç ve anlayış. Bu biraz da inananlarını bu anlamda görsel nesnelerle tapınmalarını sıkılaştırma, bağlanmalarını daha da sağlama alma düşüncesi. Her Hıristiyan’ın bir ikon edinmesi, saklaması ve ona bağlanması da bunun bir sonucu.

 

Müslümanlarda bu tür nesnelere ilgi olmadı yüzyıllar boyunca. Sanat başka alanlarda kendini gösterdi. Bu da Müslümanların sonsuzluk duyusunu daha güçlendirdi. Nesnelerle insanın hayal dünyası sınırlanmadı.

Şeyler ve yaratılanlar karşısında insanın arayışı Allah ve onun yarattıklarına hayret ve hikmetle bakma duygusu ağır basar. Bu, sistemli olmasa da doğaçlama bir duygudur.

 

İnsanı yücelten durumlar var. İnsanı insan bilme, değer verme, asıl konumunda görme. İnsanın insana karşı olan tutumu hak gözetmedir. Bu en küçük ayrıntıya değin Müslüman’ın dikkati alanındadır. Sohbet ehli kimseler meclislerinde sevgi ve adalet üzre olurlar. Birbirlerini sevgiyle gözetirler, haklarını korurlar.

 

Materyalist hayatın içinde insanlar kendilerini bambaşka bir yer ve konumda bulmaya başladılar. Onların karşısında güçlü kalabilme adına onlarını yaşama ve hayat tarzlarını benimseyerek.

 

Yakın zamanda gündemde olan ve üzerinde durulan simgelerden biri Ayasofya. Camiye dönüştürülme duygusunun ağır basması. Bu öteden beri var olan bir durum. İstanbul fethinin bir sembolüdür. Fakat bunun ötesinde çok daha önemli bir sembolü var Fatih’in: Adalet. İstanbul fethedilirken Müslüman olmayan topluluklar ağırlıkta. Fatih onların da bir sultanı olma konumunda. Asıl dönüşüm ve güç adalette kendisini gösterir. Ayasofya sadece bir simgedir. O simge camiye dönüştürülmüş, Hıristiyan, Yahudi veya diğer topluluklara ait olan mabetler olduğu gibi kalmıştır. Müslümanların en güçlü olduğu alan adaletleri ve insanları insan olarak görmeleridir.

 

Bugün, Ayasofya’yı yeniden asıl konumunda dönüştürmek yeterli midir? Asıl önemli olanı Müslümanların adalet anlayışlarını, düşüncelerini, hakkaniyetlerini hayatlarının merkezine oturtmalarıdır. Adalet sadece kendileri için değil her insan için geçerli. Osmanlı döneminde her kültürün kendi mahkemeleri var. Hıristiyanlar ve Yahudiler kendi inançları ve taraftarlarınca yargılanırlar. Ama Müslümanların adaletine olan güvenden, diğer kültürlere mensup olanlar kendi mahkemelerinde değil de Müslüman kadılar karşısında yargılanma tercihleri çok daha önem kazanır.

 

Buradan bakılınca bugün siyasal ideolojik kesimlerin farklılıkları adalet ile hükmetme yerine kendi ideolojik mantıkları içinde yargılamadan yanadırlar. Bu hemen her kesim için geçerli.

 

Laik ve Batıcı materyalistler, laik ve muhafazakâr materyalistlerin mahkemelerine güvenmiyor. Çatışma alanlarından biridir bu da. Ne yazık ki böyle bir bakış açısı ağırlıkta. Çok eskilere değil yakın geçmişe bakıldığında bunun çok somut örneklerine rastlanır. Şapka giymedi diye idam edilenler, besmele getirdi diye mahkûm edilenler gibi. Diğer taraftan da birinin kendine göre yanlışı söylerken ya da görüşüne katılmıyor diye hapsi boylayanların hemen hepsi aynı konumda. Keyfi bir adalet anlayışı. Asıl konumuza döneceğiz.

Google+ WhatsApp