Yeniden Tahran’da

Yeniden Tahran’da

Geçtiğimiz haftanın dikkate değer gelişmelerinden biri, İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) yönetiminden üst düzey bir heyetin, İran’ın başkenti Tahran’a yaptığı resmî ziyaretti. Hamas Siyasî Büro Başkan Yardımcısı Salih Aruri başkanlığındaki

Yeniden Tahran’da

 

Geçtiğimiz haftanın dikkate değer gelişmelerinden biri, İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) yönetiminden üst düzey bir heyetin, İran’ın başkenti Tahran’a yaptığı resmî ziyaretti. Hamas Siyasî Büro Başkan Yardımcısı Salih Aruri başkanlığındaki heyet, İran Dinî Lideri Ayetullah Ali Hamaney, Hamaney’in Başdanışmanı Ali Ekber Velayeti ve İran Meclisi Dış İlişkiler Stratejik Konseyi Başkanı Kemal Harrazi ile görüşmeler gerçekleştirdi.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

 

Filistin’deki direniş gruplarının eskiye nazaran daha güçlü olduğunu vurgulayan Aruri, Hamas lideri İsmail Heniye’nin özel mektubunu Ayetullah Hamaney’e takdim etti. Aruri ayrıca, “Direniş Cephesi ve Hamas temsilcileri olarak, İran İslâm Cumhuriyeti ile dayanışmamızı dile getiriyoruz. İran’a yönelik herhangi bir düşmanca davranışın, Filistin ve direnişe karşı bir eylem olduğunu vurguluyoruz. Kendimizi de İran’ı destekleyen cephede görüyoruz” dedi.

Suriye’de 2011’de başlayan halk ayaklanması sonrasında Şam’daki merkez karargâhını Katar’ın başkenti Doha’ya taşıyan Hamas’ın yeniden Tahran’da boy göstermesi, elbette son dönemde Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerle yakından alakalı:

İran-Rusya-Esed cephesinin Suriye’de kontrolü ele alması, geri dönüşün birinci ve en önemli sebebi. Baas rejimi, ayaklanmanın başlangıcında kendi halkına ateş açmaya ve isyanı kanla bastırmaya başlayınca, Hâlid Meşal liderliğindeki Hamas yönetimi Şam’ı terk etmişti. Meşal’in o dönemde yaptığı açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, silahsız eylemcilerin üzerine bu şekilde gidilmesi, Hamas’ın onaylayabileceği bir durum değildi. Merkezini Doha’ya kaydırarak, İran’ın kestiği yardımları da rahatlıkla telafi eden Hamas, sonraki süreçte bölge ülkelerindeki desteğini yavaş yavaş yitirdiğinden, yüzünü tekrar Tahran’a döndü. Tabii, Hamas-Tahran yakınlaşmasının, Katar’ın Körfez’deki komşularının düşmanlığı nedeniyle İran’la safları sıklaştırdığı bir zamana denk geldiği de unutulmamalı. Doha merkezli El Cezire televizyonu, uzun zamandır Suriye’de gerçekleşen bombardımanları es geçmeyi tercih ediyor. Kanalın yayın politikasında, artık, “Yemen’deki Suudi zulmü” ön planda. Hamas’ın bütün arzusuna ve şevkine rağmen, Şam rejiminin, eski misafirini yeniden ülkeye davet edip etmeyeceği ise henüz kesin değil. Hatta gelen haberlere bakılırsa, Esed hükümeti, Hamas’tan ciddi bazı tavizler koparma eğiliminde.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın İsrail’le aşırı ve aleni yakınlaşması, Hamas’ı İran’la tokalaşmaya iten ikinci sebep. Bilhassa, “Yüzyılın Anlaşması” ve diğer dayatmalar nedeniyle siyasî açıdan kriz içine yuvarlanan Filistin kamuoyunu rahatlatma adına, İran’ın “tavizsiz duruşu” imdada çağrılmış görünüyor. İran’ın somut anlamda Filistin’i ve Kudüs’ü kurtarma niyetinin olup olmadığı tartışmaları bir yana, şu kısır ortamda retorik bile epey gönül ferahlatıcı bulunuyor.

Katar’ın ekonomik yardımlarının İsrail ve Mısır tarafından kısıtlanması ve Mahmud Abbas yönetimiyle yaşanan sürekli gerilim nedeniyle, İran’ın ekonomik desteğine muhtaç kalınması da üçüncü sebep olarak zikredilebilir. İran’ın Hamas’a yaptığı maddî yardımı milyon dolarlarla ifade eden bazı kaynakların aktarımlarını doğru kabul edecek olursak, Tahran’ın Gazze’yi boş bırakmamak için kesenin ağzını epeyce geniş açtığı görülüyor. Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvâr, geçtiğimiz yılın mayıs ayında yaptığı bir açıklamada, İran’ın yardımları sayesinde İsrail’le mücadelede ciddi ivme kazandıklarını ve bu yardımlarla silahlanma güçlerini artırdıklarını belirtmişti.

Tüm bunlar, oldukça anlaşılır gerekçeler. Bölgemizde yaşanan son gelişmeler dikkate alındığında, Hamas için İran’a tekrar sığınmaktan başka herhangi bir çıkış yolu da yoktu zaten. Ancak olaya hareketin tarihsel kökenleri açısından bakıldığında, dikkat çekici bir manzarayla karşı karşıya bulunduğumuz da kesin:

Hamas, malum olduğu üzere, Mısır merkezli Müslüman Kardeşler Teşkilâtı (kısaca: İhvân) ideolojisinden ve çizgisinden beslenen bir hareket. Her ne kadar, 2017’de yayımlanan “kuruluş belgesi”nde İhvân’la organik bağın bulunmadığı ifade edilmiş olsa da, Hamas’ın teşkilât yapısından hedeflerine, her şeyiyle Mısır’daki ağabeyinin izinden gittiği ortada.

1999’dan 2011’e kadar Hamas’ı misafir eden Suriye Baas rejiminin yakın tarihi ise, İhvân’la mücadeleden ibaret denilebilir. 1960’lardan itibaren rejimle çatışan İhvân kadroları, gerek siyasî olarak, gerekse içlerinden çıkan bazı silahlı grupların rejime yönelik faaliyetleri üzerinden, sürekli Baas karşıtı bir duruş içindeydi. 1970’den itibaren Suriye’de kontrolü sağlayan Hâfız Esed, en ağırı 1982’deki Hama Katliamı olmak üzere (katliamda en az 30 bin kişi hayatını kaybetmişti), İhvân mensuplarına yönelik çok sayıda operasyona imza attı. Devletin vahşi baskısından kaçıp canını kurtarabilen İhvân üyeleri, hâlâ çeşitli ülkelerde sürgünde yaşıyor.

İşte Hamas, İhvân’a yönelik bu tavra rağmen, Ürdün’ün başkenti Amman’dan çıkarıldığı 1999’da Şam’a yerleşmek durumunda kalmıştı. Suriye rejimi, Hamas’ı himayesine alırken, aslında onun İhvân’la pratik bütün bağlarını koparmasına da yol açmıştı. Şimdi gelinen noktada, Hamas tekrar Tahran ve Şam’a doğru meylederken, örgütün bu tercihinin içerideki fikir ayrılıklarını ve bölünmeleri körüklemesi kaçınılmaz görünüyor. Filistin siyasetinin tamamen tıkandığı şu süreçte, Hamas’ın da doğal ömrünü tamamlaması ve yeni oluşumların ortaya çıkması hızlanabilir.

Her ne olursa olsun, Hamas-İran ilişkilerinden hangi tarafın daha kârlı çıktığı ve neticede bu alışverişin nereye evrildiği hususu, geleceğin tarihçileri için epey münbit bir araştırma zemini sunuyor.

 

taha kılınç

yeni şafak

Google+ WhatsApp