Yeni yeşil mutabakat 2

Yeni yeşil mutabakat 2


1970’ler aslında sanayi kapitalizminin can çekişmeye başladığı senelerdir. Sanayi medeniyeti artık, ardında bozulmuş âileler, yalnızlaşmış bireyler; hâsılı yorgun, bezgin ulusları bırakarak aşama aşama çözülmeye başlamıştır. Bu çözülme; Keynesgil çeşitlemeler olarak gördüğüm, ister ABD’deki New Deal, ister Avrupa’daki Ren kapitalizmi; nihâyet sosyalizm ile alâkası olmayan Sovyet modeli reel sosyalizmin ortak paydasıdır. Sanâyi üretiminde emek ve sermâyenin verimlilik oranlarının düştüğünü gösteren rakamlar bunun ıspatıdır. Yukarıda bahsi geçen alt sistemlerin çeperlerinde kalan dünyâlarda ise-meselâ Üçüncü Dünyâ olarak bilinen coğrafyalarda- esaslı bir sermâye birikimi yaşanmadığı için partitokratik yapılarla uluslar arasında esaslı gerilimler mirâs kalmıştır. Sanâyi başta Çin ve Hindistan olmak üzere hızla Asya’ya doğru hareketlenmesi ile sistemin en zayıf halkası olan Sovyetler’in çözülmesi arasındaki bağ gözden kaçırılmamalıdır. Süreç, ABD, Avrupa ve Sovyet blokunda üretim işbölümünün gerektirdiği disipline göre örgütlenmiş olan kamusal alanların üretimden soyutlanmasıdır. Bu boşluğu ne dolduracaktı? Elbette disiplinsiz finansal şişmenin getirdiği , eş anlı olarak devletleri, şirketleri ve ulusları hedefleyen geniş çaplı bir “borçlandırma” ekonomisi ve buradan beslenen tüketime odaklı bir hizmetler sektörü .. Turizm, gıda sanayii, moda, otomotiv, konut vb sektörler 1980’lerden başlayarak târihlerinde görülmediği kadar parla(tıl)dı. Kredi kapitalizmi, aynı zamanda, o güne kadar “savaş” ve “yeniden bölüşüm” üzerinden talep eksikliğini kapamayı başarmış olan kapitalizmin geliştirdiği üçüncü çıkış yoluydu. Ama bunun başarılması için tüketim üzerindeki bütün kültürel baskı unsurlarının tasfiye edilmesi gerekiyordu. Nihâyet Homo Americanus evrensel bir karşılık bulacaktı. Küreselleşmenin kültürel boyutu işte tam da bütün insanlığın , kendi tarzı üzerinden de olsa Amerikalılaştırılması, yüzeyselleştirilmesi, gevşetilmesi, şenlendirilmesi, şımartılması, haz üreten merkezlere yakınlaştırılması manâsına geliyordu. Bu aynı zamanda kapitalist târihin hem ağır zihinsel ve bedensel ev ödevlerini kaldıran en rahatlatıcı, hem de en lümpen evresiydi. Buz kütlesinin su üzerinde kalan kısmı çok ışıltılı ve çekiciydi. Ağır işçiliklerin hüküm sürdüğü suyun altındaki büyük kütlede yaşananlar ise kimseyi alâkadar etmiyordu. Herkes Paris veyâ Milano’daki moda festivallerine bakıyordu. O ara bu göz alıcı ürünleri üreten Çin, Hindistan, Pakistan veyâ Bangladeş’de yaşanan insan ve tabiat felâketlerine bakan eden yoktu. Bürokratik modernleşmenin en keskin formu olan reel sosyalizmden arda kalan baskı aygıtlarıyla disiplinli , acımasız kapitalist üretim sürecinin buluşmasına ise târihin ironisi olarak bakılıyordu. Hâlbuki ortada ironik bir hâdise değil, çeşitlemeler arasında bir buluşma ve eşlenme vardı.

Kapitalizm Phoenix Kuşu’na benzer. Bugüne kadar krizlerine hep bir çözüm bulmuş ve küllerinden doğmuştur. Ama her çözüm yolu bir dar görüşlülüğün eseridir ve dar târihsel eşikler için geçerli olmuştur. Kredi kapitalizminin 2008’lerden başlayarak çöküşe geçtiğini görüyoruz. 2020’lerde artık disiplinsiz finansal şişmelerle , ağır borçlarla dönen tüketim kamusallıklarıyla sistem baş edemiyor. New Green Deal ,işte tam da kapitalist döngüleri yeniden ayağa kaldırmaya aday bir program olarak tezâhür ediyor. Bu defa son derecede radikâl bir şekilde çıkıyor insanlığın karşısına. Bunu da en net olarak kamusal kültürde yaşanan süreçlere bakarak anlayabiliriz. Kapitalist modernlik, kadim dünyâda sâdece devlete açık , dar bir alan olan kamuyu ulusa ve sınıflara açtı. Bu mühim bir adımdı. Ama açılmanın doğurduğu tasavvurları, tahayyülleri de bastırmayı bildi. Bunu, ekonomik, bürokratik âletleriyle yaptı. Üretim ve savaş değerinden temellenen, tulum ve üniformanın simgelediği disiplin ve ödev ahlâkı donattı kamusal hayatları. İkinci olarak bunun üniforma ayağını görece gevşetti. Vietnam Savaşı bunu sembolize eder. Tulumun dünyâsını ise ekonomik bölüşüm üzerinden rahatlattı. Üçüncü olarak , tulumu da fırlatıp attı. Bunun yerine Hawai gömleği giydirdi insanlığa. Kamusal hayâtı haz ve ihtirasla yönetilen tüketime açtı. Şimdi ise çok radikâl bir adım atıyor. Bu adım kapitalizmin bugüne attığı en devrimci adım: Kamusal hayâtın târihe gömülmesi…”Kirli” merkezî yapılardan, “steril” adem-i merkeziyetçi yapılara geçiş..Üretim ve tüketim yorgunu insanlığın büyük sürgünü başlatılıyor. İnsan -insan ilişkilerinin en alt sınırına çekilmesi.. Otomasyon düşlerinin en reel evresi olarak dijitâl devrimin tamamlanması, emeğin üretimden neredeyse tamâmen çekildiği ,güvenliğin, kontrolün neredeyse mutlak olarak sağlandığı, kimsenin kimse için sorun olmadığı “bulaşıcı olmayan” , öznesi belirsiz , “sürdürülebilir” olduğu düşünülen bir HES dünyâsı bu. Tüketim dünyâsının fazlalarından arındığımız, mülkiyet hırsımızı terk ettiğimiz, Homo Americanus ile Hint mistisizminin Yapay Zekâ ortamlarında cirit attığı, Homo Deus’un bayraklaştırıldığı dijitâl bir dünyâ..(Ah Osho , erken öttün..). Yâni Green New Deal… Mâliyeti 100 Trilyon Dolar..Karşılıksız basılacağı ve hiper enflasyonla neticeleneceği belli olan bir mâlî porte . Hayâta geçer mi? Bilmem.. Ama kolay olmayacak..Eski vasatların en dargörüşlü kodlarıyla kodlanmış büyük kütleler, karizmatik liderlerinin bayrakları altında isyân edecek..Kavga büyüyecek..Kaos çok muhtemel.. Ama bir sistemi kurmanın yolu onu kaoslardan korumak değil, bütün kaoslarını açığa çıkarmak ve her birisi ile yegân yegân hesaplaşmaktan ve her birini söndürmekten geçiyor...

Google+ WhatsApp