Yeni reformlar Biden’a ‘hoş geldin’ mi?

Yeni reformlar Biden’a ‘hoş geldin’ mi?


Hafta başından itibaren kritik bir kaç ülkenin Dışişleri Bakanı, Türkiye’ye ‘ayar veren’ açıklamalar yaptılar…

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo üstelik Türkiye ziyaretine başlarken ve ülkesindeki seçim sonuçlarına göre ‘giderayak’ şu cümleleri kurdu; “Türkiye’nin son zamanlarda attığı adımların son derece saldırgan olduğu konusunda mutabıkız”…

“Avrupa ve ABD, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Doğu Akdeniz ve Azerbaycan’ı destekleme türünden politikalarının halkının çıkarına olmadığı konusunda ikna etmeli”…

“Türkiye’nin giderek artan askeri kabiliyetleri endişe kaynağı”…

Almanya ve Fransa dışişleri bakanları Heiko Maas ile Jean-Yves Le Drian da senkronu tutturdular ve Türkiye’ye karşı ortak hareket çağrısında bulundular. Fransız Le Monde, Alman Die Welt ve Amerikan Washington Post gazetelerinden davetlerini dünyaya duyurdular.

“Türkiye giderek daha öngörülemez bir ülke oldu. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ve başka yerlerde büyük sorunlar oluşturan davranışları karşısında ortak çizgi belirlememiz gerekecek”…

Bu “ortak/uyumlu” çıkışları bir süredir göremiyorduk Batı dünyasından. Türkiye’ye yönelik eleştirilerde bulunuyorlar ama hayata geçirme konusunda cesur davranamıyorlardı.

Örneğin, bir kaç defa toplanan AB’nin çeşitli seviyede liderleri/yöneticileri, Yunanistan ve Rum Kesimi’nin ağır baskılarına, Fransa gibi çekirdek bir ülkenin kesin desteğine rağmen, sonuç bildirilerinde Türkiye’ye parmak salladılar ama çok zikredilen yaptırımları hayata geçirmekten imtina ettiler…

Nihayet, perşembe günü AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB Dışişleri Bakanları toplantısı sonrasında, “Ankara’nın Kıbrıs konusundaki retorikleri ve AB ile tansiyonu yükselten adımları Türkiye ile Avrupa arasındaki mesafeyi genişletiyor. Artık Türkiye ile ilişkilerimizde bir dönüm noktasına yaklaşıyoruz” dedi.

Dönüm noktası olarak da, 10-11 Aralık’ta yapılacak AB Liderler Zirvesi’ni adresledi. Bu zirvede, ‘yaptırımlar’ dâhil, Türkiye-AB ilişkisinin seyri hakkında detaylı bir yol haritası çıkarılması bekleniyor…

Peki bizden ne istiyorlar?..

Basitçe, “temel bir yaklaşım farklılığı”!

Yani?..

AB NEDEN ANİDEN YİĞİTLENMEYE BAŞLADI?..

ABD seçimleri öncesi Biden’a açıkça yatırım yapan tek Avrupa ülkesi Fransa’ydı. Oyunu Biden’a verdi Paris. Ve kazandı. Hoş, açık oynamakla kaybedecek bir şeyi de yoktu çünkü zaten kaybediyordu. Diğer ülkeler, gönüllerinde Trump yerine Biden olsa dahi bunu açık etmediler. Ortada durdular ve Trump’ın yeniden kazanması halinde başlarına iş açılmasını istemediler. Trump yönetimi Almanya başta olmak üzere Avrupa ve Transatlantik ilişkileri zaten hırpalıyordu.

Biden’ın kazandığının ortaya çıkmasıyla birlikte, gönüllerinde yatan aslanı da serbest bıraktılar ve yeni döneme göre pozisyon almaya başladılar.

Temel olarak, Biden’la birlikte Transatlantik ilişkilerin onarılacağını ve yeniden yükseltileceğini, Avrupa’nın gücünün ve öneminin iade edileceğini tahmin ediyorlar. Haliyle “o eski güzel günlerin yerleşik düzenine” göre adım atıyorlar…

Ankara’dan beklenilen “temel yaklaşım farklılığı” da işte burada; o güzel günlerin Türkiye’nin anılarında veya travmalarındaki demek lazım, yeri konusunda fikir sahibiyseniz ne demek istediklerini hemen anlarsınız…

Peki, Avrupa-Türkiye ilişkilerinin o günlerdeki bileşenleri yerli yerinde duruyor mu? Yani AB o eski AB mi, Türkiye o eski Türkiye mi? Dahası; dünya o eski dünya mı?..

YENİ ABD YÖNETİMİ ESKİ DÜNYANIN OYUNCULARI OLURSA…

Biden iktidarında yeni bakanların kimler olabileceği üzerine çokça haber yer alıyor ABD basınında. İçlerinde Türkiye’yi en çok ilgilendirenler, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı…

Bu haberlere ve Biden’la müktesebatlarına bakıldığında örneğin Dışişleri Bakanlığı için ABD’nin eski BM Daimi Büyükelçisi ve Obama yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Susan Rice’ın ismi geçiyor.

Savunma Bakanı olarak favori gösterilen kişi ise daha önce Clinton ve Obama yönetimlerinde kıdemli savunma danışmanı olan Michele Flournoy.

Bu isimler, Biden’ın seçim kampanyasının temel vaadi “normalleşme” ile uyumlu mu? Değil ise, Avrupa’nın “temel bir yaklaşım farklılığı” beklentisi ile “küresel normalleşme” arasında uyum oluşacak demektir ve bu da yine “o eski güzel günlere” denk düşer. Zira hem Rice hem de Flourney, Trump öncesi ABD dış politikaları ve güvenlik anlayışı ile özdeşleşmiş kimliklerdir…

Mesela Flourney, Amerikan askeri-endüstriyel kompleksinin en kudretli markalarının desteğini/bağışlarını almış/alan bir isim. ABD çıkarları için askeri güç kullanmaya inanan birisi. Bu soru olarak kendisine yöneltildiğinde, “ne gerekirse” diyen bir karakter.

Biden’ın, Obama’nın yardımcısı olduğu dönemde yanında tuttuğu ve Başkanlığı döneminde Ulusal Güvenlik Danışmanlığı için adı geçen Tony Blinken da, Flourney-Pentagon iş takiplerinin ortaklarından biri.

Flourney ve Rice’ın siyasi sicillerindeki suçlar önemli. Orta Doğu’da son 20 yılda dökülen kanların membaı sayılabilecek Irak’ın işgalini tıpkı Biden gibi destekleyen politikacılar bunlar. Zamanın Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın BM’de yaptığı ve tarihe utanç dokümanı olarak geçen meşhur konuşmanın destekçileriydiler.

Trump’ın 2016’da seçilmesiyle harekete geçirilen “Rusya ile gizli anlaşma yaptı” suçlamasının da mimarlarındandır Rice. Diğeri de Obama’ydı. Rice’ın Dışişleri Bakanlığını Senato onaylar mı ayrı konu. Ama soru, bu ve yazamadığımız birçok olayın politik faili olarak nasıl bir Dışişleri Bakanı olacağıdır.

‘Ekibin’ Rusya, İran, İsrail, Türkiye, Çin, Afganistan, Hindistan, Avrupa ülkeleriyle politikalarının ne olacağı ile Ankara’nın hazırlıklarına ayrıca bakmak gerekiyor…

Son reform adımları ile kimi siyasilerin açıklamalarını Biden’ın seçilmesi ile ilintilendiren görüşleri tartmak gerekiyor. Mesela bana ağır geliyorlar…

Google+ WhatsApp