Yeni köylülük

Yeni köylülük


Yeni köylülük

 

 

Son zamanlarda, aralarında şöhretlerin de olduğu “Beyaz Yakalı” geçmişe sâhip bir kısım insanın, işlerinden , yaşadıkları şehirlerden, hatta çevrelerinden koparak toprağa döndüğü, Türkiye’nin muhtelif taraflarında, köylere yerleştikleri, haberleri geliyor. Bâzıları, bunu belki de “sportif” bir şey olarak yaşıyor. Ama, elini taşın altına koyan, ekip biçen, hayvancılık yapanlar da azımsanmayacak kadar çok. Bir zamanların ojeli, pedikürlü, manikürlü, envâi faktörlü kremlerle yumuşatılmış o pamuk eller artık nasır tutmuş vaziyette. Modernleşmeyi en uçta, tekmil neticeleriyle yaşayan insanlar bunlar. Terk ettikleri hayatlarına dâir bıkkınlık içinde konuşuyorlar. Yeni köylüler deniliyor onlara. Sâhici köylülükten çok farklı bir şey bu. Onlar köylü doğmuyor; köylü oluyor.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Modernleşme târihimizin en acı bilânçosu toprağa küsmemizdir. Modernleşmenin kırsal boyutunu görmezden geldik. Evet, modernleşme toprağa has her nev’i geleneksel ilişkiyi , iş ve işlemi “çözer”. Ama yok etmez. Sâdece dönüştürür. Biz ise, “vur deyince öldürmek” kabilinden onu sönümlendirdiğimiz, yok ettiğimiz nispette “çağdaşlaşacağımızı”, refaha ereceğimizi zannettik. Ama bunu da ikiyüzlülük içinde yaptık. Ulus inşâsına girişirken “köylücülük” güttük. Köylüye “milletin efendisi” dedik. Ama pratikte tam tersi oldu. Köye, köylüye hayâtı dar ettik. “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” diye bir şiir olduğu iddia edilen bir metin ,herhâlde sâdece Türkiye’de yazılmıştır. Hâsılı köylülerin veyâ köylülüğün yüceltilmesiyle başlayan ahmaklık, onları öldümenin elzem olduğunu ilân etmekle devâm etti. İdeolojik köklerine bakalım: Köylülüğü yüceltenlerle onu öldürmek isteyenlerin fikrî soy kütüğü aynıdır. Bu konudaki ikiyüzlülüklerin haddi hesâbı yok. Taşra edebiyâtı veyâ köylücülük yapan , sağıyla, soluyla bütün ideolojilerin, kendilerine göre eğip bükerek de olsa savundukları bir kalkınma, büyüme ve refah toplumu olma ideali zihinlerimizin üzerinden silindir gibi geçti. Sosyalist posterlerde gürbüz köylüler ve işçiler, fabrika bacaları ve tarlalar ; oraklar, çekiçler ve makinelerin ucuz kolajlarından geçilmez. Muhafazakârlar geri mi durdu sanki?..Sağın şâiri Necip Fazıl, idealindeki Türkiye’yi anlattığı İdeolocya Örgüsü kitabında “fabrika bacaları” ile “minareleri” yanyana koyar. (Kükürt soluyan bir müezzinin ezânından ne hayır gelebileceği sorusu aklına bile gelmiyordu). Solun şâiri Nâzım Hikmet ise meşhûr şiirinde, nöbet geçirircesine “Trim Trum Trak, makinalaşmak” diye haykırır..(Bu seslerin insandan ve insanlıktan neler götürdüğünün farkında bile değildi)..

Bana öyle geliyor ki, Türkiye’de modernleşmenin târihi, bürokratik tarafları hâriç tutulursa, kısm-ı âzâmıyla sanaldır. Uzun bir zaman müddetince, en azından 1980’lere kadar modernleşme bir “seraptı”. Herkes bu serabı kendi meşrebince târif ediyor; kavgalar târifler üzerine yapılıyordu. Sanâyi inkılâbını başaramadık. O ara toprağı da kaybettik. Bu başarısızlık ve kaybedişi telâfi ettiren 1980’lerden sonra hızla içine daldığımız “kent tüketimi “ (consumption stadt) oldu. Ne için sanayileşecektik ki? Ürün bolluğu ve tüketim için değil mi? Artık bu bolluğa erişmek için sanayileşmeye de gerek yoktu ki.. Sanâyileşme ekonomisinin yerini başta müteahhitlik olmak üzere hizmetlerin şiştiği, disiplinli meslek ve istihdam yapılarının dağıldığı; en mühimi de toprağın tahribatına zirve yaptıran kent ekonomisi (urban economics) aldı.Nerede , nasıl, kimler tarafından üretilmiş olduğunu sorgulamadığımız şeyler vitrinlerimizi doldurdu. Kredi muslukları da sonuna kadar açıldı. Çağdaşlaşma serabı, âniden gerçek oluvermişti. Dünyâ şölenleşiyor; herkes tüketimden nasibini alarak çağdaşlaşıyordu. Sol sağ kavgası, yerini yaşam tarzı kavgalarına bıraktı.

Kent ekonomisi aslında kapitalizmin derin krizlerinin ürünüdür ve tekmil dünyâya sâridir. Sanayi üretiminde verimliliğini kaybeden kapitalizmin son çılgın girişimidir. Karşılığı olmayan paraların havada uçuştuğu, ama üretime dönmeyip; bono,borsa ve gayrımenkûl piyasalarında şişip balonlaştığı; insânî düzlemde ise yabancılaşmanın , nesneleşmenin alabildiğine derinleştiği bir süreçtir bu. Balonlaşma kültürel alanlara da sirâyet etmekten geri kalmadı. Ama birer birer patlamak üzere. 2008 Krizi bunun ilk göstergesiydi. Beterleri yolda. Kent ekonomileri çözülecek. Bununla berâber kentlerin yıkımı da gündeme gelecek. Gelecek nesiller çok farklı mekânlarda yaşayacak. Toprak ise yeniden kıymet kazanacak. Bütün mesele, onu yeniden örgütlemesini bilmek. Neo-digger hareketlere çok iş düşüyor…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp