Yeni ittifak dizilimleri(1)

Yeni ittifak dizilimleri(1)


Yeni ittifak dizilimleri(1)

 

 

Miâdının dolduğu gün gibi aşikâr olan Yalta’nın yerini alacak yeni bir Dünya Düzeni, henüz ufukta gözükmüyor. Belki her zaman öyledir ama “düzen” kavramı, modern dünyâda, her zaman olduğundan daha ağırlıklı olarak “paylaşım” kavramının fonksiyonudur. Şunu çok iyi görebiliyoruz ki, paylaşım kavgalarının dinmediği bir dünyâda düzen asla oturmayacaktır.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Paylaşım kavgalarının, başlangıcından ilerlediği süreçlere kadar, çok sayıda “değişken ittifaklar” ihtivâ ettiğini de biliyoruz. Hegemonyalar da bu geçici ittifakların içinde ortaya çıkıyor. Geçici ittifakların tecrübî karşılıkları içinde bâzıları sürdürülebilir bir kıvama ulaştığında; bunu sağlayan güç, hegemonyayı temsil eder hâle geliyor. Aslında bu biraz da derinliğine olarak belli bir işbölümüne isâbet ediyor. Yâni hegemonik güç, belli bir işbölümünün üzerinde; çok sayıda ittifâkın neticesi olarak tezâhür ediyor.

Britanya’nın hegemonik gücü oluşturduğu ve üç asırdan fazla sürmüş olan “Dünya Düzeni”ne bir bakalım. Britanya’nın üstünlüğü; önce İspanya, daha sonra Hollanda ve Fransa ile giriştiği uzun sürmüş ve ağır mâliyetli savaşların içinden süzülerek geldi. Neticede Britanya kazandı. Ama diğerlerini derece derece ittifâkına ve istediği işbölümüne kattı. Herkes işine baktı. Hollanda dört denemeden sonra rekabete son verdi. Napolyonik savaşlar Fransa için son denemeydi. Fransa bir daha asla Britanya ile savaşmadı. Hatta neticede istediğini alamasa ve hayâl kırıklığına uğrasa da 1. ve 2. Genel Savaşlarda Britanya’nın yanında durdu.

1870’lerden sonra yıpranmaya başlayan Britanya hegemonyasının yerini almaya aday olan üç yeni güçten ilki olan Almanya; Britanya ile Atlantik ve Avrupa’da kozunu paylaştı. Asya ve Pasifik’te ise iki başka aday; ABD ve Japonya kıran kırana bir mücâdeleye tutuştu. Her iki genel savaş, bu sürecin “test sahası” oldu. Almanya kazanamadı. İkinci aday ABD ise az daha kaybetmek üzere olduğu savaşı nükleer güç üstünlüğünü vahşice dayatarak kazandı.

Yeni hegemonik güç olan ABD, artık yedeğine geçen eski hegemonik güç Britanya ile berâber dünyâ güç dağılımında yeni bir dizilim yaptı. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa düşmanlaştırıldı. Diğer taraftan da, başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa’yı her manâda sıkı bir markaja aldı. Benzer olarak Pasifik’te de Japonya askerî olarak iğdiş edildi; ekonomik olarak da hormonlandı.

Kurulan dünyâ düzenini derece derece sarsan gelişmeler yaşanmadı değil. 1949’da Çin Sosyalist bloka eklemlendi. Bu, sosyalist kampın gücünü arttırdı. Almanya ve Fransa’nın inisiyatifiyle kurulan ve Brandt Doktrini üzerinden Sovyetler Birliği-Avrupa ilişkilerini başlatan AB’nin en esaslı pratiği ise; ABD hegemonyasının baskılarını hafifletmeye mâtuftu. Hegemonik güçler; yâni ABD ve Britanya’nın buna cevâbı; Avrupa’nın, yumuşak karnını; 73 Petrol Krizi'nde(!) olduğu üzere yâni enerji ihtiyâcını zora sokan adımları atmak oldu. Ayrıca Britanya’nın AB içindeki sağlam dikişli değil, teğelli varlığının; AB projesine bir katkı vermekten çok onu istikrarsızlaştırmak olduğunu düşünüyorum. Buna ilâveten İki Almanya’nın birleştirilmesi ve Doğu Avrupa’nın AB’ye eklemlendirilmesinin AB’nin istikrarsızlaştırılması siyâsetlerinin uzantıları olduğu kanâatindeyim. Sosyalist kampa indirilen ağır darbe ise Çin ve Rusya’nın arasındaki ilişkilerin bozulması ve ilişkilerin kopartılması olu.

2000’li seneler ise ABD hegemonyasının yapısal ve çevrimsel manâdaki ağır krizlerine sahne oluyor. Dünyâdaki kartlar yeniden karılıyor. Bu defa sahnede Çin ve onun küresel açılımları var. Bu, şu demek: Çin; ABD’nin yerini almak ve merkezde olacağı yeni bir dünya düzeni kurmak istiyor. Bu açılımda Çin’in mutlak sûrette yanında görmek istediği güç Britanya. Çünkü tek başına ABD ile mücâdele edemeyeceğinin farkında. Rusya ile ilişkileri sanıldığı gibi iyileşmiş değil. Evet, eski ideolojik düşmanlık yok. Ekonomik ve askerî ilişkiler mevcut. Ama Çin, adını koymasa da Mançurya ve Sibirya’yı Rusya’ya bırakmak istemeyecektir. Günü geldiğinde bunun bir hesaplaşması olacağını düşünüyorum.

Hindistan, eski bir Britanya sömürgesi; ama aslında Çin’i en fazla tedirgin eden güç. Çin burada yatırımını daha çok ABD baskılarından yılan Pakistan’a ve İran’a yapıyor.

Devam edeceğiz…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp