Yeni bir düzen dönemi

Yeni bir düzen dönemi


İnsanlığın bir bütün olarak, yeni bir hayat anlayışına girebileceği, disipline olabileceği bir dönemi olmamıştır. Bu anlayışa neden olan olgu ne olursa olsun yepyeni bir dönem. Kimine göre rahmet, kimine göre gazap olan bu günler sadece belli kesimler için değildir. İnsanlık genel olarak bu sınama ve sınav ile karşı karşıya. Öyle bir durum ki hemen herkes eşitlenmiş durumda. Üstelik zalimlerin, günahkârların, masumların, yalnızların, zenginlerin her halükârda eşitlendiği günler. Kimsenin kendi adına sevineceği bir durum söz konusu olamaz.

 

Müslümanların camileri, Kâbe’si, mescitleri, dergâhları kapalı. Toplu ibadetten, birlikte olabilmekten yoksunlar. Manevi dayanışmaları olamıyor. Müslümanlar kendi adına üzülmeli, bunun sonuçlarını iyi ya da kötü tartışmalarının zamanı değil. Günah işleme kapıları kapanmışsa Müslümanların da hayır ve iyilik kapıları kapalı.

 

Bu sonuçlardan elbette kimi hayırlar oluşabilir. Bunu zaman gösterir. İnsanlığın ne yapıp edeceği hiçbir zaman belli olmaz.

 

İnsanın insana ulaşamadığı bir zamanda, insanın insana dokunamadığı bir zamanda kim kime nasıl ulaşacak, kim kiminle dostluk kuracak, kim kiminle nasıl bir yol yürüyecek? İnsanlar işin kolayını buluyorlar. Kendilerini yormak, bir düzene koymak, çabalamak yerine felâketlerden medet umuyor. İnsanî felâketler gibi insanı aşan ilâhi felâketler de var. Bir ders çıkarılacaksa ondan da çıkarılmalı. Hiçbir şey kendi kendine düzelmez.

 

İnsanlığın bu büyük felâketten elbette ders çıkarması gerekiyor. Bu dönemler elbette geçecek. Geçecek ama bundan sonra Müslümanların konumu ve durum ne olacak? Yeni hayata ne kadar hazırlıklı? Hayat anlayışında ne gibi değişiklikler olacak?

 

Hemen herkesin kendine göre vereceği bir hesabı olacak. Bu sınama bütün insanlık için ise bundan Müslümanlar ayrı bir konumda değildirler. Onlar, inziva hayatı içinde kendilerine bir çekidüzen verebilirler, zamanlarını daha iyi geçirebilirler. Fakat yeni zamanda insanlığın yanında yer almayı, birlikte olabilmeyi nasıl gerçekleştirecekler ona bakmalıdırlar. İnsanların gönül kapılarında kim nasıl girecek ya da onlar gönüllerimizle nasıl buluşabilecek?

 

Hayat devam ediyor, bundan sonra da devam edecek.

 

İnsanlık tarihinin yeni dönemi. Teorisyenler, kurgucular ne düşünür, ne yapar elbette ki bilinmez. Onların kendilerine göre bir tasarıları var ise bu yeni zamanda bu ne kadar nasıl gerçekleşecek?

 

Bir Müslüman kendini hayat karşısında nasıl bir düzene sokacak, ne kadar söz sahibi olabilecek, asıl önemli olan da bu.

 

İnsanlar öyle ya da böyle yeniden sokaklara, bulvarlara, meydanlara, ibadethanelere, sağa sola doluşacak. İnsanlık gene kendi hengâmesinde olacak. Yeni bir dile, yakınlaşmaya, ilişkiye sahip olunmadıkça sonuçlar değişmeyecek.

 

Şu siyasal, mezhebi, ırkî ayırıcı diller oldukça sonuçlar çok da değişmeyecek. Çünkü Müslümanlar önce kendinin düşmanı. Kendi kardeşine düşman ve hasım. Şu zehirli dillerini bir kendi içlerine çekebilseler, şu nefret ve şiddet dilinden uzaklaşsalar sonuçlar kendileri açısından öncelikle hayırlı olacak.

 

Hemen herkes dilinin kurbanı. Zehrinde bir hikmet olduğunu umuyor ve saçıyor. Zehri ile başkalarını da zehirlediğini ve bunun kendine döndüğünün veya dönebileceğinin hesabını hiç yapmıyor.

 

Şu koronavirüsten daha çok birbirlerini öldürüyorlar. Müslümanların yaşadığı coğrafyada milyonlarca insan ölüyor, milyonlarca insan yerlerinden yurtlarından oluyor. Her ölüm bir ölümdür.

 

Yeni güne ve yeni zamana zihinsel hazırlık yapılacak ise o zaman gelecekte güzel şeyler olabileceğini düşünebilir ve umabiliriz. Başkasının değişimini beklemek yerine asıl önemli olan bizim değişimimiz, hayata bakışımız ve yeni bir dile sahip oluşumuz. Bütün sorun bu.

Google+ WhatsApp