Yeni bir “Aile Projesi” lâzım!

Yeni bir “Aile Projesi” lâzım!


Yeni bir “Aile Projesi” lâzım!

 

 

Medya çizgiden çıktı, aileler bocalıyor, çocuklarımız başıboş kaldı, her türlü uygunsuzluk kol geziyor.

Yeni bir “Aile Projesi” yapmak ve aileyi bu proje çerçevesinde yeniden inşa etmek lâzım, Bunun için, Aile Bakanlığı’nın uygulamaları değil, ancak “Asr-ı Saâdet Modeli” ilham verici olabilir.

Asr-ı Saâdet öncesi, tam bir kâbustur. Suçları “asîl” olmamak olan insanlar alınıp satılmakta, kız çocuğu doğuran kadınlar aşağılanmakta, kız çocuk babaları utandırılmakta, kız çocukları ise “ihtiyaç fazlası” addedilip toprağa gömülmektedir. (Hz. Ömer bile cahiliye döneminde bunu yaşamış, Müslüman olduktan sonra ise bunun hüznünü ömür boyu taşımış bir babadır)

Hayat kin üzerine kuruludur… Kadın ya tamamıyla “zevk aracı”dır yahut hizmetkârdır… Her türlü yalan-dolan, üçkâğıt “maharet” sayılmaktadır…

İnsanlar ve kabileler öç peşindedir… Ahlâk sükût etmiş, zina aleniyete dökülmüştür. Alkollü içki son derece yaygındır. İnsanları ayık görmek neredeyse imkânsızdır. Eğlencede sınır yoktur, her türden taşkınlık “normal” sayılmaktadır.

Efendimiz, yaradılış hikmetiyle bu kadar tersleşen, bir bakıma şirazesinden çıkmış böyle bir topluluğu kıbleye yönlendirmek için gönderildi. İmanıyla, ahlâkıyla, sevgisiyle, müsamahasıyla, sadakatiyle ve yardımseverliğiyle bütün hayatı kuşattı…

Kendisine zulmedenleri, kendisini taşlayanları, düşsün diye yoluna çukur açanları, ambargo koyup açlıktan öldürmeye kalkışanları affetti…

“Kin”in önüne “af” kavramını koydu. “İntikam” duygusunu “sevgi”“bilgi” ve “tebessüm”le öldürdü. “Kadın”ı gömülmekten kurtarıp Kur’an-ı Kerim’de öngörülen statüsüne kavuşturdu, yüceltti, söz sahibi yaptı…

Salt kendine yaşayan bencil bir topluma yardımlaşmayı, yani başkaları için de yaşamayı öğretti. 

Açıkça ifade etmek gerekirse, “Asr-ı Saâdet” dediğimiz dönem, aslında “yeni bir insanlık projesi”dir ve bu projenin mimarı PeygamberEfendimiz’dir…

Sistemin dört ayağı var…

İman-İlim;

Ahlâk-Fazilet;

Şefkat-merhamet;

Sevgi-muhabbet.

İman, insana diri duruş sağlayan en güçlü donanımdır. Bu gerçek, beşer tarihinin tesciliyle sabittir. İmanları sayesinde Hz. Havva anamızla Hz. Âdem babamız vahşi dünyaya karşı direnebilmiş, Hz. Nuh tufana, Hz. Eyyüb hastalığa, Hz. Yunus kendisini yutan balığa, Hz. Yakub karanlığa (Yusuf’a ağlamaktan gözleri kör olmuştu), Hz. Yusuf zindana, Hz. İbrahim Nemrud ateşine, Hz. MusaFiravun’a, Hz. Muhammed Mustafa (hepsine selam olsun) ise Ebucehil’e ve Ebucehil’in kontrolünde tuttuğu tüm imkânlara yenilmemiştir.

Bediüzzaman, işte bu vak’alara dayanarak “İman hem nurdur, hem kuvvettir; hakiki imanı elde eden insan dünyaya bile meydan okuyabilir” demiştir.

Osmanlı insanının, kendisinden kat kat üstün düşman karşısında bile diri duruşunun hikmeti imanının kuvvetidir. Göz kamaştırıcı zaferlerinin kaynağı da aynıdır. Zafere inanmıştır, kazanmak için var kuvvetiyle çalışmıştır ve hak etmiştir.

İlim, insanı kendinden emin yapar. Hayatı ve kâinatı kavramasını sağlar. Bu da, imanın ürettiği içsel güce kalite katar. İnsana dengeli bir duruş kazandırır.

Ahlâk, insanlıkla hayvanlık arasındaki çizgiyi belirler. İnsan ahlâkî normlar sayesinde duygularının kontrolüne girmekten kurtulur. Hayvanlar gibi içgüdüsel değil, kontrollü yaşar. Gerektiği zaman duygularını denetlemeyi ve dizginlemeyi öğrenir. 

Fazilet,sadece insanda var olan iradeyi (tercih hakkını) doğru kullanarak ulaşılabilen bir irtifadır. Kaynağı şeriattır. Bediüzzaman, “Şeriat fazilettir”derken, herhalde Devr-i Saâdet’i ve onun yansıması olan Osmanlı insanını kastetmiştir. Faziletli olmak, Allah’ın emirleri ve yasakları çerçevesinde yaşamak anlamına geliyor: Yani hayatın her safhasını “günah—sevap” dengesinin üstüne kurmak...

“Şefkat” ve “merhamet” gibi kavramlar, varlığı insan yapar. Allah’a ulaşmanın ve safileşmenin en kestirme yolu bu kavramların içinden geçer. 

Hayatı “savaş” gibi gören, “hayat mücadeledir” anlayışını hayata hâkim kılmaya çalışan ve bu yetişme tarzı yüzünden dünyayı büyük bir savaş alanına çeviren Batı düşüncesine karşı en tutarlı alternatif yine “şefkat” ve “merhamet”tir. 

Barışı bunlar inşa eder.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp