Yavuz Ağıralioğlu’ndan helallik dilerken..

Yavuz Ağıralioğlu’ndan helallik dilerken..


Öncelikle, Cuma günkü yazımdan dolayı, İyi Parti Milletvekili, parti sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu’ndan helallik talep edeyim..

10 gün önceki Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cuma hutbesi basına intikal etmiş, hemen ertesi günü Ankara Barosu’nun, sonrasında İzmir, sonrasındaki günde Diyarbakır Barosu’nun İslamî kavramlara saygısız açıklamaları olmuştu.

Pazartesi’nden bu yana da, özellikle Saadet Partili ve AK Partili ve sonrasında da MHP’li isimlerden Ankara Barosu’nun saygısız söylemine eleştiriler geldi..

Bu çerçevede, hafta içinde bir iki eleştiride bulundum.. Özellikle İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’den, Türk aile yapısını dinamitleyecek kavramları özgürlük gibi lanse eden baro sözcülerine bir eleştiri beklediğimizi hatırlattım.

Talebimiz bir yankı bulmadı..

Cuma günü..

İyi Parti adına, Yavuz Ağıralioğlu’nun basın toplantısı düzenlediği haberini okuyunca..

Bekledim ki, basın toplantısının tamamı, bu konuya hasredilmiş olsun..

Değilmiş..

Genel değerlendirme toplantısı imiş.

Ama.. 

Basına intikal eden, daha doğrusu basın mensuplarının konuşmayı kendilerince çözümlemesi sonucu oluşturulan metin üzerinden bakıldığında, baronun saygısızlığına dokunulmadan, Diyanet İşleri Başkanı’na aktüalite dışı konular üzerinden eleştiri getirildiği izlenimini edindim. 

“Konuş dediysek” ile başlayan bir yazı ile, Yavuz Bey’i eleştirdim..

Yazım yayınlandıktan sonra, Yavuz Bey’in konuşmasının tamamı, kendi internet sitesinde yayınlandı..

55 dakikalık videonun tamamını izledim.

İnternet sitelerinde iki üç sayfa olarak (Yaklaşık 15 dakikalık konuşmaya tekabül eder)  haberleştirilen ilk metinlerde olmayan ve Ankara Baro Başkanı’nın sözlerini eleştiren 3 dakikalık bölümün de olduğunu gördüm.

İşte tam bu noktada..

Yavuz Bey’den ben helallik talep ediyorum.

Çünkü ben, “Ankara Baro Başkanı hakkında aktüel tartışma noktasında bir şey söylemeden, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, siyasi iktidar karşısındaki aktüalite dışı bazı yaklaşımlarını eleştirmesi”nin doğru olmadığını belirtmiştim..

Ancak aynı konuşmanın tam orta bölümünde, Ali Erbaş’a yönelik eleştirilerin öncesinde, Yavuz Bey Ankara Barosu’nun da haddini bildiren tespitini yapmış..

Tam buraya bir “nokta” koyalım..

Lafı eğmeden, bükmeden, “Ama” demeden, “Mama” eklemesi yapmadan Yavuz Bey’den özür diliyorum.

Bu çerçevede, konunun doğrusunu öğrenir öğrenmez, yazımı kimsenin, en azından  o dakikadan sonra istismar etmemesi için, internet sitesindeki sayfanın başına, konuyu kısaca tavzih eden notumu koydum..

Notumda, bugünkü yazımda ayrıntısını vereceğimi de belirttim.

Bu çerçevede, “yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan mutlaka ve mutlaka Allah’a hesap vereceğimiz” inancı ile.. Yazdıklarımızın “Allah rızası” amacına matuf ise bir değeri olduğu, aksi takdirde boş bir oyalanmadan ibaret olacağının bilinci ile.. “Allah rızası”nı gözetmenin ispatının da, “yanlış yazıldığında özür dilemekle olabileceği”nin idraki ile..

Kaprise girmeden, özürümüzü diledikten sonra, benim de, Yavuz Bey’in de, bu olaydan çıkarmamız gereken dersleri özeleştiri babında not etmek isterim.

Ben ders çıkarmalıyım:

Dindar bir kişinin, elimize konuşma metni de verilse, aleyhinde hemen görüş serdetmemek gerekir.. Bu konuda en azından acele etmemek gerekir.. Konuşmasının tümünü, bizzat izlemeden, montajlı olup olmadığı, kastının ne olduğu noktasında şüphelerimizi gidermeden, muhatabımızı ağır eleştiriye tabi tutmamamız gerekir..

“Dindar olmayan”lara ayrımcılık yapıyorsunuz demesin.. Dindar insan, Allah’tan korkar.. Allah’tan korkan insanın yapmaması gereken bir tavrı sergilediği iddia edildiğinde, bize verilen talimat, “onu araştırmak, iyice tahkik etmek”tir.. 

Dindar olmayan kişiler, “Bize de bu tavrı göstermenizi bekliyoruz” diyorlarsa, hatırlatayım: 

“Dindar veya değil, hiç kimseye iftira edemeyiz.. Hiç kimseye, bilerek haksız isnatta bulunamayız.. Söylediğimiz şey, yapmayacağını tahmin ettiğiniz bir davranış, dindar bir kişiye isnat ediliyorsa.. Tahkik sürecini biraz daha uzatmaktan ibarettir.. Bu kadarcık farklılık da, olsun hani..”

Çıkartmam gereken bir başka ders..

Ne kadar dürüst görünürlerse görünsünler.. Ne kadar ilkeli gibi görünürlerse görünsünler.. Solcu medya organlarının yazdıklarının hiçbirisine inanmamamız gerektiği..

Niçin bunu söylüyorum?

İlk gün.. t24’ünden, odatv’sine.. Sol tandaslı birçok internet sitesine, hatta Yeniçağ’ın internet sitesini de (Gazetenin sahibi, Yavuz beyin partisinde milletvekilidir) katayım.. Baktığımda, Ankara Barosu’na tek laf edilmeden, Yavuz Ağırailoğlu’nun Diyanet İşleri Başkanı’na uzun uzun eleştiriler yaptığı izlenimi vardı..

Hani üç satırlık bir haber yapmış olsalar..

“Zaten kısa bir haber, konuşmanın tamamının verilmeme ihtimali yüksek. Dolayısı ile atlamış olabilirler” diyeceğim de..

Haberlerin klasik uzunluklarından da öte bir konuşma çözümü vardı..

Tam metin yayınlanmış gibi bir görüntü veriliyordu..

Demek ki, uzun da olsa, bir haberin tüm ayrıntılarını veriyor gibi görüntü de olsa.. Yine de, orjinalinden, kendiniz dinleyeceksiniz, kendiniz duyacaksınız, kendiniz değerlendireceksiniz..

Daha başka almam gereken dersler de var..

Onları da süreç içinde aktarırım..

Bu vesile ile, helallik istediğim Yavuz Bey’in de bu olaydan şu çıkarımları yapması gerektiğini düşünüyorum:

Aktüel bir konuda beklenti olduğunda, o konuyu 3 dakika, onun dışındaki konuları 50 dakika ile aktarırsanız.. Kötü niyetli insanlar, bizleri bile yanıltabilir..

3 dakikayı silip, 50 dakikayı vererek.. Bizleri bile aldatabilirler.. (Verdiğim dakikalar gerçek dakika rakamlarıdır.)

Madem ki kamuoyu, İyi Parti’nin, daha önemlisi Yavuz Ağıralioğlu’nun Ankara Barosu hakkındaki görüşünü merak ediyor..

55 dakika değil de.. Çıkar, 55 dakikalık o konuşmanın bütünü içindeki 3 dakikalık konuşmanızı yapar, kürsüden inersiniz..

Olay bitmiştir..

Bu durumda, ne ben Yavuz Bey’e haksızlık edebilirim..

Ne de hiç kimse, böyle bir zemini bana veya bir başkasına hazırlayabilir..

Bir başka çıkartılması gereken ders..

Kamuoyunun beklenti içine girdiği aktüel bir konu hakkındaki görüşümüzü aktarırken, illa da illa, objektiflik adına da olsa.. Aktüel konuda savunduğumuz kişinin (Ali Erbaş’ın) önceki hatalarını hatırlatarak denge sağlamaya kalkışmayalım..

 Çünkü biz denge sağlamak isterken, aktüel olmayan o eski konular manşetlere çıkıyor, bizim esas eleştirimizi yönelttiğimiz kişilere sarfettiğimiz sözler ise gizleniyor..

Ben iyiniyetle, olayı aktardım.

Parti mensubiyeti gözetmeksizin söylüyorum.. 

Alnı secdeye varan hiç kimse, hedefim olmamıştır. 

Bundan sonra da olmayacaktır..

Google+ WhatsApp