Yaşanmış bir vak’a

Yaşanmış bir vak’a

-Abi inan bilmiyordum sizin tepki göstereceğinizi. -Ne demek bilmiyordum, biz hep söylemiyoruz mu karşı sokaktakilerin paylaşımlarını beğenmeyeceksiniz diye. -Anladım abi anladım da peki gerçekten beğeniyorsam yine de mi beğenmeyeceğim? -Aslanım sen anlamıyorsun galiba. Beğensen de beğenmeyeceksin. -Hımmm… Beğensem de yine beğenmeyeceğim,

Yaşanmış bir vak’a

 

 

Abi inan bilmiyordum sizin tepki göstereceğinizi.

-Ne demek bilmiyordum, biz hep söylemiyoruz mu karşı sokaktakilerin paylaşımlarını beğenmeyeceksiniz diye.

-Anladım abi anladım da peki gerçekten beğeniyorsam yine de mi beğenmeyeceğim?

-Aslanım sen anlamıyorsun galiba. Beğensen de beğenmeyeceksin.

-Hımmm… Beğensem de yine beğenmeyeceğim, anladım.

-Peki, onlar bizi beğenebilir mi ağabey?

-Sus çaktırma! Onların beğenilerinin altında yatan maksadı laboratuarda incelememiz lazım.

-Abi haklısın da beğeninin arkasında yatan maksat ne olabilir ki?

– Çok safsın. Bizim takipçilerimizin gönlüne girerek takipçi sayılarını artırmaya çalışıyor adamlar.

-İyi de ağabey Şeytan’ın da takipçisi çok. Bir sürü insan onu fawlayıp rt ediyor. Hatta Twitter’da en çok trend topik (tt) olanlardan kendisi.

-Şimdi sen şu çeneni kapa da karşı sokaktan like ettiğin şu adamın paylaşımından beğenini kaldır.

 

– Peki, ağabey, şu an açtım Twitter’ımı. İşte beğenmemek gerektiği halde kendime mâni olamayıp da beğendiğim cümle şu: “Hakikat kimsenin tekelinde değildir; hakikat olarak tekrarladığın şey mutlak hakikatin bir parçasıdır sadece.” Beğenimi geri aldım. Hiç beğenmeseydim sorun değildi, lakin beğendiğim cümleyi şimdi geri almış olmam o cümleyle bir sorunum varmış intiba oluşturacak korkarım ki.

– Bak aslanım, bizim ağzımızdan, kalemimizden ve klavyemizden çıkmayan her söz kendi boşluğunu doldurur. Bu yüzden beğenilesi değildir. Bizim boşluğumuz beğen ya da beğenme en çok beğeni alan boşluktur. Söyleyeni bizim içimizden çıkmışsa beğenilmeyecek olanı da beğeneceksin!

-Harikasın abi, bu sözünüzü kafamı yukarıya kaldırıp boşluğa karşı fawlıyorum.

AÇTIM AĞZIMI YUMDUM GÖZÜMÜ

Televizyonu açtım, bir şey yok.

En iyisi radyo diye geçti içimden; fakat açacak bir radyo yok.

Uzun süredir radyo evin en saklı yerinde, bir kenara susup pusmuş bir çocuk gibi sessiz.

İyisi mi gazetelere göz gezdireyim diye oturduğum yerden davranır gibi oldum, sonra vazgeçtim. Nerdeyse iki senedir gazete girmiyordu evimize.

 

İnternete konuk olsak acaba bizi kabul eder mi diye düşünürken açar açmaz daha istemediğim haberler, tıklamadığım fotoğraflar, arzu etmediğim reklâmlar bir anda evin içine doluşur gibi oldu. Kapıyı yüzlerine kapatırcasına ekranı alelacele kapattım.
 
Koltuklar arkasına sıkışmış tül perdeyi aralayarak pencereyi açıp nefes almayı denedim; dışarıda ne var ne yok büyük bir gürültü tomarı şeklinde pencereden içeriye girmeye çalıştı. Hem ne diye açtım ki ben bu camı? Belki de aradığım bir görüntüyü yakalayarak içime ziyafet vermek istiyordum. Kendimi koltuğa attım. Elim gayr-i ihtiyari akıllı telefonuma gitti. WhatsApp gruplarından birinde “koltuğundan edilen bürokratların isim ve fotoğrafları” yer alıyordu. Oturduğum koltuğa sımsıkı yapıştım. Bilinçsizce “çok şükür” diye bir şey çıkmıştı ağzımdan. Bu sözü evde başka kimse olmadığı için sadece ben duymuş ve kendime yakıştıramamıştım.

Galiba şunun şükrünü eda etmek istemiştim: Herkes koltuğundan olmuş benim koltuğum hâlâ yerli yerinde duruyor ve üstüne üstlük ben şimdi bütün heybetimle bu koltukta yayılmış bir şekilde oturuyorum.

WhatsApp’taki sohbete dâhil olmadan telefonu kapatıp elimin uzanamayacağı en uzak köşeye bıraktım. Son zamlardan sonra ailece tasarruf tedbirlerine başvurmamız gerekiyordu, tam konuyu açtım, fakat o da ne? Karşımda konuşacak hiç kimse yoktu. Açtığım gibi kapattım konuyu.

Bu nasıl bir hayat böyle dedim kendi kendime, zira hayat beni dinleyemeyecek denli meşguldü. Son çare olarak babamdan kalma Hayat Ansiklopedisi’nin önüne iliştim. Hayat yoksa ansiklopedisi var dedim. Açtım ağzımı yumdum gözümü!

 

Hüseyin Akın/Milli Gazete

Google+ WhatsApp