Yarınki nesillere cihâdı miras bırakmak

Yarınki nesillere cihâdı miras bırakmak


Yarınki nesillere cihâdı miras bırakmak

 

 

Cihad, Allah yolunda Allah için bir bayraktır. Cihad, bayrağından hayat doğar. İman ve cihad ile şekillenmiş hayat insi ve cinni şeytanları boğar. İslâm ümmeti olarak kanayan kitaplara gül götüren yağmuruz. Dinimizden başka bir sistemle idare olunmaya razı olursak cahiliyye denizinde boğuluruz. 

Yaşadığımız bu zamanlar, İslâm’ın mazlûmiyet zamanlarıdır. Yani İslâm insanının, “evrensel sorumluluk şuuru”nun aşındığı, kişiliklerin cihâd ve şehadet terbiyesinden uzakta oluştuğu, dolayısıyla bedelin, hem Müslümanlar hem de tüm insanlık için hüsranlar tarzında ödendiği zamanlardır. Cihâdsız bir dünya, bedeli İslâmsızlıkla ödenen, yolu cennete çıkmayan cehennemî bir dünyadır. İslâm coğrafyası müstevli mürted ve harbiler tarafından işgal edilirken cihad cephesinde buluşmayanlar, cehennem cephesinde buluşurlar.

Allahû Teâla tarafından batıl dinlere karşı hak dinin inkılâbını gerçekleştirmekle görevlendirilen Hz. Muhammed (sav), cihâd mektebinde, Allah yolunda canfedâ cihâd erleri yetiştiren bir örnek ve önderdir. Allah Rasülu (sav), Veda Hutbesi’nde de sesini ulaştırabildiği ümmetine, bu sesi çoğaltma, başka iklimlere taşıma görevi yüklemiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde şöyle buyurdu: «Beni dinleyin ve belleyin. Dediklerimi duyanlar, bugün burada olmayanlara iletsin. Benim sözümü işitip ezberleyen sonra da işittiği gibi başkasına ileten kişinin Allah yüzünü ağartsın.” (Ebu Davud, ilim, 10; İbn Mace, Mukaddime 18)

Hz. Peygamber (s.a.v.) sözlerinizi unutuyorum diyen birisine de elinden yardım iste -yaz- diyerek hadis yazmasına teşvik etmiştir. (Hatıb, et-Takyid, 65) 

İla-yı Kelimetullah adına hayatı at sırtında geçmiş İslam mücahidi Selahaddin Eyyübi (Rh.a.) vefat ettiğinde yanında bulunanlardan biri kılıcını havaya kaldırıp “Ey Cemaat-i Müslimin! İşte hükümdarınızın bütün serveti bu kılıçtan ibarettir” diye haykırmıştı.. Bunun manası Selahaddin Eyyübi (Rh.a) geride kalanlara dünyalık malları değil, cihadı miras bırakmıştır. Bugünkü nesile cihad şuurunu kazandırmayanlar, yarınki nesilleri cihaddan mahrum bırakanlardır. Yarınki nesillere cihadı miras bırakmayanlar, yarınki nesillerin esaretlerini şimdiden alkışlayanlardır.

İslâm’ı insanlara ulaştırmak, insanları esaretten kurtarmaktır. Rasûlüllah’ın Bizans Kralına, İran Kisrasına, Mısır Mukavkısına gönderdiği “İslâm ol kurtul” mesajı taşıyan elçileri ise, o günün şartlarında, süper güç odaklarını, İslâm’ın tebliğ hedefi saymak gibi evrensel bir örnektir. O nesil, bu Peygamber çağrısını çok güzel anlamış, kavramış ve gereğini ebedi bir sorumluluk halinde yüklenmiştir. Veda Hutbesini bir “Peygamber vasiyeti” gibi telakki eden Müslümanlar, süper güç odaklarına mesaj taşıyan elçilerin ufuk aşan iradesi içinde, fevc fevc yeryüzüne dağılmışlar ve insanoğluna son vahiy kandilini taşımışlardır. Bugün “İslâm Coğrafyası” olarak bilinen Kuzey Afrika, Balkanlar, Ortadoğu ve Asya, ilk bayrakları, kabirlerini orada bırakmak pahasına sahabi neslinin diktiği İslâm topraklarıdır. Sahabe nesli, cihad neslidir. Cihadsız kalmış nesiller, sahabenin izinden ayrılmış nesillerdir.

Cihad hidâyet taşıyıcılığı demektir. Hidâyet ise, sonu cennete, yani bütünüyle mutluluk olan bir dünyaya yönelmenin ifadesidir. “Yeryüzünde fitneden eser kalmaması” bir bakıma cennet inşasıdır. Öyleyse İslâm insanı, bir cennet davetçisidir. Bu görevi “cehd”le, Cihâd’la ifade edilecek bir feda oluş seyrinde yerine getirir İslâm insanı... “Yeryüzünde fitneden eser kalmayıncaya kadar cehd etmek”, onun önüne konan ufuktur. Bu ufkun yakalanması, Allah’ın evren için koyduğu nizamın bütünü demek olan dinin, “Âlemlerin Rabbi”nin belirlediği ölçülerde ikame olunmasıdır. “Şüphesiz Allah nezdinde din İslâm’dır.” (Âl-i İmran Sûresi/19) Bu yüzden İslâm insanı, İslâm’ı tüm insanlara ulaştırmaya gayret eder. Bu bir hidâyet taşıyıcılığı demektir. Hidâyet ise, sonu cennete, yani bütünüyle mutluluk olan bir dünyaya yönelmenin ifadesidir. Dolayısıyla cihad, bir mutluluk savaşıdır. 

Cihâd, Müslüman bir kavmin yaşama şartıdır. Cihadı terk edenler, Müslümanca bir hayat yaşamaktan vazgeçmiş olanlardır. Cihâd öncelikle bir mal ve can imtihanıdır. Kur’an’ı okuyunca ölümün nasıl olsa geleceğini, insana düşenin onu güzelleştirmek olduğunu, canı Allah’a adamanın ise en güzel ölüm olduğunu anlıyoruz. “Biz Allah içiniz ve yine mutlaka O’na döneceğiz (Bakara Sûresi/156) düsturu, Kur’ân’ın mü’minin kalbine yerleştirdiği bir Cihâd yansımasıdır. Cihâddan uzak kalmak için yolun uzaklığını, havanın sıcaklığını bahane gösterenler, dünyevi çıkarları öne alanlar ve Cihâddan geri kalanlarla birlikte oturmayı tercih edenler, Kur’ân bilgisinde kendi kendilerini “helâk” edenler, “kalbleri mühürlenenler” arasındadır. (Tevbe suresi/42, Tevbe Sûresi/87) Rabbimizin uyarısı; “Cehennem ateşi daha sıcaktır” (Tevbe suresi/81) Hayatlarını cihad gergefinde dokumayanlar, yarınki nesillerin hakkına ve hukukuna dokunanlardır. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp