Yarayı iyileştirmek

Yarayı iyileştirmek


Yarayı iyileştirmek

 

Bağdat, günlerdir bu törene hazırlanıyordu. İngilizlerin Irak Yüksek Komiseri Sir Percy Cox, beraberindeki bölge uzmanı ve diplomatlarla birlikte, törenin bütün ayrıntılarının kusursuz olmasına çalışıyordu. Davetliler listesi defalarca gözden geçirildi, ısrarlı provalar günler öncesinden başlatıldı, oturma düzeninden konuşma sırasına her şey usulüne uygun şekilde düzenlendi.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

 

Törene böylesine özenilmesi sebepsiz değildi elbette. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından, Irak isimli bir ülke oluşturulmuş; bu ülkenin başına da “kral” sıfatıyla Şerif Hüseyin’in oğullarından Emir Faysal’ın oturtulmasına karar verilmişti. Yüksek Komiser Cox, Faysal’ın kral olarak atanması sürecinde, İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın Ortadoğu Dairesi’yle yıpratıcı bir didişmeye girişmek durumunda kalmıştı. Bakanlık içindeki klik çatışması nedeniyle, Irak konusunda acele etmemek gerektiği fikri daha ağır basıyordu. Oysa Cox, “yeni bir süreç” başlatmak için en doğru zaman olduğu kanaatindeydi. Irak’ı ve diğer bölge ülkelerini sokak sokak tanıyan tecrübeli ajan Gertrude Bell kendisinden yana olmasa, belki de Irak projesi hiç hayata geçmeyebilirdi.

23 Ağustos 1921 Salı sabahı, saat tam 06.00’da (cehennemi andıran yaz sıcağının etkisinden kaçınma adına bu saat seçilmişti), Bağdat’taki devasa Osmanlı kışlasında taç giyme töreni başladı. Davetliler kışlanın geniş avlusunda, kendilerine ayrılan bölümde yerlerini almıştı. Yerden yaklaşık bir metre yükseklikte bir sahne hazırlanmış, Faysal’ın tahtı da sahnenin tam ortasına konmuştu. Yeni ülkenin yeni kralı tahtında mahcup şekilde otururken, filmin senaristleri Sir Percy Cox, Faysal’ın danışmanı olarak atanan İngiliz diplomat Kinahan Cornwallis ve İngilizlerin Irak orduları genel komutanı General James Aylmer Haldane de onun etrafını sarmıştı. Sahnede, Faysal dışında iki Arap daha vardı: Sarayın protokol müdürlüğüne getirilen Tahsin Kadri ve dönemin Bağdat’ında en yüksek Sünnî din adamı olan Şeyh Abdurrahman en-Nakîb.

Başrollerdeki tek kadın, Gertrude Bell ise, sahneye çıkmak yerine bu manzarayı daha gerilerden izlemeyi tercih etmişti. Günlüğüne şöyle yazacaktı daha sonra: “Bugün çok yoruldum. Bir kral yaratmak gerçekten çok yorucu bir iş!”

Faysal yeminini ederek göreve başlarken, İngilizler için Ortadoğu’da bir kale daha sağlamlaştırılmış olacak; Irak’ın halkı içinse önlerinde, çilelerle ve acılarla dolu uzun bir sayfa açılacaktı. Arka arkaya bombardımanlar, askeri darbeler, katliamlar, yabancı müdahaleleri, bölgesel savaşlar, ambargolar, fakirlik ve mezhep çatışmalarıyla geçecek olan, upuzun bir sayfa hem de… Hiç tanımadıkları bir ülkenin yönetimine tayin edilen Faysal ve şürekâsı da, 14 Temmuz 1958’deki kanlı darbeye kadar, ülkede İngilizler adına nöbet tutacaktı.

***

Irak’ta günlerdir devam eden protesto gösterilerini izlerken, kuruluşundan itibaren ülkenin sancılı yakın tarihini hatıra getirmemek imkânsız. Üzerinde yaşadıkları toprakların bir gün aniden müstakil bir “krallık” ilan edildiğini gören Iraklılar, bilahare bu krallığın yıkılışına şahitlik ettiler. Krallığın yıkılışından sonra ipleri ele alan askerlerin birbiri arasındaki kavga ve çatışmalar da, ardından gelen yabancı işgalleri de, büyük ölçüde Irak halkının kendi iradesinden ve müdahalesinden bağımsız gerçekleşmişti. Iraklılar, adeta pasif birer piyon gibi, geçtiğimiz yüz yılı her gelişmeden etkilenerek ama gidişata da müdahale edemeyerek yaşadılar.

Yaklaşık iki haftadır, ülkenin petrol zengini güney bölgelerinde yaşanan protesto gösterilerinde halkın en temel talebi, ekonomik sıkıntılarının halledilmesi. Ayaklarının altından kayıp giden zenginliği ve refahı gördükçe, kendilerine ayrılmayan paylara da daha fazla öfkeleniyorlar. Ki gayet de haklılar.

Gösterilerin en dikkat çekici yanlarından biri, İran’ın Irak üzerindeki hegemonyasının da hedef alınıyor oluşu. Aynı duruma, İran içindeki gösterilerde şahit olmak da mümkün. Dini ve siyasi liderlerin portrelerinin ateşe verildiği ve insanların gündelik ihtiyaçların karşılanmasını talep ettiği huzursuzluğun gösterdiği en net tablo şu: İran, mezhep aidiyetlerini kaşıyarak bugüne kadar sürdürdüğü bölgesel politikalarını, insanlara kabul ettirmekte artık zorlanıyor. Öfkenin sebebi olan sıkıntılar ortadan kaldırılmadığı takdirde, bir süre sonra sokaklar tamamen kontrolden çıkacaktır.

***

Tarihi ve coğrafyayı dikkatle izleyenlerin gözünden kaçmıyordur muhakkak:

İyileştirilmeyen, sadece pansumanlanıp üzeri kapatılan yaralar, bir müddet sonra yeniden iltihap topluyor. Şartlar oluştuğunda da, o iltihap patlayıp çevreye yayılıyor.

IŞİD’in ortaya çıktığı toprakların, İslâm tarihinde Haricîlerin faaliyet gösterdiği bölgelerle neredeyse birebir aynı oluşu, kesinlikle tesadüf değildi. İran’da 1979’da Şah’ı deviren halkın, Şah’ın gidişini hızlandıran şartlar yeniden oluştuğu için tekrar sokaklara dökülmesi de tesadüf değil. Tıpkı, normalde bir ülke bile değilken etrafı çevrilip ülke haline getirilen Irak’ta, birbiriyle belki de aynı sınırlar içinde yaşaması tahayyül edilmeyecek milletlerin yaklaşık 100 yıldır sürekli bir boğuşmanın içinden çıkamayışının da tesadüf olmaması gibi…

yeni şafak

Google+ WhatsApp