Yahudi Ulus Devlet Yasası, ‘Aşırılıklar çağı’ ve tükeniş.. İşte biz bu tehditlere karşı ‘Büyük Yürüyüş’ diyoruz!

Yahudi Ulus Devlet Yasası, ‘Aşırılıklar çağı’ ve tükeniş.. İşte biz bu tehditlere karşı ‘Büyük Yürüyüş’ diyoruz!


Yahudi Ulus Devlet Yasası, ‘Aşırılıklar çağı’ ve tükeniş.. İşte biz bu tehditlere karşı ‘Büyük Yürüyüş’ diyoruz!

 

 

İsrail dün, Yahudi Ulus Devlet Yasası’nı onaylayarak kendini yeryüzünün tek “ırkçı devleti” olarak ilan etti. Araplar, Müslümanlar ya da başkaları, Yahudi teolojisine uygun olarak ikinci sınıf, Yahudi Ulus’una “hizmetliler sınıfı” ilan edildi. Güney Afrika’daki Apartheid rejiminin tarihe karışmasından sonra Ortadoğu’nun göbeğine oturan ırkçı dalga daha da pervasızlaştı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Bu karar; ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail Başkenti olarak tanıyan elçiliğini bu şehre taşıma kararından, George Bush döneminde “kıyamet savaşı” ilan eden neocon ırkçılığının coğrafyamıza yönelik istilalarından, Atlantik’in iki kıyısını da rehin alan ırkçı dalgalardan beslendi, zamanlaması buna göre hesaplandı.

“İkinci sınıf” ya da “hiç” olanlara bu ruhla kitlesel kıyım yapıyordu İsrail..

Bugünden itibaren, İsrail ile Müslüman dünya arasında yepyeni bir çatışma dönemi başlayacaktır. Bazı Arap ülkelerinin İran tehdidine karşı İsrail’le yakınlaşması, ortak güvenlik kalkanına girmesi, İsrail’i daha da cesaretlendirmiştir. Çünkü bu karara karşı Arap tepkisi önceden kırılmıştır.

Her ne kadar böyle bir ilan yapılmışsa da İsrail’i algılamada değişen bir şey yoktur. İsrail zaten öyle bir devletti, zaten öyle görülüyordu, zaten öyle uygulamalar yapıyordu, zaten bu zihniyetle kitlesel kıyımlar yapıyordu. Cenin’de, Gazze’de veya o küçücük kara parçasının her köşesinde Filistin halkına bu ruhla toplu katliamlar yapıyordu.

Katliamları yaparken, Filistin halkına ağır işkenceler uygularken, onları hiçbir zaman “insan” olarak kabul etmedi. Bu yeni yasada olduğu gibi ikinci sınıf insan ya da “hiç” olarak gördü. Kurulduğundan beri bir devlet değil örgüt aklıyla, terör örgütü aklıyla hareket etti, coğrafyayı da, bu coğrafyada yaşayanları da öyle gördü, ona göre sürekli saldırganlaştı.

“Tanrı’yı kıyamete zorlama”, “Kıyamet Savaşı çıkarma..”Nuh Tufanı gibi “sıfırlama”

İsrail’in hiçbir zaman “insani” bir kaygısı olmadı. Bundan sonra da olmayacaktır. Dostu olmayan, en yakınlarını bile tehdit/düşman gören bir korku devletidir. Bundan sonra daha açık biçimde öyle olacaktır. Kendilerinden başka yeryüzünde yaşayan herkesi “köleler sınıfına” dahil olarak kabul eden çarpık bir zihniyetin sadece bölgemizde değil, insanlık için tehdit olduğunu artık söylemeye bile gerek yoktur.

“Yahudi Ulus Devleti” ya da “ırkçı devlet” çıkışına İsrail özelinde söylenecek çok söz var ama bu sözlerin tamamı bugüne kadar defalarca söylenmiş veya yazılmıştır. “Tanrı’yı kıyamete zorlama”, “Kıyamet Savaşı çıkarma” düşüncesinin savunucuları, “insanlık için yeni başlangıç” adına, belki Nuh Tufanı benzeri yeni bir “sıfırlama” adına, yeryüzündeki aşırı nüfusa karşı bir “seçilmişler nesli” oluşturma adına Yahudi teolojisini, İsrail aşırı sağını daha da bir yerlere ittiğini burada hatırlamakta fayda vardır.

Sessiz sessiz büyüyen bir “küresel fırtına” var

Ama bu yazıda, İsrail’in bu çıkışının dünyadaki genel eğilimlerin neresine düştüğünü tartışmak belki daha faydalı olacaktır. Çünkü işin “yeni olan” tarafı burasıdır. Bu yeni eğilimi, fırtınayı anlamak, geleceğin dünyasını anlamak, ona hazırlanmak ona göre savunma alanlarını güçlendirmek olacaktır.

Bir süredir yaklaşan, sessiz sessiz büyüyen bir “küresel fırtına”dan söz ediyorum. Batı’yı izlerken, Doğu’yu izlerken, ABD veya Avrupa ülkelerini izlerken, siyasi dalgaları veya toplumsal kimlik değişimlerini izlerken, devletlerin yatırım yaptığı alanlara odaklanırken hep bu tehlikeyi görüyorum.

Neoconlar üzerinden ABD’de beslenen ırkçılık, Trump dönemi yerleşik sistemi veya küresel sistemi altüst eden aykırılık, Almanya gibi ülkelerin bilinçli biçimde aşırı sağı besleyip güçlendirmesi, Batılı devletlerin merkez iktidar alanını güçlendirip demokrasi ve özgürlük alanlarını ihmal eder hale gelmesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa değerlerinin birkaç yılda gözden çıkarılması, yabancı düşmanlığının devlet diline dönüşmesi, medeniyet/kimlik anlamında Batı’nın dünyanın geri kalanına saldırganca bir mevziye geçmesi ve bunlar gibi daha birçok gelişme, Batı merkezli yükselen tehdide karşı bütün dünyayı uyarıyor aslında.

Aşırılıklar çağı ve tükeniş: Dört yüz yıl sonra Batı’nın küresel hakimiyetinin sonu

Bu, tükeniştir. Belki dört yüz yıl sonra Batı’nın küresel hakimiyetinin sona ermesinin sancılarıdır. Çünkü ilk kez güç, Batı’dan Doğu’ya geçmektedir. Aşırılıklar çağına yatırım yapan “Atlantik aklı”, ırkçılıktan terör zihniyetine, ekonomik yağmacılıktan kültürel aşağılamaya ve ayrımcılığa yönelen Batı, ahlaken kaybettiği küresel patronluğunu saldırganlıkla, tehditlerle, yağma ve talanla devam ettirme çabası içindedir.

Bu bir akıl dışılıktır ve sonu dünya için tehlikeli, Batı için çöküş olacaktır. Bu yüzden insanlık tarihinin en ciddi kırılma alanlarını, güç haritasının yüzyıllar sonra ilk kez böylesine dramatik değişimini izliyoruz.

İsrail, saldırganlığı daha da artacak, belki birçok Avrupa ülkesi İsrailleşecek faşizme teslim olacak, buradan güç devşirmeyi deneyecek. Çünkü her ülke, küresel fırtınayı görmüş, tehditten kurtulmak için kendisinde, tarihinde, kimliğinde, güç devşireceği ne varsa ona dönmektedir. İsrail, Yahudi teolojisine sarılırken Almanya ırkçılığa, İngiltere emperyal iddialarına, ABD yağma zihniyetine sarılacaktır.

“Büyük dönüşüm”, “Büyük Yürüyüş” ve güce yatarım..

İşte bu dönemde Batı karanlık geçmişe sarılırken bizler aydınlık bir tarihi bugüne çağırmanın yollarını arıyoruz. Onlar ırkçı, kanlı sömürge geçmişlerine dönerken bizler parlak bir geçmişi bugüne çağırarak yeni bir yükseliş dönemine hazırlanıyoruz. Bunu yaparken de “küresel fırtına”ya karşı savunma hatlarımızı güçlendiriyor, toplumsal dayanışmamızı yeniliyor, devleti yeniden yapılandırıyor, yerli olana yöneliyoruz.

Bir süredir tartıştığımız mesele budur. Türkiye’nin öncülük ettiği büyük yükseliş dalgası budur. 24 Haziran’la son aşamasına geçtiğimiz “Büyük dönüşüm”, “Büyük Yürüyüş” budur. Yerlileşme derken, millileşme derken kastedilen budur. Sadece iç iktidar arayışı değildir bu. Bizim için bin yıllık iddiayı bugüne taşımaktır. Küresel ölçekte de büyük fırtınaya meydan okuma hazırlığıdır.

Batı’dan yaklaşan ve dünyanın genelini ama ağırlıklı olarak bizim coğrafyayı hedef alan bu tehditlere demokrasi ve özgürlük söylemleriyle itiraz dönemi kapanmıştır. Çünkü bu söylemleri kendileri bile ağızlarına almaz olmuşlardır. Mücadelenin tek yolu güce yatırım yapmaktır. Türkiye de bunu yapmaktadır.

Artık devlete ‘ayar verme’ alışkanlığı

Cemaatler, sivil kuruluşlar, siyasi çevreler herkes kendini bu yerlilik testinden geçirmek zorundadır derken bunu kastediyorum. Çok büyük bir dönüşüme işaret ediyorum, herkesin durduğu yeri, söylediği sözü, ülkeye ve dünyaya bakışı değişmek zorunda kalacaktır, diyorum.

Bundan sonra “devlete ayar verme” alanında kimseye iktidar kalmamıştır. Toplumsal zeminde ne kadar güçlü olursanız olun, hangi iktidar alanında söz sahibi olursanız olun bu yerli eğilimle barışmak zorundasınız. Onu dönüştürme gücünüz olmayacak, o sizi dönüştürecek. Devlet dönüştüyse, toplum dönüştüyse siz de dönüşeceksiniz.

Çünkü biz, bin yıldır tarih ve coğrafya inşa eden bu akla destek vermekten başka “iyi şey” görmüyoruz. Bu mücadelenin büyüklüğünü anlamak için İsrail’in kararına, Batı’daki derin değişime, Türkiye’nin büyük yürüyüşüne bakmanız ve anlamanız gerekiyor.

Yoksa tarih dışına itilirsiniz..

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp