Vicdanına seslensem duyar mı?

Vicdanına seslensem duyar mı?


Vicdanına seslensem duyar mı?

 

 

Altı yaşındaki Mertcan’a ödevlerini yapmadığını gerekçe göstererek şiddet uygulayan ve ölümüne neden olan cani babanın vicdanına seslensem acaba duyabilir mi? Ya da tehlikeyi önemsemeyip yavrumuzu katil babaya teslim eden aile fertlerinin vicdanlarına dokunsam hissedebilirler mi? Sanmam… Annenin vicdanı uyanmış olsa bile, onun bu tavrı küçük çocuğu ve onun ufuklara doğru yol alan hayallerini geri getirebilir mi? Elbette getiremez!

Anti-sosyal belirtiler gösteren caninin nefret saçan tutumu başta anne olmak üzere aile fertlerinin dikkatini nasıl oldu da çekmedi? Çocuğun öğretmeni nasıl oldu da tehlikeyi önceden göremedi? Bütün bu sorular zihnimi meşgul ediyor fakat makul bir cevap bulamıyorum.

Caninin yavrumuzu ders çalışmıyor bahanesiyle işkenceye tabi tutması ve ölümüne neden olması ise göz ardı ettiğimiz çarpık bir yaklaşımı düşündürüyor bana ve dayağı bir terbiye metodu olarak gören büyüklerimizin hiçbir zaman katılmadığım, kabullenemediğim o veciz sözleri canlanıyor zihnimde. “Dayak cennetten çıkmadır.”  İtiraz edenler mutlaka olacaktır fakat Resulullahın terbiye metodunda hiçbir şekilde yer almayan sözel ve fiili şiddeti meşru görenler, bu yaklaşımları ile anti-sosyal psikopatları cesaretlendirdiklerinin farkına varmalıdırlar.

 

Unutmayalım ki,  Allah’ın Resulü çocuklarla ilişkilerinde her zaman şefkatli, sevecen ve müşfik bir yaklaşım sergilemiş, onları yarının büyükleri olarak görüp değer vermiştir. 

Ne yazık ki, bazı okullarımızda ya da kurslarımızda eğitim veren eğitmenlerimizin dayağı meşru göstererek şiddete başvurmaları çocuklarda derin yaraların açılmasına neden oluyor. Zira şiddet; örseleyen, değerden düşüren, hırpalayan negatif bir davranıştır. Çocuğun eğitim ve terbiyesi şiddetle değil sevgi ve şefkatle sürdürülmelidir. Eğitimde dayağı savunanlar lütfen Resulullahın çocuklarla ilişkilerine baksınlar ve çocukların sevgi ile nasıl değişip dönüştüklerini dikkate alsınlar.

Hepimiz potansiyel olarak anti-sosyal dürtüler taşırız fakat anne baba ve eğitmenlerin vasıtasıyla ahlaki değerleri öğrenir ve davranışlarımızın kontrolünü sağlayıp insanileşiriz. Çocuklarımızın ahlaki eğitimi okullarda verilen pozitif eğitimle mümkün olamaz. Bunun için eğitimci, aile ile işbirliği halinde olmalı ve çocuğa hakkaniyet, şefkat, adalet, empati, paylaşım, affetmek… gibi asli değerleri kazandırmalıdır. Ne yazık ki okullarda matematiğe, fiziğe, yabancı dile verilen ehemmiyet ahlak ve maneviyat eğitimine verilmiyor, bunun sonucunda ise diplomalı psikopatlar, mevki sahibi despotlar ortaya çıkıyor.

Anti-sosyal davranış biçimi, dürtülerin kontrol altına alınamaması ile karakterize bir sorundur. Fakat kişi bunu bahane edip zulmünü makul gösteremez, gösterme hakkına sahip değildir. Zira İslam insanı kemalata ulaştıracak ve onu ahseni takvim seviyesine getirecek etkin ilkelere sahiptir. Kişi hangi coğrafyada ya da hangi kültürel havzanın gölgesinde doğarsa doğsun yaşamını bu değerle bütünleştirmek ve yeryüzünde insanca bir yaşam sürmek zorundadır.

Anti-sosyal psikopatların yaşamları hak ihlalleri ile bütünleşmiştir. İslam ise bütün ilkelerini hakkaniyet üzerine oturtmuştur, buna göre evrende yer kaplayan her varlığın üzerimizde bir hakkı vardır. Sadece canlılara değil insanların kullandığı eşyalara zarar vermek de hak kapsamında değerlendirilir. Dolayısıyla bu kimselerin tedavisi ancak İslam ahlakı ile mümkün olabilir.

Anti-sosyal katillere yönelik yapılan araştırmalarda bu kişilerin çocukluk döneminde hiperaktivite, dikkat eksikliği, muhakeme zayıflığı gibi sorunlar yaşadıkları,  ebeveynlerin ise bu sorunları dikkate almayıp kronik hale getirdikleri görülmüştür. Fakat başta da dediğim gibi kişinin yaslandığı gerekçe ne olursa olsun bir cana kıymak, bir canlıya zarar vermek, bir kişinin haklarını ihlal etmek hiçbir mazeretle kamufle edilemez. Zira bütün kültürlerde suç kabul edilen bu davranışlar dinen haramdır, yasaklanmıştır.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp