“Vezarette kemalât aranır”

“Vezarette kemalât aranır”


“Vezarette kemalât aranır”

 

 

Resmi tarihe göre padişahlar milletin işiyle ilgilenmezler, milleti umursamazlar, sarayın dört duvarı arasında, milletten habersiz olarak, zevk-safa içinde yaşarlar…

Bakalım öyle mi?

***

Fatih Sultan Mehmed,Mahmud Paşa’yı vezir-i âzamlıktan (başbakanlık) uzaklaştırdıktan birkaç yıl sonra, tekrar aynı makama getirmek ister…

Mahmud Paşa dayanamaz, Padişah’ın affına sığınarak, sebebini sorar: “Devlet aynı, Hünkâr (Padişah) aynı, fakir (kendisi) aynı; peki bu azledup tekrar nasbetmenun hikmeti n’ola?”

Padişahın cevabı ibret vericidir: 

“Arnavutluk’ta Nasuh Beyin  ahaliye zulm ve gadr ittüğün duyduk. Eğer bundan haberin yoğ ise, memalik ef’alinden (memlekette olup bitenlerden) gaflettesün (habersizsin) dimektür. Haberin var da def’i yolun tutmamış isen,(haberdar olduğun halde tedbir almamışsan) zulme rıza ittün sayılur. Ne gaflet, ne de zulm ile vezarette muvaffak olunamaz. Vezir olana kemâl (olgunluk-beceriklilik) lâzımdır. Vezarette kemalât olmazsa umran ve imâret de olmaz. Seni anın içün azlettuk. Lâkin senden elyak (daha lâyık) vezir bulamadığumuzdan tekrar nasb eyledük.”

“Vezarette kemalât”, bugün de, şiddetle özlediğimiz, ama nicedir göremediğimiz hasretlerimizden değil mi?

***

Bir devletin adaleti bozulursa, her şey bozulur: Osmanlı ceddimiz bunu çok iyi biliyordu. Bildiği için de, adalet dağıtma konusunda, kılı kırk yarıyor ve Müslüman-gayrimüslim ayırımı yapmıyordu… Şu toleransa bakın:

Sırp Kralı Brankoviç, Ortodoks olduğu için Katolik olan Macar Kralı Hünyad’ın tehdidi altındadır. Hunyad, bir gün Sırbıstan’ı fethedeceğini ve tüm Ortodoks kiliselerini yıkıp yerine Katolik kiliseleri yapacağını söylemektedir…

Sırplı yöneticiler Fatih’e baş vurur: Sırbistan’ı Hunyad’dan önce fethetmesini, ama kiliselerini camie dönüştürmemesini rica ederler…

Fatih’in cevabı şudur: “Sırbistan’ı fethedince camiler kuracağız, amma Sırpların serbestçe dinî vecibelerini yerine getirmelerine de hassasiyet göstereceğiz.”

(Bu vukuat “Evliya Çelebi Seyahatnâmesi”nin Millet Kütüphanesindeki Emiri koleksiyonunda bulunan yazma nüshanın birinci cildinin 36. sayfasında detaylı biçimde, ayrıca Abdurrahman Adil’in “Hâdisat-ı Hukukiyye” isimli eserinin 1923’te yayınlanan 12. cüzünün 185-186. sayfalarında özet olarak mevcuttur)

 Bugün bile ulaşılamayan inanç hürriyeti çizgisi, bir yandan Hıristiyanlarla Müslümanların farkını ortaya koyarken, öte yandan, başörtüsünü dahi hazmedemeyenlere verilmiş bir ibret dersinin çağları aşan numunesidir.

Öyle bir adâlet anlayışı inşa edeceksiniz ki, insanlar, neye inanırlarsa inansınlar eşit şekilde ondan faydalanabilecekler. Böyle bir örnek bugün hangi ülkede var?..

Osmanlılarda vardı. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp