“Ve” Ben Müşrik” lerden değilim ki ;Allah tan başkasını Şefaat’çi edineyim!

“Ve” Ben Müşrik” lerden değilim ki ;Allah tan başkasını Şefaat’çi edineyim!

Kendimi bir süreliğine Mekke’ye ışınlamak istiyorum. Bu yolculuğa birlikte çıkmaya var mısınız? Mekke de yaşayan bir insanım, hayatım Mekke oligarşisi içinde devam ediyorken : Din bizim için ekmek kapısı gibidir. Kabe’nin burada

“Ve” Ben Müşrik” lerden değilim ki ;Allah tan başkasını Şefaat’çi edineyim!

 

 

Kendimi bir süreliğine Mekke’ye ışınlamak istiyorum. Bu yolculuğa birlikte çıkmaya var mısınız? Mekke de yaşayan bir insanım,hayatım Mekke oligarşisi  içinde devam ediyorken: Din bizim için ekmek kapısı gibidir. Kabe’nin burada oluşu tüm dinlerin harman yeri olmasına vesile olmaktadır. Dinimizi seviyoruz bize hayat verdikleri için dinin her tür şekillerini, ritüellerini de.

Hayat din ekseninde akıp gitmektedir. Çok sevdiğimiz putlarımız bizler için şefaatçilerdir. Meleklerde onlar gibidir. Allahtan başka sığındığımız varlıklarda bizim için önemlidirler ki bizlere şefaat edecektirler. Dahası hayali de olsa şefaat edecek birilerinin var olduğuna inanarak yaşamaktayız.

Bu köklü gelenek bizlere din adamlarımızdan hatta Hz. İbrahim den gelen bir vecibedir. Dünyada işlediğimiz günahlardan sorulacağımızı cennet ya da cehennemin varlığına inandığımızdan işlediklerimiz günahların sevaplardan çok oluşunu biliyor oluşumuzdan dolayı öbür dünyada, ahirette bize yardımcı olacak birine çok ciddi manada ihtiyacımız olacaktır ki ;Bu kişi ya da kişilerin bizleri Allahın azabından kurtarması bizim için doğallık ve İmân’i bir gerekliliktir.

Biz hayatımızı dilediğimiz gibi yaşarken içki ,faiz ,zina, fal okları bizim hayatımızın  süsleri geçimimizin kaynaklarıdır. Düşünce eksenimiz İbrahimi dinlerin şekillendirdiği bir çok motifle şekillenmektedir. Şefaat yani torpil önde gelen inanç esaslarımızdandır. Hayat bu minval üzere devam ederken Kendisini çok iyi tanıdığımız birisi Abdülmüttalip’in yetimi Muhammed peygamberliğini ilan ediyor.

İşte bundan sonradır ki toplumda bir hareketlilik başlıyor. Yeni din yeni Peygamber yeni mesaj. Söylemleri gün be gün etrafa dağılıyor. Onun peygamberliğinden daha çok sözleri söylemleri bizleri rahatsız etmeye başlıyor,bu sözlerinin en önemlilerinden biri de Şefaat inancımızın yanlış olduğu iddiası üzerinde yoğunlaşıyor. Bizim en sağlam diye bildiğimiz bu kulpu elimizden almak için söylemediğini bırakmıyor.

Atalarımızdan tevarüs ettiğimin iman esaslarımıza söz söylemesi elbette ki bizi üzüyor ve etkiliyor. Önceleri pek önemsemediğimiz bu sözlerin ardı arkası kesilmiyor. Şefaat beklentimizin ana dinamiklerinden biri olan meleklerin şefaatinin de olmadığını söylemesi bizim daha da çok nefretimizi celp ediyordu. Dinimize söven aşağılayan putlarımızı dışlayan bu adamın arkasında amcasının varlığı ona karşı bizim elimizi ayağımızı bağlıyordu. Lakin başka söylenecek söz mü yoktu da bunları dillerine pelesenk etmişlerdi.

Menfaatlerimiz gereği her şeye razı olabilirdik ama dinimize ve imanımıza söylenilen sözler yenilir yutulur cinsten değildi. Olayın sadece düşüncemizi ilgilendiriyor oluşu belki onu çok önemsiz görmemize sebep de olabilmekte idi. Ahirette en büyük kozumuzu;  Allahın karşısında dayanaklarımızı her fırsatta diline doluyor herkese ilan etmekte sıkıntı duymuyordu. Hani bizler atalarımızdan öyle görmüş olmasak ! Hem bizi hem de büyük ümitler bağladığımız evliya ,veli, melek gibi varlıklarımızın da hiçbir şey yapamayacağını söylemesi bizi derinden üzmekte idi.

Bize şefaat edeceklerin sıradan birileri olmadıklarını bu adam hiç mi bilmiyordu onlar bizim en kutsallarımızdı, neden anlamaya yanaşmıyordu. Bizim bu dayanağımızı elimizden alınca sanki kendi eline ne geçecekti ki ? Evet günahkardık , ibadetlerimize karşı çok ciddi değildik ama ahirette onların şefaat edeceklerine o kadar çok iman ediyorduk ki; bunun yanlış olduğunu söyleyen birini hiç mi hiç kabul edemezdik etmedik de..

Bizde inancımızı savunmaya çalıştık en tabii hakkımızdı da. Yoksa dinimize ve atalarımıza karşı ihanet etmiş olmaz mı idik ? Bizden önce yaşamış olan dindarlarımızdan bize kalan en güzel iman esaslarından biri idi şefaat; aksi halde ahirette ne yapardık ? Bizi kim kurtarırdı ? bize kim yardım eder kim torpil yapardı? Bu kabul edilebilir şey değildi,şiddetli bir şekilde savunulmalı değil miydi ?

Ve diyordu ki ; “Göklerde ne kadar çok melek olsa da, onların şefaati en ufak bir fayda sağlamayacaktır” Ama bizler meleklere o kadar çok bel bağlamıştık ki ! Bununla da kalsa idi; ” Bazılarının Allah’tan başka sığınıp yalvardıkları” ya bak şimdi çok olmaya başladın haddini bil senin işin yok mu? Laf söz dinlememekte oldukça ısrarlı bir şekilde anlatıyordu. Önceleri bir hevestir geçer dedik,usanır dedik,kim dinler dedik ama bazı insanların onu dinlediğini beğendiğini sevdiğini duymaya başlamıştık. Bunları pek piyasaya almamıştık alınacak insanlar değillerdi.

Bırakın kim neye inanırsa inansın düşüncesi ile hiç önemsememeye çalıştık,yetmedi akrabalarını toplayıp tüm kutsallarımıza hakaret eden mukaddes bir şeyimizi bırakmamaya çalışan adam herkesi kendisininki gibi inanmaya davet etmişti, bu kadarı da fazla idi, ne var ki Ebu cehil vardı ! Şefaat inancımızın ” Allah’tan başka ilahlar” edinilmesi gibi çok ciddi söylemleri vardı. Bu gibi sözleri bizleri sarsıyordu.

Diyordu ki; ” O’ndan başka ilahlar mı edineyim? Rahman bana bir zarar vermek isterse ne onların şefaati zerre kadar fayda getirir, ne beni koruyabilirler”. Yani şefaat dileklerimizi Allah’tan başkasını ilah edinmek gibi görüyor değerlendiriyordu. Sarsıyordu belki ama yıkamıyordu,uzun yılların yerleştirdiği imanımız sağlamdı hem de Polat gibi..

Kendisinin gökten vahiy aldığını vahyi gönderenin Allah olduğunu ve bir dahlinin olmadığını söylüyor ardından itikadımızı bozan bir sürü şeyler söylemekte tereddüt etmiyordu.Ahirette şefaat beklentisi içinde olduğumuz şeylerin tümünü reddediyor. Sizin Allah’tan başka şefaatçiniz yok diyordu hatta o kadar ileri gidiyordu ki “Şefaatin tümü Allah’a aittir “derken, “bunlar bana Rabbimin vahiy ettikleri” diye de Allahın arkasına saklanıyordu. Hele hele bizlere müşrik demesi yok mu ?

Ve şefaatinde müşrikçe kuruntular olduğunu söylemesi sabır ve tahammül sınırlarımızı iyice zorlamakta idi. Kabileci geleneklerin hatırına ve yerleşik düzenin gereği olarak ses etmemeye çalışıyorduk, zordu bunlara tahammül etmek ama ne yaparsınız ki büyükleriniz vardı ! Artık çizmeyi aşmaya da başlamıştı.” ve hiçbir insanın diğerine bir yararının olmayacağı, hiç birinden fidye kabul edilmeyeceği; şefaatin fayda etmeyeceği ve hiç kimseye yardım edilmeyeceği bir Gün’ü aklınızdan çıkarmayın”” mış.

Yahu biz dünyada işlerimizi ne ile nasıl hallediyorsak dünyanın ahirinde de aynı yöntemle hallederiz anlayışımıza;Kimsenin kimseye ;fidye rüşvet torpil iltimas olmadığını söyleyerek bizleri iş bilmezlikle hatırsızlıkla hadi geçtik bizleri ya bizlerin kutsallarına ! söyledikleri..onlar zaten Allahın sevgili,hatırlı kullarıdırlar Allah onların hatırını kırmayacağı için bizde onlara yakın olmaya çalışıyor değil miyiz ?Bunları çör çöp edip atmakta neyin nesi kimden alıyordu bu Şefaat inkarı ile cinlenmiş yetim cesaretini ?

Demez mi ki ; “Şefaat  yalnız Allah’a aittir: Gökler ve yer üzerindeki hakimiyet  O’nundur ve sonunda yalnız O’na döndürüleceksiniz”. Bizim düşüncemizi itikadımızı imanımızı bu kadar aşağılayabilmekle eline ne geçecekti ? Aktüel olmak mı istiyordu ,meşhur olmaksa maksadını söyleseydi ya ! neden ikilik çıkartıyordu ki ? Hem din bir vicdan işi değil mi idi? Neden herkesin dinine dil uzatıyordu, yaşamak istiyorsa dilediği gibi yaşayabilirdi.

Kabe gece gündüz açıkta idi, namaz kılmak istiyorsa mani olmak kimin haddine idi. Kurban kesmek mi istiyordu dilediği kadar kesebilirdi. İyilik,infak mı etmek istiyordu Mekke de cidden fakirler vardı. Her hangi bir vakıf, dernek, sivil toplum örgütü mü kurmak istedin emrine amade olurduk ama bunlarla değil de; Bizim imanımızı hedef almış olmasının anlaşılır anlatılır tarafı yoktu.

Üstelik Peygamberim diyor çarşıda pazarda dolaşıyordu, Bizim gibi yiyor içiyor,üzülüyor seviniyordu. Hem iki  sözünün birinde  ben de sizin gibi bir insanım diyordu..Ne kadar inandırıcı neden tahtın yoktu, muhafızların yoktu? Peygamberlik Kureyş’in uluları dururken sana mı kalmıştı?Ve bir tek mucize bile getirememişti. Çevresinde sıradan insanlar dolaşıyordu. Asiller bu adama yüz vermiyorlardı. Ama her fırsatta karşı ataklarla onun kamuoyunda çok konuşulmasına mani olunuyordu. Bu bizim yanılmaz hesabımızdı.

Mekke zaman içinde ciddi sarsılmalara düşünce tarihinde görmediği devrimlere sahne olmakta idi. Yerin ve göklerin yaratılışını iyi bilenlere düşündürücü şeyler söylüyordu. “Atalarımıza her fırsatta ya akletmeyenler idi iseler” hakareti ile onları aşağılamaya çalışıyordu. Peşinden aynı nakarat devam ediyordu.”ben sadece elçiyim” Elçiye Milletler geleneğinde zeval olmazdı ama ne kadar sabredecek ,sabredebilecektik. Her işini “Rabbim dedi,söyledi,o bilir,en büyük,her şeye gücü yeten bağlamında söylemler toplumu derinden etkiliyor etkilemeye devam ediyordu. Bir de Şefaat inkarcısı idi.. Tüm ayet diye okuduklarının hedef kitlesi Müşrikler dediği bizlerdik!.

Zaman zaman düşünmüyor değildik de! ya atalarımız inkar edecektik yada itikadımızı yeniden dizayn edecektik,bu ciddi bir işti her şeye sıfırdan başlamak ,menfaatimiz ne diye sorunca cevap kesin ve netti” Cennet”. Düşündürücü sözlerinin birinde ;mülk Allahın dır sözü ne ilaveten ahirette tek hakim de Allah idi Allah dünyada kimseyi kendisine ortak kabul etmiyorken,ahirette neden birilerini ortak kabul etsindi ?Ahirette ortaklık kurdurmayı ; Şirk diye sınırlıyor ve affedilmez bir hata olarak söylüyordu. Ne kadar haksızdı ? ya acaba atalarımız cidden akılsızlık etmişlerse!Onların gittiği cehenneme gitmek mecburiyetimiz mi vardı.

Üstelik ücrette istemeyen bir elçiydi.Söylemleri doyurucu olduğu kadar açık ve netti.her şeyi Allah a kulluk bağlamında işliyordu.yalnız ona kulluk yalnız ondan yardım istemeye endeksli bir yaşam.bunun neresinde sıkıntı vardı, kabul etmemek için mazeretlerimiz  sanılardan öteye geçmiyordu,zaten kendimize göre dindar! değil mi idik ? Zihin dünyamızın ilme ilmek işlendiği sokaklarda duyumlarımız bizi yavaş yavaş ona yönlendiriyordu.Ona gitmek hem düşünce hem eylem bakımından sıkıntılıydı.Mekke Şirk oligarşisine karşı gelmek kolay değildi.

Hesabınızı iyi yapacaktınız ya dünya ,yada dünyada ve ahirette Allah.Kim büyüktü kim sözüne uymaya daha layıktı,Daha önce gelmiş olan peygamberleri gönderen de o değil mi  idi ? O şimdi yeniden elçi göndermekte idi.Kime sorusuna cevabı ben biliyordum BANA.elçiyi alemlerin Rabbi bana yollamıştı.ve devamında tüm insanlığa..O halde neden O Rabbe iman etmeyeyim ?

Gelelim günümüze: Tarihi sürecin işlediği yıllar yılları kovalamış asabiyet,kabilecilik yeniden hortlamış,hilafet saltanata dönüşmüş,Ümeyye oğulları ile Abbas oğullarının arasında amansız bir mücadele baş göstermiş,bu süreçte Kur an dışı kültürlere saltanat sahipleri kapı aralamış olmalarının sonucunda Kur anın asli hüviyetine dokunamayanlar onu başka yollardan tahrif etmeye çalışmışlardır. Bu işlerde de oldukça başarılı olmuşlar dinin omurgası olan itikat,iman sahasına kabul edilemez anlamlar yüklemişler.

Şefaat,isa ve Mehdi beklentisi,miraç ilk insan melek,cin,Kıyamet  gibi salt gaybi  olan konularda yorumlar,uydurma rivayetlerle ciddi fikri savrulmalara sebep olmuşlardı. Bize kadar gelen itikad kitaplarını Kuran ile test ettiğimizde emin olun elinizde çok az sağlam bilginin kaldığını göreceksiniz,Birilerinin tartışmaları,görüşleri,kanaatleri ümmetin itikadı olmuş. Şefaat aslında zihinseldir düşünseldir..akıl etmeyenler akıldan malul olanlar bunu anlamakta zorlanırlar.

Hiçbir Şefaat dilenilen şey nesne fikir elini uzatıp ta al sana demez ,dilekte bulunanda bunu beklemez düşünce putudur bunlar.mücessem olanlarda vardır fikri olanlarda …düşünce kaidemiz Tevhit üzere olmadığı için bazı şeyler çok rahat yer ediniyor,Tamamen şirk odaklı düşünceyi ortadan kaldırmak olan bu ayetler Allah ın Peygamberi vasıtası ile hayattan uzaklaştırmak istediği bir cahili anlayıştır.

Gelin görün ki;Biz bizim sorunumuz gibi anlayıp,algılayıp okumalarımızı bu eksende yapmaya çalışıyor şefaate kapı aralayan rivayetleri kendimize yontuyor,yonttuklarımıza tapınmaya çalışıyoruz. İman kaidemiz düşünsel,zihni olanların sadece gayb a ait olanları ile oluşur,oluşmaktadır,gayb zanni haberlerle asla ve kat’a oluşmaz.

Gaybın sahibi olan Allah o konuda ne kadar bilgi verdi ise onunla yetinilir,aksi halde bu gün olduğu gibi ciddi kırılmalar,sapmalar yaşanır,yaşanmaktadır.Şefaati var gibi anlayanlar,bunu ispat sadedinde ne kadar kafa yormaktadırlar,boşuna bir eylemdir sahibini yormaktan başka bir işe yaramaz.aksine kabul olmayacak bir  düşünce amelinin sahibi olurlar.

Mekke müşriklerinin sorunu olan şefaat talebi zaman içinde evirilmiş Müslümanların sorunu olmuş .”Bizler üzerimize alınmışız”,itikat kitaplarına girmiş,..Acaba atalarımız müşrikleştikleri için mi üzerlerine alınmışlar ? Hani Müslümanın sorunu değil de.

Olmamalı da:okumalarımızın tümünü Mekke şirk toplumunun düşünce hastalığı olan Şirk’i iptale yönelik ayetler olduğu bağlamında okumaya çalışarak bu zilletten tez elden kurtuluruz,kurtulmalıyız. Konu tevhit ve şirk ekseninde ele alındığında ve Rabbimizin  sözünde  çelişki bulamayacağımız gerçeği ile// “şefaatin tümü :”Allah  a ait’tir”Ve ben”Müşrik”lerden değilim ..

 

hamdi akan

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp