Vatiyye’nin perde arkası ve sonrası...

Vatiyye’nin perde arkası ve sonrası...


Üç gündür Vatiyye’nin faili aranıyor. Medya klişesiyle soru o; Vatiyye’yi kim vurdu?..

Cevap: Hepsi!

Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Rusya ve yancıları...

Vermek istedikleri görüntü de bu...

Failler meçhul değilse de, yaklaşık iki ay önce Hafter’in elinden kurtarılan, Türkiye’nin üsleneceği söylenen, Libya’nın Güneybatısı’ndaki, ‘Vatiyye askeri hava üssü’ne düzenlenen saldırının analizine ihtiyaç var. Çünkü bu ‘sessizlik’ iyi değil ve askeri açıdan ‘zaman-mekân’ hesaplarının başladığı ortada.

Politik açıdan, bir şer koalisyonunun Libya ve Türkiye’yi ‘silah zoruyla barış masasına oturtmak’ istediği anlaşılıyor...

***

Huzursuzlukları vardı ama sancılanmaları, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Maliye Bakanı Albayrak ve MİT Başkanı Fidan’ın Libya çıkarmasıyladır... (17/06.)

Peşinden Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özbal’ın, Sitte Askeri Deniz Üssü’nde Libya Genelkurmay Başkanı Şerif ile bir araya gelmesi de dikkatle gözlendi. Bu andan sonra şer ittifakının sahaya yönelik daha çok düşünmeye başladığı hissediliyordu. (30/06.)

Belli ki, Milli Savunma Bakanı Akar ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Güler’in, Libya’da her iki ülkenin askerlerine hitap etmeleri, Başbakan Serrac ile buluşmalarının ardından da karar verildi. Koalisyonun tüylerini diken diken eden açıklama, “sonuna kadar buradayız” ifadesiydi. (04/07.)

Fonu da unutmayalım; Bakan Akar’ın Libya’da BBC’ye verdiği röportaj esnasında arkasında görünen, ele geçirilmiş Rus savaş helikopteri ve kullanılamaz duruma getirilmiş Mig-25 savaş uçağından da gerekli mesaj alınmış olmalı.

Kuşkusuz temaslar da not edildi. Bakan Akar ve Orgeneral Güler’in geceyi ‘Akdeniz’de geçirdikten sonra krizde Avrupa Birliği ayağının önemli aktörlerinden birine dönüşen Malta’yı ziyaretleri gibi. Örneğin, İtalya üst düzey yetkililerin Libya ve Türkiye başkentleri ile sıklaşan temasları gibi; İtalya ve Libya Başbakanları 27 Haziran’da Roma’da bir araya geldiler. Siz bu satırları okurken, İtalya Savunma Bakanı da Libya konulu resmi ziyaretini Türkiye’de gerçekleşmiş olacak. (07/07.)

Bunlar ve daha bir seri hamle, “herkes elinden ne geliyorsa, geldiği kadar Türkiye ve Libya’ya pislik yapacak” koalisyonunu, bir şeylerin hazırlanmakta olduğu, sahada askeri bir adıma girişileceği, bunun da sonlarını hazırlayabileceği korkusunu besledi...

***

Tafsilatlı izaha ihtiyaç yok... Vatiyye’ye atılan her kurşun aynı zamanda Türkiye’ye ve Ankara’nın Akdeniz politikalarınadır. Ve yine doğal olarak bu saldırı Libya’ya savaş ilanı anlamına gelir...

Egemen ve meşru bir hükümetin topraklarına yönelik saldırı bu demektir. Kaldı ki, kısa süre önce Mısır diktatörü darbeci Sisi’nin askeri birlikleri denetlerken, “sınırlarımızın dışında herhangi bir göreve hazır olun. Mısır’ın Libya’ya yapacağı bir doğrudan müdahale uluslararası meşruiyet kazanmıştır. Tarihe siz zor durumdayken ülkenize müdahale ettiğimizin yazılmasını istemiyoruz ama şimdi durum değişmiştir”... (20/06.)

Değişen durumu anlıyoruz; Kahire’nin ve onları Libya’ya itekleyen Arap ülkelerinin korkusu, Libya’daki menfaatleri kadar Trablus’ta kurulacak düzenin/barışın tahtlarını hızla tehlikeye sürükleyeceğidir...

Sisi’nin konuşmasına Libya’nın yanıtını da hatırlayalım; “Bu açıklamalar kabul edilemez. Bunlar düşmanca adımlardır. İçişlerine açık bir müdahale ve ‘savaş ilanı’ olarak görülür”!.. (21/06.)

***

Bundan sonrası için meseleyi nasıl ele alacağınıza bağlı olarak iki yol var...

Uluslararası Hukuk açısından, “eğer saldırı söylendiği/iddia edildiği gibi”, Mısır’dan kalkan BAE uçakları tarafından gerçekleştirildiyse, Libya yönetimi bunu iki ülkeye karşı savaş nedeni sayabilir. Mısır’ın pasif saldırgan olması durumu değiştirmez.

Paris ve Rusya’nın katkısı var mıdır bilinmiyor. İstihbarat yönlendirmesinin Rusya tarafından yapılmış olması kimseyi şaşırtmaz. “Kimliği belirsiz uçaklar” da yok. Bu dünyada kimliği belirlenemeyen bir şey mi kaldı? Bir düzine ülkenin en gelişmiş radar, hava savunma sistemleri, uydularının gözleri bölgenin üzerindeyken kimliği belirsiz uçak olur ama kimin olduğu belirsiz olmaz. Ancak başlarını çevirenler, gözlerini kapatanlar var...

Uluslararası Hukuk kadar saha gerçekleri de-hatta daha-önemli. Bunlara bakarak taraflar esneyebilir! Diplomatik yoldan, “özür veya tazmin” istenebilir. Karşılığı yoktur ama geçecek süre hazırlık için kullanılabilir. Libya’nın, “cevabı uygun zaman ve mekânda verilecektir” açıklaması o.

***

Gelelim bize...

Ankara, saldırıyı üzerine alınmayabilir. Ama bu durumu anlamadığı veya karşılık vermeyeceği anlamına gelmiyor. Uygun zamana ve mekâna Türkiye dahildir!..

Üste Türkiye’ye ait malzemelerin mevcudiyeti ve/veya vurulması, yine uluslararası hukuk açısından “mütekabiliyet” imkânı tanıyor. Tazmin ya da özür burada da geçerli ama yine karşılığı yok, yine iki yol kalıyor; misli ile karşılık vermek ve/veya diplomasi...

Saldırının Türkiye’ye söyledikleri sadeleştirildiğinde, “burada üs kurma, Sirte ve Cufra’dan uzak dur” sonuçlarına ulaşabiliriz. Ama asıl istedikleri uluslararası masaya oturulması. Türkiye buna karşı değil ama saha şartlarının olgunlaşmadığını düşünüyor.

Diplomasi ayağının önemli bir adımı, saldırının ardından Moskova’da yaşanmış olabilir; Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov ile Rusya Büyükelçimiz Mehmet Samsar arasında gerçekleşen görüşmeden çıkan açıklama önemli. (06/07.) Çünkü, 20 Haziran’da Lavrov ve Çavuşoğlu iki ülkenin Libya adımlarını koordine etmesine vurgu yapmışlardı...

Google+ WhatsApp