Vasatlık ve vasıfsızlık

Vasatlık ve vasıfsızlık


Vasatlık ve vasıfsızlık

 

 

Kapitalizm, bireyselleşmiş girişimci insan tipinin sivrilmesine dayalı gelişen bir “sistem” olarak değerlendirilir. Bireyselleşme ile girişim elbette bir düzey bağdaştırılabilir; ama özdeşleştirilmesi yadırgatıcı olur. Kaldı ki, sermâye birikimi süreçlerinde dinlerin reddedilemez katkısı düşünüldüğünde bireyselleşme tartışmalı hâle gelir. Bir sağlama yapalım: Eğer kapitalizm Weber’in vurguladığı üzere gibi Püritanlığın katkısını aldıysa hüküm vermek kolay gözüküyor. Yokuşaşağı bir akıl yuvarlanmasıyla, “Püritanlık dînî bireyselleştirdi.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

O hâlde kapitalizm de bireyselleşmenin fonksiyonudur” diyebiliriz. Hâlbuki daha yokuşlu bir akılyürütmeyle görürüz ki, bireyselleşmeye geçit vermeyen, katı bir pederşâhîliğin hüküm sürdüğü püritan âileler ve cemaatlerdir sermâye birikiminin aktörleri. Sombart gibi süreci Yahudiliğe bağlayanlar için de tablo değişmez. “Komünitas” cümle dinlerin vazgeçilmezidir. Hâsılı kapitalist birikim kuvvetli pederşâhî bağlar üzerine kurulurken, burjuva entelektüalizmi, bireyselciliğin doktrinini kutluyordu. Fark, “Yeni Heloise” ile “Emile” farkıydı. Ama reel olan “Emile” idi; “Julie veya Yeni Heloise” değil… Sanayi toplumunun disiplini pederşâhîlik olmadan başarılamazdı. Onun için kapitalizm bireylerin özgürlüğünü değil; tam tersine uysallığını savundu. Bu uysallık olsa olsa vasatlıkta sağlanabilirdi.

Kritik olan nokta şu: “vasatlık” ile “vasıfsızlık”, günlük kullanımda sık sık birbirinin yerine geçse de aynı şey değildir. Üretim boyutunda kapitalizmin istediği “vasıflı bir vasatlık”tır. Açalım…

Bireyleri var eden farklılıklarıdır. Doktrinde özgürlük, özgürlük olduğu için değil; bireyselleşmeyi açığa çıkardığı ve hızlandırdığı için istenir. Üretim disiplini açısından bunun kapitalizm açısından kabûl gören sınırları sâdece profesyonel alanlar; husûsen de işlevsel- “mühendislik” düzeylerdir. Bu sebeple her türlü yeniliği kışkırtan mühendislik alanlar (teknik, teknolojik ) bireysel yaratıcılıklara açılır. Ama bu bireyselleşmenin başka alanlara sıçraması istenmez. Modern dünyâda mühendislik ile muhafazakârlığı bitiştirmeye hayli, sık rastlanması rastlantı değildir. Buradaki global kavga, perderşâhîlik dozajı görece düşük (âile temelli), “know-how”cı Anglo-Sakson mühendislikle; papederşâhîlik dozajı yüksek (devlet-kamu temelli) know-what”cı takıntıları olan Avrupa mühendisliği arasındadır. Bunlar vasıflı vasatlığın farklı ideal tiplerini ortaya koyarlar…

Tüketimin örgütlenmesi ise, üretimin örgütlenmesinde farkına vardığımız “vasıf” ile “vasatlık” arasındaki bağı ortadan kaldırıyor. Tam tersine “vasıfsız bir vasatlığı” dayatıyor. Kitle kültürü tam da bunu karşılayan, vasıfsızların standart tüketimde eşitlendiği bir evreye işâret ediyor. Kapitalizmin maddî seviyede daima bir arz-talep dengesizliği olmuştur. Üretim fetişizmini önce standartları düşürülmüş; bu sebeple bireyselliklerden değil, vasatlardan beslenen kitle kültürüyle aşmaya çalıştılar. Barışta vasat olan satın alınır; savaşta ise zâten herkes vasatların içinde kaybolmuştur; vasatlar birbirini öldürür…

Geç kapitalizmde ise tablo bâzı açılardan değişti, ama temelde aynı kaldı. Yeni üretim doktrini, Anglo Sakson mahrecinden hareketle mühendislik bireyselleşmeyi ve vasıflılaşmayı en mutlak seviyesine taşıdı. O kadar ki, diğer meslekleri ya mühendisliğe uydurdu, veyâ gözden düşürdü. Bugün Nano teknoloji ile işleyen tıp mühendisliği; tıptan bile daha mühim görülebilir. Mühendislik formasyonu almayan iktisatçıya da bu aralar iktisatçı denmiyor.. Sanatçılar bile mühendislik dünyâdan devraldıkları bir kavramla, “proje” kavramıyla iş görüyor… Bunların tekmiline, mühendislik faşizmi olarak değerlendirdiğim geç modern dünyânın kariyerizmi de diyebilirsiniz. Bugün üretim dâiresinde nevzuhûr meslekler cirit atıyor diye aldanmayalım; profesyonel vasıflar en tek boyutlu hâlini yaşıyor…

Tüketim ekseninde ise kitle kültürü terk edildi. Herkesin marjinâl ürüne sâhip olmak için mücâdele ettiği; yoksun kalırsa kendisini çıplak hissettiği popüler kültürel çeşitlenmeleri dünyâyı köpürttü. Bir bakıma üretim fetişizmi tüketim fetişizmine evrildi. Bu evrilmenin neticesi de bir hayli ağır oldu: en başta pederşâhîlik aşınmaya başladı. İnsan tekleri şöyle veyâ böyle açığa çıktı. Buna bireyselleşme yerine bireysileşme demek daha doğru. (Selfi bunun doruk aşaması). Bu, tabiî ki, yoğun emek yüklü “adam olmak” temelinde (self made man) burjuva birey doktrinin öngördüğü değil; tam tersine onu “nanikleyen” bir durum. Çünkü popüler kültürel ürünlerin tüketiminin çeşitlenmesi ve renklenmesi aslında bir düzey yükselmesini ifâde etmiyor. Ama donanarak varolan cafcaflı bireysilere, zahmetsiz, sanal; dahası kaprisli bir bireyselleşme deneyimi yaşatıyor. Bu da “farklılıkların” fetişizminden başka bir şey değil. Ne veya kim olduğumuzdan çok, ne ile kimden ne kadar farklı olduğumuzu ıspatlamamız (göstermemiz) daha mühim artık.. Tam tüketicilerle eksik tüketicilerin sürekli çatıştığı günlük hayatta “bireysiler” salınıyor. (bu salınmayı da özgürlük zannediyoruz). Vasıfsızlık bireysilerin dünyâsında derinleşiyor; ama bir dert olmaktan da çıkıyor. Esas değişim de burada.. Bu sanallık kapsayıcı; tuhaf bir demokratizasyon da içeriyor. İstisnâsız herkesi içine alıyor. Herkese herşey olabilmenin basitleştirilmiş dramaturjisini armağan ediyor. (İnstagramdaki anlatılar bunun doruğudur). Hâsılı vasıfsızlık ile vasatîlik tüketim dünyâsında eşlenmeye devâm ediyor. Fark , bireyselleşme eksikliğinin duyumsanmasını ortadan kaldırması.. Kitle kültürü bunu hissettirirdi. Popüler kültür bizi bu zahmetten kurtarmış gözüküyor…

 

YENİ ŞAFAK

Google+ WhatsApp