Vakit “dua vakti”dir!

Vakit “dua vakti”dir!


Servetin, şöhretin, kudretin beş para etmediği noktadayız! Dünyanın tüm varlığının “bir nefes sıhhat” bile satın alamadığı bu yerden dünyaya baktığınızda yalnızca aczimizi, fakrımızı ve çaresizliğimizi görebiliyor, çarnaçar kulluğumuza dönüp duaya sarılıyoruz.  

Dua: Hacet kapısına iltica!..

Kulluk: Yaradılış hikmetinin sırrı!..

Yaradılış hikmeti: Dua ve ubudiyet!

İşte orada yıldızlar sayısınca gönül oluyoruz.

Gönüller dua oluyor! 

Öyle durumlar vardır ki, insanın içindeki yaşama azmini siler süpürür, çaresizleştirip yalnızlaştırarak umutsuzluk girdabına çeker: Böyle durumlarla başa çıkabilmenin tek çaresi “kulluk”tur! Anlarsınız ki, “hakiki imanı elde eden insan kâinata meydan okuyabilir.”

Günahlarınız olsa bile “La taknetu min rahmetillah” (Allah’ın rahmetinden umut kesmeyiniz) hükmünde imanınıza sığınır, yüreğinizi açar, teslimiyet içinde dua ederiz. 

Böylece, “Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu?” (âyet meali) sorusunu da cevaplamış oluruz.

¥

Hani bir büyük sıkıntı anında kırılır ya yüreğinizdeki bütün aynalar: Kırılır da hani, kırık aynalarda oynaşır ya hayalleriniz...

Umudunuz tökezler de hani, boşluğa düşersiniz ya: Kendinizi dertlerinizle baş başa, kimsesiz ve sonsuz yalnız hissedersiniz... 

Bilin ki, o an bile yalnız ve kimsesiz değilsiniz: Allah kimsesizlerin kimsesidir!

Bilin ki, Allah dosttur: “Dost istersen Allah yeter!”

¥

Hani en soluksuz deminizde hayallerinizin kıyısına çömelip başınız ellerinizin arasında kendinize ağıt yakarsınız ya...

Hani çözümsüzlüğe, çaresizliğe tıkanır da uçan kuştan teselli arar hale gelirsiniz ya bazen, Âşık Paşa gibi:

“A bülbülüm garip garip ötme, beni ağlatırsın,

“Varıp yâdlar arasında yatma, beni ağlatırsın…” demek gelir içinizden.

Hani kuşlar şen çığlıklarla uçup geçerken üstünüzden, bir kuş olup onlarla birlikte uçmak, uçup uçup kendinizden kaçmak istersiniz ya...

Kendi garipliğinizden, yalnızlığınızdan, dertlerinizden kaçmak istedikçe yalnızlığınıza, garipliğinize, çaresizliğinize toslarsınız ya hani...

Tam o vakit, dua vaktidir!

Öyle bir zamandayız ki, en güçlü devletler çaresiz, tüm insanlığı yok etmeye muktedir nükleer füzeler fonksiyonsuz, her şey gözle görünmeyen bir virüsün önünde dize gelmiş durumda…

Kâinat Allah’ın, hayat Allah’ın, mal Allah’ın, kul Allah’ın ve Koronavirüs de Allah’ın. İnsanın ve ürettiği her şeyin bir anda ufalıp zerreleştiğini idrak edersiniz. Bir yanınızda acziniz, bir yanınızda za’fınız, bir yanınızda fakrınız ve dolu dolu çaresizliğinizle kala kalırsınız...

İşte o an insanca iradenin çözüldüğü ve insanoğlunun kendinde vehmettiği gücün ayaklarına dolaştığı andır: O an gerçekten kulluk anıdır… 

İradeniz çözülüp kendinizde vehmettiğiniz güçler ayağınıza dolandıkça derin aczinizle birlikte kulluğunuzu idrak edip Külli İrade Sahibi’ne yönelin…

Artık vakittir: Yaratıcı’ya iltica vakti...

Bilirsiniz ki, bütün kapılar yüzünüze kapandığında bile dua kapısı ardına kadar açıktır: Çarelerin bittiği yerde, dua tek çare olarak karşınıza çıkar... 

“Yâ Râb!” dersiniz, “Çaresi bulunan şeyde acze, bulunmayan şeyde ye›se düşürme bizi...”

Amiiin!

Google+ WhatsApp