Uzun yolun kısası

Uzun yolun kısası


“Dinleyecek biri olsa” dedi kederle, “anlatmayı istediğim o kadar çok şey var ki!”

Ömrümüz boyunca sadece bir kez yan yana geldiğimiz insanlarla birkaç duraklık yolculukları paylaştığımız oluyor. Birbirimizle konuşmadığımız sürece hikayelerimiz, bir otobüsün o günkü hikayesinde beraberce bulunmak dışında birbirine dokunmuyor. Karton kutulardaki yumurtalar gibi, sarımız beyazımız birbirine karışmıyor. Şurada burada birbirinin yanı başına kadar sokulup birbirinden habersiz yaşamaya devam eden nice hikayeler var. Hepsi sessizce kendi yatağından akıp giden hikayeler... Bütün bu hikayelere dokunmak istesek, bütün bu akışların peşine düşsek, bu çığın altında kalır nefes alamaz hale geliriz. Herkesin kendi miktarınca, kendi tahammülünce bir şahitliği var dünyada olan bitene... İnsanda ne olup bittiği ise daha büyük bir muamma... İnsan kendi içinde neler yaşandığını bile tastamam anlayamıyor ki başka insanların içlerine bakabilsin. Birbirine dokunan ve dokunmayan sonsuz sayıda hikayeyle aynı anlam kozasının içinde yaşıyoruz. Her hikayenin içinde nice başka hikayeler var. Aklımızın, havsalamızın alamayacağı kadar büyük bir üst hikaye bütünlüyor bütün bu görünüşte küçük, kabuğunun içine daldıkça sonsuzca büyüyüp genişleyen bu hikayeleri.

Aslında bir mucizenin içinde yaşıyoruz her anımızı. Keşke bu mucizenin farkında olmayı, bize dokunan ve dokunmayan bütün bu hikayelerle bütünleşmeyi azıcık da olsa isteyebilsek!

“Her bir evin her bir odasında ayrı bir sır vardır ve bunların içlerinde çarpan her bir yürek de hemen yanı başındaki yüreğin bile bilmediği ayrı bir sır taşır içinde!” diye yazmış ‘İki Şehrin Hikayesi’ kitabında Charles Dickens.

Sesler içinde harfler gizlediklerini biliyorlar mı? Harfler yan yana gelip kelimeleştiklerinde ne anlam ifade ettiklerinden haberdar mı? Ya cümleler, bütün o kelimeleri ne maksatla el ele tutuşturduklarını hiç düşünüyorlar mı? Paragraflar, cümlelerle bir dünya kurduklarının ayırdında mı? İnsanlar, hayatları boyunca bütün yaşadıklarını söyledikleri ya da sadece içlerinden geçirdikleri sözlerin içine gizlediklerinin bilincinde mi? Hayatımız, kendimize ya da başkalarına, içimizden ya da dışımızdan ifade ettiklerimizden ibaret kalıyor zamanın içinde. Ne ifade ediyoruz peki, kendimiz için ve başkaları için? Biraz daha fazla düşünmek gerekmez mi bu meselede?

İyiliği, güzelliği hep dışında bir yerlerde arayanlar için yol gerçekten çok uzun!

“Kalbinizdeki iyilik, bundan hiç şüphem yok, eğer içimden geçenleri tümüyle dışarı vursaydım dilimin bile tutulmasına yol açacak raddede iç yakıcı olan hislerimi ifade etmeye benim bu kifayetsiz kelimelerimden çok daha münasip olan kelimeleri kulağınıza fısıldayacaktır” diyor James Joyce, ‘Ulysses’de.

Bir şarkının notaları gibi düşünelim kendimizi. Tek başımıza sadece bir sesiz. Başka seslerle bir arada olduğumuzda melodi ortaya çıkıyor, tek başına sadece ses olan notalar şarkıyla kendi anlam evrenlerinde yerlerini buluyor. Şarkıyı duymadan bu anlama erişemediğimizi düşünebiliriz ama unutmayalım notalar olmadan da şarkıyı ortaya çıkaramıyoruz.

“Kendinle bir bütün olabilirsen” dedi meczup, “bütünün içinde de kendin olabilirsin!”

Google+ WhatsApp