Üşüdün mü?

Üşüdün mü?


Üşüdün mü?

 

 

Annelerin çocukları ile ilgili kronik hale gelmiş bazı kaygıları vardır. Onlar şartlar ne olursa olsun çocuklarına şu iki soruyu sormadan edemezler: Acıktın mı? Üşüdün mü? Çocuk ihtiyacı olan besinleri almış olsa da anne onun doyduğuna bir türlü ikna olamaz ve aynı soruyu sormaya devam eder. Mevsim değişimlerinde annenin dikkati yine yavrusunun üzerindedir, onun ellerini avuçlarının içine sıkıştırır ve gözlerine dikkatle bakarak sorar: Üşüdün mü? Çocuk üşümediğini söylemesine söyler ama anne yine ikna olamaz ve elindeki hırkayı ona uzatır. Çocuk büyür ve erişkinlerin safına katılır, gurbete çıkar, çalışır, askere gider… Anne artık yavrusuna fiziken ulaşamamakta, rutin olarak yaptığı telkinlerini yapamamaktadır. Fakat öyle de olsa çocuk annenin duygularında hep yaşamakta ve varlığını hissettirmektedir.

 

Geçtiğimiz ay soğuktan donarak yaşamlarını kaybeden iki asker çocuğumuzun hazin öykülerine göz attım ve onları binbir güçlükle büyüten annelerin yüreklerindeki o acıyı bütün yoğunluğu ile hissettim. Yeter ki vatan sağ olsun deyip ciğer parelerini askere uğurlayan sonra da yavrusunun donmuş bedeni ile karşılaşan anneyi cennetin kokusu dışında ne teselli edebilir ki? Anne oğulla birlikte dünyaya ait tüm umutlarını tabuta koyduğunun farkındadır çünkü. O yüzden yaşamla olan bağı kopmadığı sürece o acıyı bir türlü dindiremez.

Hatırlayacağınız üzere Enver Paşa Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun doğusunu Rus işgalinden kurtarabilmek için bir hareket hazırlamıştı. Askerlerin bir kısmı Allahüekber Dağları’nı yürüyerek aşıp Sarıkamış’a ulaşacaklardı. Öncü birliklerimizin büyük çoğunluğu istenilen şekilde Allahüekber Dağları’nı aşıp Sarıkamış’a ulaştılar. Fakat savaşacak dermanları kalmamıştı, donarak şehit oldular. Şehit olan çocukların acısı derin bir yaraya dönüşmüş, ordunun kumandanı Hafız Hakkı Paşa bu vahim olayın birinci derecede sorumlusu olarak görülmüştü. Zira Hafız Hakkı Paşa kaçan Rus birliklerini dikkate alarak cephenin genişletilmesini sağlamış fakat hava şartları için gerekli tedbirleri almamıştı.

Sarıkamış’ta yaşadığımız o derin acının üzerinden günler, aylar ve yıllar geçti. Artık bilim ve teknolojinin insan yaşamının her alanına hükmettiği bir dönemdeyiz… Kutuplarda vuku bulan bir olay gelişmiş iletişim araçları sayesinde bir kaç dakika içinde bütün dünyaya ulaşabiliyor. Fakat ne yazık ki, bunca imkânımız varken vatani görevlerini yerine getiren iki evladımız donarak şehit oldular. Cep telefonlarına, telsiz haberleşme araçlarına, kışlık hazırlanmış özel kıyafetlere sahipken ve hava şartlarını önceden öğrenme imkânımız varken bu vahim olayı yaşamak ne acı değil mi?

Biz anne babalar çocuklarımızı askere gönderirken ellerine kına yakar “yeter ki vatan sağ olsun” der ve duada bulunuruz. Ancak her şey ellerinin altındayken çocuklarımızın güvenliğini sağlamayan, onları ihmal eden ve bile bile ölümlerine sebebiyet verenler bunun hesabını vermelidirler.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp