Üstünlük Üzerine

Üstünlük Üzerine


Üstünlük Üzerine

 

“Ey insanlar!, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve ‘birbirinizi tanımanız ve tanışmanız’ için sizi halklar ve kabîleler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerîm) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvâca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır” (Hucûrat 13).

Üstünlük, insanın değerlendirmesine göre belirlenebilecek bir şey değildir. Çünkü her insan farklı bir üstünlük değerlendirmesi yapabilir. Meselâ zorba, vicdansız, merhâmetsiz biri, vicdan ve merhâmet sâhibi birinden üstün görülebilir. Kötü bir düşünce, iyi bir düşünceden üstün görülebilir. Modern insan bu bağlamda en iyi örnektir. Zîrâ modern insan “şirâzesi kaymış” olan insandır ve bu yüzden de ölçüyü şaşırmıştır. Öyle ki, üstünlük ölçüsünü şaşırmış olduğundan ve dolayısı ile nefsine-çıkarına körü-körüne bağlandığından, Firavun’u aratmayan kişileri “tertemiz insan”lardan, şeytâni ideolojileri de Allah’ın dîninden üstün görmektedir. Kendisini zaafa uğratmış, fakirleştirmiş, tutsak etmiş ve kuşatarak hapsetmiş kişileri üstün görmekte ve onları körü-körüne izlemektedir. Bu kişilerden ve ideolojilerden (yâni dinlerden) biri gündemden düştüğünde, bu sefer de yenisini ve benzerini üstün görerek izlemeye başlar. Bunlar; parti lîderleri, cemaat hocaları-şeyhleri, popüler kültürün (spor, müzik vs.) önde gelen kişileri gibi, sıradan insanlardır. Üstünlük ölçüsünü şaşırmış olanlar, bu kişileri sanki “ulaşılmaz üstünlükte kişiler” olarak görmekte ve olmadık özellikler vererek onları insan-üstüleştirmekte, böylece şirk koşmaktadırlar.

İnsanlar, kendisini sömürenleri üstün kişiler, kendilerini sömüren sistem ve devletleri de üstün sistemler ve devletler olarak görüyor. Çünkü sömürü uzayınca, sömürülen sömüreni “üstün” görmeye başlar. İşte üstün olanı “En Üstün Olan” belirlemediğinde, insan böyle sapıtır ve şeytanın yaptığı hatâya düşer. Zîrâ şeytan, hiç-bir delil yokken, ateşi topraktan üstün görmüştü:

“Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size sûret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: Âdem’e secde edin dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (Allah) dedi: Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?. (İblis) dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın”. (Allah:) Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin” (A’raf 11-13).

Âyette gördüğümüz gibi, şeytan diyor ki: “Ben ondan üstünüm. Çünkü beni ateşten, onu topraktan yarattın”. Demek istiyor ki, ateş topraktan üstündür. İyi de neye göre?. Ateşin topraktan üstün olduğunu gösteren sâik (sebep) nedir?. Ateş topraktan neden üstün olsun ki?. Ateşin üstüne toprağı attın mı ateş-mateş kalmaz, söner gider. Yada ateş toprağı yakarak yok edebilir belki. İşte şeytan böyle bir üstünlük telâkkisiyle Allah’ın “secde et” emrine karşı çıkmıştı. Böylece “küçük düşenler”den oldu. Âdem ise, şeytandan “secde etmekle” üstün oldu. O hâlde bu, “secde edenler, secde etmeyenlerden üstündür” anlamına gelir.

Aynı şekilde; “insan şeytanları” da: “Ben diğer ırklardan üstünüm, çünkü ben mâvi gözlüğüm, sarı saçlıyım, uzun boyluyum; yada: Kara-kaşlı, kara-gözlüyüm, kaslı bir yapım var, hızlı koşabiliyorum, iyi yüzebiliyorum vs. vs. diyerek beş para etmez laflar ediyorlar. Sarı-saçın siyah-saçtan üstün olduğunun delîli nedir ki?. 0 grubu kanın AB grubu kandan üstün olduğunun delîli nedir?. Kafa-yapılarından “brakisefal kafa-yapısı”nın, “dolikosefal kafa-yapısı”ndan üstün olduğunun delîli nedir?. Elmacık kemikleri çıkık olsa ne olur çıkık olmasa ne olur?. Yada çene yapılarının farklı olması neden üstünlük yada düşmanlık nedeni olsun?. Bir milletin özelliklerinin bir diğer kavmin/ırkın özelliklerden daha üstün olduğunun delîli nedir ki?.

Sakınmayan ve sorumluluk bilincine sâhip olmayan (takvâ) kişiler için Kur’ân’ın emirleri-nehiyleri bir-şey ifâde etmez. Bu nedenle Allah, mü’minlerin çok fazla niteliksiz-takvâsız olanlarını değil, takvâlı olanlarını adam yerine koyar ve takvâlı olanların, kendilerinden kat-kat çok olan takvâsızlardan bile üstün olduğunu bildirir. Çünkü üstün olanlar takvâlı olanlardır. Savaşta bile takvâlı olduklarından yâni sorumluluk bilincine sâhip olduklarından dolayı takvâ onlarda bir direnç oluşturur ve sayıca üstün olanları, takvâca üstün olanların alt edebileceği söylenir:

“Ey Peygamber!, mü’minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlûb edebilirler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kâfirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur” (Enfâl 65).

Tüm zamanlardaki takvâsızlarda olduğu gibi, zamânımızdaki takvâsızlar da “güçlü olanın” peşine düşüyorlar. Takvâlı olan ise “zavallı” olarak görülüyor. Takvâlı olup sakınan insanlar değil de, her türlü şerefsizliği yapanlar ve bir-şekilde gücü ellerine geçirenler üstün tutuluyor ve üstün kabûl ediliyor. Hâlbuki âyette de söylendiği gibi, üstün olanlar “takvâlı olanlar”dır. Bu nedenle Allah takvâlı olandan yanadır.

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” denir. O hâlde bilenler bilmeyenlerden üstündür. Bahsedilen “bilenler” ise “vahiy-merkezli bilenler”dir. Kendini bilenler câhillerden yâni “kendini bilmezler”den üstündür. Allah’tan başka ilah tanımayan, Allah’ın hükümlerinden başka hükümlere boyun eğmeyenler; birilerinde -hâşâ- Allah gibi güç vehmedenler ve onların çıkardıkları kânunlara göre yaşayanlardan üstündürler. Allah’ın yanında olanlar ve Allah kimin yanındaysa onlar üstündürler. Allah ise elbette mü’minlerden yanadır.

Modern Dünyâ’da tüketimi en üst seviyede gerçekleştiren kişiler, “en üstün kişiler” olarak kabûl ediliyor. Batı için en üstün değer “birey”dir. Batı’ya göre insan-birey demek “uygarlık” demektir. Bu nedenle batı, insana yapılan saldırıyı, uygarlığına yapılmış bir saldırı gibi görmektedir. Hâlbuki batı, tüm değerlere saldırarak medeniyeti parçalayıp yıkmaya çalışır.

Modernizm, ticâretin tarıma olan üstünlüğüdür. Modernizm, “yeni olan”ı “eski olan”a ne olursa-olsun üstün tutar. Hâlbuki nice şâheser yapılar vardır ki modern mîmâri bu tarz yapılar yapabilmekten çok uzaktır. Modernizm “eski olan”dan, doğal-normâl-fıtrî olandan nefret eder ve mekanik olanı üstün tutar.

Teslimiyetten (îman) doğan basit araçlar, teknolojinin üstün(!) araçlarını alt edebilir. Bunun en iyi örneği, Firavun’un sihirbazlarının üstün teknolojik araçlarının, Hz. Mûsâ’nın “âsâ”sı tarafından yok edilmesidir. O hâlde yed-i beyzâsı olan âsâ sâhibi biri, nice sahte güçleri yenebilir.

Erkek kadından bir derece üstündür: “Erkekler, kadınlardan bir derece daha üstündürler (azîzun)” (Bakara 228). Bu sebeple erkekler kadınlar üzerinde yöneticidirler:

“Allah’ın, bâzısını bâzısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde “sorumlu yöneticidir..” (Nîsâ 34).

Hiç-bir soy diğerinden üstün değildir. Zâten soy diye bir şey yoktur. Tüm insanların soyları aynı kişiye, Hz. Âdem’e çıkar. Soy yoktur fakat kavimler vardır ve hangi kavim takvâlı olur da Allah’ın emrine göre amel-eylemde bulunursa o toplum diğer toplumlara üstün olur (Bakara 122).

Peygamberimiz, üstünlük hakkında takvâyı öne çıkarır ve şöyle der:

“Allah indinde en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Siyah derili olanın beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, beyazın da siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sâdece takvâ iledir” (Cem’u’l-Fevâid, 1/510, hadis no: 3632).

“Bir kimseyi ameli geri bırakmışsa, nesebi, soyu onu kurtaramaz, yükseltemez, ilerletemez” (İbn Mâce, Mukaddime 17, hadis no: 225).

“Aziz ve Celil olan Allah sizden câhiliyye devrinin kabalığını ve babalarla (atalarla) övünmeyi gidermiştir. Mü’min olan, takvâ sâhibidir. Kâfir olan ise şakîdir. Siz, Âdem’in çocuklarısınız. Âdem de topraktan yaratılmıştır. Bâzı adamlar, (kâfir olarak ölen) kavimleriyle övünmeyi terk-etsinler. Çünkü onlar cehennemin kömüründen bir kömürdürler, yahut onlar, Allah indinde burnu ile pislik yuvarlayan pislik böceğinden daha aşağıdırlar” (Ebû Dâvud, Edeb 120, hadis no: 5116).

“Bilmişlik”, “yaşanmışlık”tan üstün değildir. “Yapanlar”, “bilenler”den üstündür. “Bilerek yapanlar” ise en üstünüdür. En zayıf amel-eylem, en üstün sözden üstündür.

Vahiy akıldan üstündür, çünkü vahiy “akıl-üstü”dür. Aksi-hâlde akıl, “vahiyden üstün” yada “vahiy ile aynı üstünlükte” olsaydı, akıl bir vahiy meydana getirebilirdi. Yâni insanlar, akıllarını kullanarak gerçek bir peygamber olabilirdi ve hak bir din kurabilir ve vahiy-merkezli bir kitaba sâhip olabilirdi. Allah katında üstün olanlar “takvâca üstün olanlar”dır, “akılca üstün olanlar” değil.

Gerekli yere bir çivi çakmak, bir milyon kitabın bilgisine sâhip olmaktan üstündür. Hedef, anlamak değil, yapmaktır. Derinlemesine anlamadan “yapmak”, derin bir şekilde anlayarak “yapmamak”tan kat-kat üstündür.

Her bilenin üstünde bir bilen vardır. Bilmenin kendisi bir üstünlük olduğundan, bilenler arasında olacak olan bir üstünlük yarışı üstün bir davranış olmaz.

Allah için verilen söz, kredi kartından üstündür. Modern dünyâda, imzâlanan senet, yada “kart geçmek”, verilen söz Allah adına olsa da, Allah’ı şâhit tutarak söz vermekten daha üstün duruma gelmiştir. Hâlbuki verilen söz “îman” içeren bir söz ise, bu, kredi-kartından, çekten, senetten çok daha sağlamdır. Modern zamanlarda “üstün” kabûl edilen insan, “sözüne sâdık olan” değil, “kredi-kartı limiti yüksek olan insan”dır. Eğer kredi-kartı limitiniz yeterliyse yada sınırsızsa “üstün insan” oluyorsunuz. Hâlbuki üstünlük sâdece takvâdadır. Takvâlı olmak ise, kredi-kartı limitinin yüksek olması ile değil, sadâkat ile kazanılır. Sadâkatin ilk göstergesi de “doğru sözlü olmak” ve “sözünü tutmak”tır. Zîrâ verilen söz “Allah adına” verilmiş olduğundan, îmânın verdiği söz çok sağlam olur ve bu sözden hiç kimse dönemez. Kredi-kartı, çek ve senetlere bir-sürü hîle karıştırılır ama bir mü’minin Allah adına verdiği söze hiç-bir zaman hîle karıştırılamaz. Peygamberler sözü tutmada örnek şahsiyetlerdir. Onlar söze sadık kalmada zirve şahsiyetlerdir. Sözünü tutanlar, tutmayanlardan üstündür. O hâlde söz, kredi kartından üstündür.

“Kitap yüklenmiş eşekler” mi üstündür; “Kitab’ı yüklenmemiş eşekler” mi?. Kitabı yüklenmek yâni Kitab’ı hayâta hâkim kılmaya çalışmak en üstünüdür.

Ey müslümanlar!, samîmice cevap verin; Devletlerin yasaları mı daha üstündür; yoksa Kur’ân’ın yâni Allah’ın yasaları mı?.

İnanılan her-şey “din”dir. İşte bu dinlerin en üstünü ve tek “hak” olanı, Allah’ın dîni olan İslâm’dır. Çünkü sâdece hak din olan İslâm, insanları hem Dünyâ’da hem de âhirette gerçek kurtuluşa götürebilir.

Modernlerin zannettiği gibi….

Özel hastânelerde doğanlar, devlet hastânelerinde doğanlardan, hastânede doğanlar ise evde doğanlardan üstün değildir.

Zengin olanlar, fakir olanlardan -eğer takvâca bir üstünlük söz-konusu değilse- üstün değildirler.

Kreşe ve ana-okuluna giden çocuklar gitmeyenlerden üstün değildirler. Belki de gitmeyenler daha üstündür.

Özel okulda okuyanlar, devlet okulunda okuyanlara göre üstün değildirler. Yurt dışında okuyanlar da yurt içinde okuyanlardan üstün değildirler. Üstünlük samîmiyette, ciddiyette ve gayrettedir.

İmkânı olanlar, imkânı yetersiz olanlardan üstün değildirler.

Zengin bir âilede doğanlar, fakir âilede doğanlardan ille de üstün değildir.

Güzel-yakışıklı bir eş ile evlenenler, çirkin (yada güzel olmayan) olanlarla evlenenlerden üstün değildirler. Yakışıklı ve güzel olanlar çirkin olanlardan üstün değildirler.

Evi olanlar olmayanlardan, arabası olanlar olmayanlardan, çok iyi bir işi olanlar olmayanlardan üstün değildirler.

Çok çocuğu olanlar, olmayanlardan; kalabalık âilesi olanlar, çekirdek âileden, malı-mülkü çok olanlar, olmayanlardan üstün değildirler.

Uzun boylu olanlar, olmayanlardan; fizîken güçlü olanlar, olmayanlardan; destekçisi olanlar, olmayanlardan; parası olanlar, olmayanlardan; makâmı-titri olanlar, olmayanlardan ve cumhurbaşkanı, çobanlardan üstün değildir.

Uzun yaşayanlar, kısa ömürlülerden; cenâzesinde bulunanların sayısı çok olanlar, az olanlardan; mezarları gösterişli olanlar, olmayanlardan üstün değildir.

İmaj, îmandan üstün değildir.

Gerçek üstünlük ve kimin kimden daha üstün olduğu gerçek anlamda ancak âhirette belli olacaktır. Bu bağlamda….

Cennetlikler cehennemliklerden üstündürler.

Doğala-normâle-fıtrata uygun davranış gösterenler, aksi davranış gösterenlerden üstündür.

Birlik olanlar, olmayanlardan üstündür.

Îman edenler, îman etmeyenlerden üstündür: “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) îman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz” (Âl-i İmran 139).

Allah için mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler, etmeyenlerden üstündür. Allah yolunda cihad edenler, oturanlardan üstündür:

“Mü’minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) vaâdetmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır” (Nîsâ 95).

Allah, âhiret, Kitap ve Peygamber merkezli olanlar; lâik-seküler-demokrat-kapitâlist-liberâl-emperyâl-konformist-modernist merkezli olanlardan üstündür.

Süper îman, “süper-men”den üstündür.

Modern zamanlarda “sözün gücü”nün üstünlüğü kaybolmaya yüz tutmuş ve “gücün sözü” ise üstün tutularak aşırı değer kazanmıştır. Mü’minlerin görevi bunu tersine çevirerek “sözün gücü”nü “gücün sözü”nün üstüne çıkartmaktır. Yada şöyle de diyebiliriz: “Sahte güç” sâhibi olanların sözünü değil, Gerçek Güç Sâhibi Olan’ın sözünü üstün tutup Dünyâ’ya hâkim kılmak için çabalamalıyız.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp