Üstün ırk yoktur

Üstün ırk yoktur


Şahadetinin üzerinden yarım asır geçmiş olmasına rağmen Malcolm X’in, “Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır” sözü kulaklarımızda hep yankılanıyor. Nitekim çağımızın Firavun’ları insanı etnik yapı, ekonomik variyet ve fiziki özellikler üzerinden değerlendirip bir üst insan tasavvuru yapıyor ve zayıflara yaşama hakkı tanımıyor. Onlara göre üst insan beyaz adamdır, beyaz adam ari ve akli anlamda üst bir ırktır ve dünyaya o yön vermelidir. Ötekiler ise köleleştirilmeli, hayattan silinmelidir.

 

“Hayat zayıfları asla affetmez” diyen Hitler’in üstün ırk projesinin bir versiyonu olan ojenizm, fiziki ve dimağ açısından güçlü olanların hayatta kalmalarını desteklerken, zekâ özürlü, zayıf ya da engelli olanların hayattan silinmeleri gerektiğini savunur. Buna göre sağlıklı ve güçlü nesillerin üremeleri desteklenmeli, zayıfların ve engellilerin üremeleri ise azaltılarak hayattan silinmelidir.

 

Francis Dalton’un ortaya attığı ojenizm sadece gücün ve güçlünün dikkate alındığı marazi bir yaklaşımdır ki, biyolojik bir silah olarak değerlendirilen Kovid-19’un da zayıfları, hasta ve düşkünleri daha yoğunlukta etkilemesi, ister istemez zihinlerimizde bazı soru işaretleri bırakıyor. Zira bugün dünya düzenini değiştirmeye heveslenen güçler bu faşist ideolojiden besleniyorlar.

 

Kapitalizmin ilham aldığı ojenizm büyük balık küçük balığı yutar düsturuna dayanan, güce tapan ve hayatı maddi güç üzerinden anlamlandıran ruhsal bir sorundur. Ne yazık ki bu hastalık ırkçı faşist zümrelerin, tarihi süreç içinde yaslandıkları bir duvar olmuş ve şiddeti tetikleyerek büyük katliamlara sebebiyet vermiştir. Zira bu marazi düşünceye göre elinde sopası olan hayatta kalır, sopası olmayan ya da bu sopayı kullanacak güce sahip olamayan ölümü hak etmiştir ki, sopa daima beyaz adamın elinde olmalıdır, o büyük balıktır ve hayatta kalmayı hak etmektedir.

 

Yaşam hakkının sadece güçlülere ait olduğunu savunan ojenist yaklaşım beyaz adamın yeryüzüne hâkim olabilmesi için zayıfları daha doğmadan imha etmeyi tahayyül etmiş ve bunun için kafa yormuştur. Nitekim ABD’nin Indiana eyaletinden zekâ özürlü ya da engelli bireylerin imhasına yönelik yasa tasarısı oluşturulmuş ve söz konusu yasa gereğince engelli bireyler kısırlaştırılmıştır. Yasa ABD’nin pek çok eyaletinde 1960 tarihine kadar yürürlükte kalmış ve bu sürece kadar büyük çoğunluğu siyahîlerden oluşan onlarca insan baskı ile kısırlaştırılmıştır.

 

Büyük balık küçük balığı yutar ilkesine dayanan ojenizm bugün altın çağını yaşıyor. Küresel akıl üst insan profilini merkeze alarak, ötekileştirdiği, zayıf bıraktığı toplumların topraklarını, kaynaklarını sömürüyor ve onların ölümü hak ettiklerini düşünüyor. Filistin’de bir asırdır devam eden bir soykırımla karşı karşıyayız. Aynı şekilde Doğu Türkistan’da soykırıma maruz kalan kardeşlerimiz seslerini dahi duyuramıyorlar. Ortadoğu küresel zorbaların işgali altında, bölgenin her noktasında işgallerin, katliamların izleri yer alıyor. Ojenizm ırkçı faşistlerin algılarında ve eylemlerinde yaşamaya devam ediyor.

 

Dünyayı faşist ırkçılar yönetiyor, topraklarımız işgal ediliyor, çocuklarımız, gençlerimiz katlediliyor. Peki, ne yapacağız? Ya da ne yapmamız icap eder? Şunu biliyoruz ki, yeryüzünde adaletin tesisi ancak İslam’ın asli değerlerinin yeşermesi ile mümkün olabilir.  İslam dışında bütün ideolojiler insanı maddi unsurları üzerinden değerlendirir ve zayıflara yaşama hakkı tanımazlar. İslam ise aksine zayıfların, yetimlerin, yolda kalmışların, hasta ve yoksulların korunmasını diğerlerine bir sorumluluk olarak yükler ve zayıfların sabırlarının karşılığını ahiret yurdunda elde edeceklerini belirtir. Ve İslam üstünlüğün takvada olduğunu vurgulayarak materyalist ideolojilerin yaslandığı maddi gücü bütünüyle geçersiz kılar.

Google+ WhatsApp