Usta-Çırak

Usta-Çırak


Usta-Çırak

 

 

 

Seçim sonuçları açık: Yorumlanacak pek bir şey yok. Ama seçim öncesinde yaşanan bir usta-çırak tartışması var ki, bana bir başka usta-çırak hikâyesini hatırlattı. Sanırım daha önce de kısmen paylaşmıştım. “Et-tekrarü ahsen, velevkâne yüz seksen” (güzel şeyleri 180 kere bile tekrarlamak iyidir) kuralınca, tekrarlamakta fayda var…

Efendim, değerli taşlara ilgi duyan bir genç, mücevher ustası olmaya karar vermiş. Aramış, taramış ve ülkenin en iyi ustasını bulmuş. Derdini anlatmış.

Yaşlı usta hiçbir şey söylemeden tezgâha uzanıp değerli taşlardan birini almış. Göstermiş genç adama: “Bu bir yeşim taşıdır delikanlı. Şimdi sağ avucunu aç bakalım…”

Yaşlı usta, parmaklarının arasında özenle tuttuğu yeşim taşını kaşla göz arasında gencin avucuna bırakmış. Sonra belli belirsiz gülümsemiş:

“Eğer bana çırak olmak istiyorsan, bir yıl süreyle bu taşı avucunda taşıyacaksın.”

Sırtını dönmüş: “Bir yıl sonra görüşürüz.”

Genç adam buna bir anlam verememiş, ama söyleneni yapmış. Ustanın davranışını düşüne düşüne evine dönmüş. Düşündükçe aptal yerine konduğunu düşünüp ustaya kızıyormuş.

“Böyle usta mı olur, usta dediğin çırağı işlemeli, sanatın inceliklerini öğretmeli; bu ihtiyar ise avucuma bir yeşim taşı koyup dükkândan kovdu.”

Yaşlı ustanın ne yapmaya çalıştığını anlayamıyormuş. Ama vazgeçmemiş: Sırf ona inat olsun diye yeşim taşını bir yıl avucunda gezdirmiş.

Yıl boyu sağ eli kapalı olduğundan bütün işlerini sol eliyle yapmaya alışmış. Yıl dolarken, sol elini de sağ eli kadar maharetle kullanabilir hale gelmiş.

Genç adam bir sabah hazırlanıp atölyenin yolunu tutmuş. Mücevher ustasının karşısına dikilmiş: “Bir yıl doldu. İşte yine karşınızdayım.”

Yaşlı mücevher ustası, başka tek söz etmeden, emretmiş delikanlıya: 

“Aç avucunu!” 

Delikanlı tam bir yıl sonra, ilk kez avucunu açmış:

“İşte taşınız. Söylediğiniz gibi, bir yıl boyunca onu avucumda taşıdım. Şimdi ne olacak?” 

Yaşlı usta sakin bir sesle cevap vermiş: 

“Şimdi sana bir başka taş vereceğim, onu da aynı şekilde bir yıl boyunca avucunda taşıyacaksın.”

Bu söz üzerine delikanlı köpürmüş, bağırıp çağırmaya, yaşlı ustayı bunaklıkla, delilikle, aptallıkla suçlamaya başlamış: 

“Ayrıca siz kesinlikle bir psikopat olmalısınız! Yoksa çırak olmak isteyen birine bu eziyeti neden çektiresiniz?”

Ama yaşlı usta hiç oralı olmamış. Delikanlı bağırıp çağırırken, tezgâhtan aldığı kıymetli bir taşı avucuna sıkıştırmış. 

Öfkeden yüzü kıpkırmızı olan delikanlı, bir anda avucundaki taşı hissetmiş. Susmuş. Taşı iyice hissetmek için avucunu biraz daha sıkmış. Sonra da heyecanla bağırmış: “Ama bu yeşim taşı değil usta!” 

Usta: “Taşlar arasındaki farkı öğrenmişsin bile” diyerek gülümsemiş.

Kıssadan hisseye gelince… 

Sosyal ve siyasi hayatı tanımak/ tanımlamak için önce bilgi, sonra sabır gerekir…

Herkesten çırak olmaz: Çırak olabilmek için, öncelikle yanlışı doğrudan ayırdetmeyi öğrenmek lâzım…

Siyaset, “yıkmayı-sökmeyi” vadederek değil, “imar ve inşa” plânlayarak öğrenilir! 

İşin özü şu ki, şu aşamada Muharrem Bey’den çırak bile olmadı! 

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp