USA emperyalizminin şefi D. Trump’a ‘Açık Mektub’umdur!

USA emperyalizminin şefi D. Trump’a ‘Açık Mektub’umdur!

Sen, servet içinde yüzen ve hiçbir insanî değere itibar etmeyen ve haklılığını sadece ülkesinin servet ve silahında gören bir çağdaş barbarsın! Hz. Musâ Tur’a gittiğinde, ellerindeki altınlardan bir altın buzağı yapıp ona tapınan Samirî’leri hatırlatan bir profil sergiliyorsun. Ama, unutma ki, senin gibi gücetaparların

USA emperyalizminin şefi D. Trump’a ‘Açık Mektub’umdur!

 

 

Mister Donald Trump! Uygulamalarınla, kendine âdeta seleflerinin yüzünü ak etmek gibi bir rol vermiş bulunduğunu gösteriyorsun. Şimdi de, Amerikan Elçiliği’ni  ‘Kudüs /Beyt’ul-Muqaddes /Jerusalem’e taşımakla zorbalığının üzerine tüy dikmektesin..Sen, servet içinde yüzen ve hiçbir insanî değere itibar etmeyen ve haklılığını sadece ülkesinin servet ve silahında gören bir çağdaş barbarsın! Hz. Musâ Tur’a gittiğinde, ellerindeki altınlardan bir altın buzağı yapıp ona tapınan Samirî’leri hatırlatan bir profil sergiliyorsun. Ama, unutma ki, senin gibi gücetaparların ve güçlerinin sınırsızlığına güvenen nice fir’avunların, Nemrud’ların yerlerinde yeller esiyor şimdi. Haklılar ise, hep haklı olmaya devam ediyor.

Mister Trump!Hazırlanmasında üstelik, biz dünya Müslümanların hiçbir etkisinin olmadığı, sizin değer ölçülerinize göre oluşturulmuş bugünkü uluslararası hukuk kurallarına göre bile, işgal edilen bir coğrafyanın hukukî statüsünün, işgalci güç tarafından tek taraflı olarak değiştirilemeyeceği açık iken; sen ve başında bulunduğun devlet, Kudüs’ün hukukî statüsünün değiştirilmesi için, bugün, USA Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşımaktasınız.

Bay Trump!Bu karar, basit bir taşınma değil, sionist İsrail rejiminin bütün işgal, gasb ve cinayetlerine bir daha ortak oluş ilânıdır. Mâdem ki, zulüm ve zorbalığınızda siz buralardasınız, biz de, nesiller boyu, hep buralarda olacağız.

***

Bay Trump!Biz, ‘Allah’ın arzında Yahudilerin bir vatanları olmasın’  demiyoruz. Ama, onların bu vatan arayıcılığında, Müslüman vatanını silah, servet ve diplomatik entrika yollarıyla ele geçirmelerine, kaba kuvvete teslim olmayacak ve İslam Milleti olarak, işgal, gasb ve zorbalığa karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Unutmayınız ki, biz Müslümanlar olarak, başka dinlerin kutsallarına olduğu gibi, Kudüs’de de sadece İslâm’ın değil, Yahudilik ve Hristiyanlığın kutsal mekânlarına da asırlarca bekçilik yapmış iken; sionist Yahudi rejimi bugün, başka dinlerin kutsallarına en fir’avnî yöntemlerle saldırıyor.

Ama, nihaî zafer, biz Müslümanların olacaktır; çünkü biz haklıyız! Ve, mücadelemiz, direnişimiz de bütün bu zorbalık ve haksızlıklar karşısında, bütün zamanlar ve mekânlar boyunca sürecektir. Sizin sionist İsrail rejimine desteğiniz, bizim kararlılığımızı daha bir arttırmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Böylece bilesin.

***

Af konusu  etrafında..

Dünkü yazımda, ‘15 Temmuz Darbe Hıyaneti’ne aktif olarak katılmayan kimselerin toplu tutuklamalara mâruz bırakılmalarının kamu vicdanında yerini bulamadığına ve seçim atmosferinde bu konunun bir daha düşünülmesinin gerekliliği’ne dair ifadelerimden hemen sonra, aynı saatlerde, Devlet Bahçeli’nin de bir af çıkarılması talebinde bulunduğunu sonradan öğrendim. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Hükûmet’in gündeminde böyle bir konunun bulunmadığını söyledi. Ancak, Bahçeli, Hükûmet üzerine inisiyatif sahibi bir duruma geldiğini de sergilemek istercesine, ‘af talebi’nde ısrarlı gözüküyor ve ‘mutlaka çıkacağına inanıyorum’ diyor. Üstelik, affedilmesini istediklerinin başında da A. Çakıcı ve benzeri isimleri sayarak.

Ancak, ben aftan söz etmiyor, darbede direkt etkisi olmayanlara yönelik kanunî soruşturmalarda sanık olarak tutulanların bu kadar yaygın olmasının kamu vicdanında meydana getirdiği rahatsızlıklara değiniyordum.

Bu vesileyle belirteyim ki, anladığım kadarıyla Tayyib Erdoğan, kişiler arasında şahsî husûmetle işlenmiş suçlarda devletin affedici olamıyacağını; sadece devlet’in kendisine karşı işlenen suçlarda gerekli görürse af çıkarabileceğini düşünmektedir ve buna kesinlikle katılıyorum. Çünkü, Anayasa Mahkemesi, ‘aftan herkes faydalanır’ gibi düzenlemelerle, mağdur kişilerin hak ve adalet taleplerini çiğnemekte de kendisinde yetkigörmekte ve saldırıya, tecavüze, katle uğrayan devlet değil kişiler iken; devlet onları affetmiş oluyor.

Anayasa Mahkemesi’nin böyle bir yetkisi olmamalıdır.

 

selahattin e çakırgil

star

Google+ WhatsApp