Ünal Çeviköz ona kimsenin “Rubicon’u geçiyorsun, dikkat et” demediği bir ülkede yaşıyor

Ünal Çeviköz ona kimsenin “Rubicon’u geçiyorsun, dikkat et” demediği bir ülkede yaşıyor


Ünal Çeviköz dikkatimi Gezi olayları sırasında, o dönemde Londra Büyükelçisi iken attığı İngilizce bir tweet’le çekmişti:“Once you cross the Rubicon there is no return. Time to be very careful.” (Rubicon’u bir kere geçtiğinde geri dönüş yoktur. Dikkatli olma zamanı.)

Çeviköz’ün taa Milattan önce 49 yılının Ocak ayında, Antik Roma döneminde Julius Sezar’ın verdiği bir karara atıfta bulunan “Rubicon’u geçmek” deyimini kullanmasını, siyasi yönelimini geri planda bırakamamasına alışageldiğimiz tipik bir diplomatın hükümete yönelik imalı ve basit bir eleştirisi diye göremediğimi söylemeliyim.

Önce yaşanmış olan o hikayeyi hatırlatalım: Ardı ardına gelen başarılı askeri zaferlerle, modern dönemin Fransa’sı Galya’yı Roma topraklarına katarak imparatorluğu genişleten Julius Sezar’ın artan başarıları, Roma’da Senato’yu endişelendirmekteydi. Artan gücünü dizginlemek için Senato, lejyonlarını dağıtıp eve dönmesi için çağrıda bulunmuştu.

Sezar Galya’daki yöneticilik dönemini bitirdi; geride tek bir lejyon bırakarak Galya ve İtalya’nın kuzeyindeki arasındaki Rubicon Nehri’ne yaklaştığında bu noktadan ileri gitmenin geri dönülmez sonuçları olduğunu biliyordu. Rubicon’u geçmesi Senato tarafından kesin bir şekilde yasaklanmıştı. Geçmesi, isyan, ihanet ve hatta Roma Senatosu’na iç savaş ilan etmesi anlamına geliyordu.

Sezar yine de Rubicon nehrini geçti ve ardından geri dönülemez bir adım attığının farkında olduğunu gösteren şu ünlü sözünü söyledi: “The die is cast.”

Sonrası malum… Roma İmparatorluğu’nun de facto lideri Pompey’i yenerek iç savaşı kazandı, kendini Roma’nın diktatörü ilan etti. Ama bilindiği gibi bu dönem oldukça kısa sürdü, Roman takvimine göre 15 Mart’ta, Senato’da Brütüs ve Cassius liderliğinde 60 kişi tarafından tertip edilen bir suikastla topluca bıçaklanarak öldürüldü.

Açıkçası, o tweet’in atıldığı günlerde 2013’ün Haziran ayında, entelektüel kapasitesi su götürmez bir diplomatın, Gezi olayları sırasında yaşananlara ilişkin bir mesaj verirken dünya tarihinin en çok konuşulan suikastına atıfta bulunmayı tercih etmesi ve bunu İngilizce yazması tüylerimi ürpertmişti.

Pozisyonu dolayısıyla, dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a açıkça “asacağız”, “idam edeceğiz” diyenlerden biri olamıyordu elbette ama verdiği örnekle çok fazla şey ima ediyordu. Erdoğan, Senato’nun çizdiği sınırları aşarak iç savaş mı başlatmıştı? Diktatörlüğünü mü ilan etmişti? Hangi sınırları aşmıştı hakikaten? “Senato”dan kasıt Meclis miydi yoksa başka bir yerler miydi?

Bir zaman sonra Ünal Çeviköz’ü televizyonlardaki dış politika programlarında görmeye başladık; birkaç tanesine de beraber katılmıştık. Doğan Medya grubunda önce Radikal, sonra Hürriyet’te köşe yazılarına başladı. Yorumlarının hemen hepsi Türkiye’yi karşısına almayı tercih etmiş olan içinde bulunduğumuz NATO ittifakını destekler yöndeydi. Kelimelerini hep dikkatli seçiyordu; Kemal Kılıçdaroğlu ya da başka örnekler gibi “içindekini dışarı olduğu gibi” yansıtmıyordu ama evirip çevirip lafı getirdiği yer hep aynı oluyordu. Hatta, çizgisine aykırı birkaç hadisede, Türkiye’ye karşı Rusya’yı dahi desteklemesi dikkatimi çekmişti. Acaba sadece, basit bir tabirle söyleyebileceğimiz şekilde bir NATO’cu, Amerikancı mıydı? Yoksa yeri geldiğinde çizgisinin dışına çıkıp Rusya’yı bile destekleyecek şekilde Türkiye’nin her türlü dış politikasına mı karşıydı?

Ardından CHP’de siyaset yapmaya başladı. Önce CHP’de Dış Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu; ardından da CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı sıfatlarını taşımaya başladı. Bu süreçte kamuoyuna yaptığı açıklamalar yine hep özenle seçilmiş kelimelerden ve yukarıdaki Sezar örneği gibi biraz irdeleyince altından derin anlamlar çıkan cümlelerden oluşuyordu.

Ama son dönemde iki kez baltayı taşa vurdu. Önce Eylül’de başlayan Azerbaycan-Ermenistan çatışmasına ilişkin olarak bir televizyon kanalında,“Maalesef gelen haberlerde, Türkiye’den Azerbaycan’a silah yardımı yapıldığı ve söylentilere göre cihatçı grupların da Azerbaycan’a gönderildiği ifade ediliyor,” dedi.

Türkiye’den Azerbaycan’a silah yardımı yapılması neden “maalesef”ti? Ayrıca, henüz hiçbir gazete ve medya organına“sahte ve doğrulanmamış” haber olarak dahi düşmemiş olan, sadece Ermenistan propagandası olarak sosyal medyada dolaşıma sokulan “cihatçı gruplar Türkiye tarafından Azerbaycan’a gönderiliyor,” söylentilerini, bir siyasetçi ve eski Bakü Büyükelçisi olarak bir resmi ağızdan ilk kez dile getirme gereğini niye duymuştu Ünal Çeviköz? Skandal sözleri konuşuldu ama gereken ilgiyi yine hak etmedi.

Ama, son olarak, birkaç gün önce Amerikan Alman Marshall Fonu’nda (GMF) yaptığı konuşmada Joe Biden’dan destek isteyen Çeviköz, herhalde ilk kez bu kadar tepki çekti. Şöyle söylemişti Çeviköz:

“Biden’ın demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel hak ve özgürlüklere daha fazla vurgu yapacağını düşünüyorum. Bu konuda Türkiye’deki duruma ilişkin Avrupa Birliği gibi CHP olarak da kaygı duyuyoruz. Türkiye dış politikada giderek daha çatışmacı ve askeri seçeneklere daha çok bel bağlayan bir duruş sergiliyor.”

Uzun uzadıya alıntılamaya gerek yok. Ocak ayında NYTimes yayın kuruluna yaptığı bir açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Onu darbeyle değil, muhalefeti destekleyerek indireceğim,” diyen, “S-400’ler konusunda Türkiye’ye bedel ödetmekten” bahseden, seçim kampanyasının son döneminde de Başkan Yardımcısı Kamala Harris’le yaptığı ortak açıklamada, Dağlık Karabağ konusunda Türkiye’yi “Azerbaycan’a silah göndererek çatışmaları körüklemekle” suçlayan Biden’a, Türkiye’nin dış politikasını şikayet etmek ve CHP olarak, tıpkı Avrupa Birliği gibi, Türkiye’deki durumlardan kaygı duyduğunu söylemek, buraya kadar anlattığımız Ünal Çeviköz profilinden beklenmedik bir şey değil benim için. Şaşırdığımı söyleyemeyeceğim. Biden’ın “demokrasi” vurgusuyla muhalefete destek vereceğini ummanın arka planında da, Biden’ın“muhalefeti destekleyerek Erdoğan’ı devireceğim,” demesi yatıyor elbette.

Hürriyet’te Şubat 2018’deki veda yazısına, “ABD’nin Irak’ı işgali” dememeyi tercih ederek “2003 tarihinden itibaren Irak’ta başlayan savaşta bir milyonun üzerinde sivilin yaşamını kaybettiği belirtiliyor,” diye başlayan Çeviköz’ün ABD’nin bir ülkeye “demokrasi” getirmesinin ne anlama geldiğini bildiğini düşünüyorum. Kendisine yönelik tepkilere, istediği kadar, “sözlerim bağlamından koparıldı” desin, “CHP’nin anti-emperyalist tutumu açık ve nettir,” diye cevap versin; herhalde artık herkes onun nasıl düşündüğünü, nasıl hareket ettiğini, nasıl bir Türkiye istediğini ve nasıl bir dış politika algısı olduğunu biliyor.

Şükür ki ağzından baklayı çıkardı; uzun uzadıya kurduğu cümlelerin, gizli mesajların yerini açık ve net görüşleri aldı. Böylesini eski haline tercih ederim. Ama yine de ona, ülkesinin kaderini başka ülkelerin ellerine teslim edebilecek tıynette biri olduğu halde,“Rubicon’u geçiyorsun, dikkat et” diyen bir “diktatörlükte” yaşamadığına, siyaset yapmadığına dua etsin.

Google+ WhatsApp