Umutsuzluk öldürdü

Umutsuzluk öldürdü


Aksaray’da kendini asarak intihar eden kişinin geride bıraktığı mektubu okuma fırsatı buldunuz mu? Tutunduğu bütün dalları kaybeden adamın mektubunda şu ifadeler yer almaktaydı: “Koronavirüs öldürmedi beni ama sahipsizlik, çaresizlik, umutsuzluk öldürdü.” Bir kişi yalnızlığını, sahipsizliğini paylaşsa, ciddiye almaz, gülüp geçersiniz. Oysa yalnızlık ve sahipsizlik öldürücü bir virüs kadar yıkıcı etkiye sahiptir. Zira insanoğlu insanız ve yakınlarımızla bağ kurmaya ihtiyaç duyarız. Dünyayı avuçlarımızın ortasına koysalar ve yeryüzünün bütün mülkünü önümüze serseler dahi sosyal ve duygusal anlamda tutunduğumuz bir bağ yoksa direncimizi kaybederiz. Diğerleri olmadan hayata bir anlam veremeyiz. Zira doğumla ölüm arasında geçen kısacık ömrümüzü hayatımıza anlam katan sosyal bir ağın içinde sürdürür ve burada kendimize bir yer ediniriz. Hayatı bu sosyal ağın içinde tanır ve burada sevmeyi, sevilmeyi ve paylaşmayı öğrenir yola devam ederiz. Yoksunluk içinde yoksunluğa duçar olmuş, hem hayatla bağlarımızı güçlendiren akraba, eş, dosttan mahrum kalmış hem de ekonomik imkânlarımızı kaybetmişsek yükümüz daha da ağırlaşır. Ve bu yükü ancak güçlü bir iman ve istikrarlı bir sabırla taşıyabiliriz ki, bu herkesin sahip olduğu bir şey değildir.

Küresel kültürün kuşatması altında yaşayan fertler bir arada yaşasalar da, diğerleri ile yakınlık kuramıyor, onlara yaşamlarında özel bir alan açamıyorlar. Bu durum onları yalnızlığa, çaresizliğe ve yoksulluğa sürüklüyor.
Geleneksel toplumlarda ilişkiler biz duygusu üzerine kurulmuştur. Yaşamlarını etkin bir paylaşım üzerine kuran bu kişiler ekmeklerini bölüşebildikleri gibi sevgi ve ilgilerini de paylaşmaktan kaçınmamışlardır. Bu bir gereksinimdir ve kişi eğer bencilliğin tek kişilik mahpushanesinden kurtulabilirse diğerlerine ulaşabilir ve onlarla hemhal olabilir. Zira yakınlık kurduğumuz kişiler aynı zamanda bizim yaslandığınız duvar, tutunduğumuz daldır ki, bu hepimizin ihtiyaçlı olduğumuz bir durumdur.

Aile, eş, dost, çocuk, arkadaş, kardeş, komşu gibi değerler hayatımızda önemli bir yere sahiptirler. Bu kişiler yanımızda ya da yakınımızda olmasalar dahi onlar tarafından sevildiğimizi bilir ve kendimizi iyi hissederiz. Bu bir zayıflık değil, sosyal ve duygusal bir gereksinimdir ve yaşamın içinde doğal olarak karşılanır.

Onlarca insanın yan yana yürüdüğü bir şehirde yaşıyoruz. Ancak birbirlerinin duygularını hissedemeyen kalabalıklar yalnızlık dehlizlerinde kaybolup gidiyorlar. Nitekim İstanbul’un en kalabalık semtlerinden birinde ikamet eden bir adam intihar etmeden önce kaleme aldığı mektubunda umutsuzluktan, yalnızlıktan ve çaresizlikten bahsediyor. İntihar haramdır amenna, kişi maruz kaldığı acıya karşı sabrı kuşanmak ve teslimiyet göstermek zorundadır amenna, hiçbir şey Allah’tan bağımsız değildir amenna ancak bencilliğimize kurban ettiğimiz değerlerden ve bu değerlerin yokluğu ile ortaya çıkan zarardan hepimiz sorumluyuz. Nitekim yalnızlıktan ve sahipsizlikten ruh sağlığını kaybedip intihar eden adamın mektubundan da anlıyoruz ki, insanlar sadece açlıktan ölmezler, sevgi ve ilgisizlikten de ölürler. Bunca karmaşanın yaşandığı bir şehirde yakınlarıma ayıracak vakit bulamıyorum diyebilirsiniz ancak kabul etmelisiniz ki, sevgi bir ücrete tabi değil, yakınlarınıza ayırdığınız vakitler ise hayatınız için bir kayıp değil kazanç.

Google+ WhatsApp