Umutlarımız ve yarınlarımız

Umutlarımız ve yarınlarımız


Derdimize her gün bir yenisi ekleniyor. Oğullarımız, kızlarımız, kadınlarımız, erkeklerimiz katlediliyor, değerlerimiz işgal altında. Masumların üzerine yağan mermiler, öldürücü virüsler, açlığa, yoksulluğa, ölümcül hastalıklara maruz bırakılan masumlar ve bu insanların arş-ı âlâyı titreten çığlıkları derdimi daha da derinleştiriyor ve kendimi çıkmaz bir sokakta buluyorum. Coğrafyamıza ekilen şiddet ve nefretin sonu gelmiyor… Çocuklarım adına kaygılanıyorum, çocuklarım adına endişeleniyorum… Nasıl kaygılanmayayım ki? Onlar genetiği bozulmuş yiyeceklerin, siber saldırıların, sanal dünyadan yayılan kokuların, savaşların, salgın hastalıkların, şiddet ve nefretin göbeğinde açtılar gözlerini dünyaya. Ve bunca kokuşmuşluğun içinde nefes alıp vermeye ve biz buradayız demeye çalışacaklar bu kolay bir şey mi? Düştüğüm çıkmaz sokağın girdaplarında, hayallerime vurulan zincirleri kırmaya çalışırken umutlarım yetişiyor imdadıma. Allah’ım sana hamd olsun! Allah’ım sana sonsuz şükürler olsun… Bahşettiğin bu güçlü duygularla onarıyoruz korkularımızı… Umutlarımız olmasaydı ne yapardık, neye tutunurduk, nasıl katlanabilirdik… Hamd ediyorum ve rahat bir nefes alıyorum.

Tanpınar’ın, “İnsanın kalbinden ümidin ağacını kesmeye hiç kimsenin hakkı yoktur” ifadelerini hatırlıyorum ve taze bir umutla savıyorum karanlığı.

Gabrial Marcel umudun insanı varoluşsal hedeflere yönlendirdiğini ve ona kendini gerçekleştirme fırsatı verdiğini savunur. Erikson ise umudu kişinin taleplerini elde edebileceğine dair inancı olarak görür ve bu inancın insanı motive ettiğini ileri sürer. Tarihin başlangıcından beri peygamberler, dava adamları ve insanlığa yol gösteren öncü şahsiyetler umudu sırtlarına alıp yürümüş ve hayallerini kaybetmiş toplumlara umut aşılamışlardır. Umut olmasa hayat da olmaz, umut olmasa sevgi de olmaz, umut olmasa huzur ve mutluluk da olmaz. Öyle anlar olur ki, günahlarımız gözümüzün önünde bir film şeridi gibi canlanır ve hüzne, acıya ve karamsarlığa kapılırız. Ve yine umut yetişir imdadımıza.

Düşüncelerimin denizinde yüzerken insan olmak ve insan kalabilmek için yaslandığımız değerlerin çöküşünü düşündüm ve derin bir sızı hissettim. Duygularım allak bullak oldu ve her şeyini kaybetmiş bir yoksula dönüştüğümü hissettim. Sonra Allah ve Resulünün korku ile ümit arasında olmaya teşvik eden hükümlerine tutundum ve umutlarımın nefti yeşil renklerini gördüm. Rabbimiz ümitsizliğe kapılanların kalplerine şu sözleri ile ferahlık veriyor: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Şüphesiz ki Allah bütün günahları affeder. Çünkü o çok bağışlayıcı ve pek merhametlidir” (Zümer, 53)

Umutlarımızı kıracak hadiseler var oldukça Allah’ın fıtratımıza kodladığı umut da var olacaktır. Nitekim çaresizliğin dibine vuran her insan dua ve umutla yapışır hayata ve hayat dediğimiz sürecin aslında umuttan başka bir şey olmadığını hisseder. Ölümcül hastalar üzerine yapılan araştırmalar, umutla hayata tutunanların diğerlerine göre daha dirençli ve daha uzun yaşadıklarını ortaya koymuştur. Umut istemek ve duaya durmaktır çünkü. İnsanı ayakta tutacak bir duvar gibidir umut… İkinci Dünya Savaşı sonrasında toplama kamplarında yaşayan insanları gözlemleyen Frankl umutsuzluğa kapılan insanların yaşamla bağlarını zayıflatarak dayanma güçlerini kaybettiklerini görmüştür. Zira istediği şeye ulaşabilmek için kendini ruhen hazırlayan ve umuda tutunan kişi bu konuda güdülenir, harekete geçer ve amacına ulaşabilmek için çaba gösterir.

Umut kuru bir söylem değildir, hayatla bağımızı güçlendiren ve bize direnme gücü veren bir değerdir. Eğer umudumuz olmasaydı bunca kaos, şiddet ve tehlike yumağının göbeğinde nasıl tutunabilirdik hayata? Eğer Allah’ın affına dair umutlar taşımasaydık nasıl geçebilirdik endişe denizinden? Ayaklarımıza takılan prangaları kırabileceğimize dair umut taşımasak nasıl hareket edebilir ve ufuklara doğru hangi cüretle yol alabilirdik? Bağrında hastalık, yoksulluk, acı, ayrılık, ihanet ve zulüm gibi imtihanları barındıran dünyada umutlarımız olmasaydı nasıl sürdürebilirdik mazbut hayatlarımızı? Dedim ya umut ekmek kadar, su kadar, soluduğumuz hava kadar elzem bir değer. Ve umut sadece fakirin ekmeği değil bütün insanlığın ekmeği…

Google+ WhatsApp