Umudun kendisi olmak

Umudun kendisi olmak


İnsan ve gene insan. Umudumuz ve varlık oluşumuz. Sorumluluk bilincimiz, biz, yani kendimiz. Hayatın kendisi var olmadır. İnsan olma erdemine sahip olan varlık. Yaradılışın özü ve hikmeti.

 

Soluk alıp verdikçe, adım attıkça, gören gözleriyle etrafını gördükçe, duyuları ve eylemleriyle kendini belli ettikçe bir umuttur insan. Önce kendisi için, sonra en yakınındakiler için, daha sonra çevresi, insanlık ve kendi medeniyet dairesinin insanları için.

 

İnsan, insan olarak var. Diğer varlıklardan tamamen ayrı ve bilinçli bir varlık olarak. İyiliğin, güzelliğin, hayırlı olanın ve umudun kendisi olarak. Zıtları da insan için. Asıl amaç olumlu olanları teslim etmesi kendisini kendisi kılar.

 

Yeryüzü aydınlık, üreten ve insan için var olan bir bağış. Bu bağışın hakkı onun da kadrini ve kıymetini bilmek insan için sorumluluk.

 

İnsan olumsuzlukların tuzağına düşüyorsa ve onun karanlıklarında boğuşuyorsa bu onun için bir sorun. Sorumsuzluğun ve umutsuzluğun örneği. İyilik ve güzellikler kötülükler ile çatışmak için var olan olgular değil. Onlar olması gereken durumlar. Olması gerekenler yaşanınca olumsuzluklara yer ve zaman kalmaz. Onlara yönelim azalır. İnsan, insanın hem ışığı ve umudu hem de karanlığı. Olumsuzluklar şeytanların tuzağı, yardımcısı, eş yoldaşı.

 

Umut ve bilinç insanın asıl olması gereken özü. 

 

Soluk alıp veriyoruz, adım atıyoruz, bakıyor ve görüyoruz. Geleceğe umut saçıyoruz bakışımızla, eylemimizle, söz ve davranışlarımızla.

 

Kötülükler, çirkinlikler, yanlışlar ve karanlık işler örneklerimiz değil. Onlarla işimiz olmaz bizim. Etrafımıza iyilik ve güzellikler saçıyorsak o zaman biz kendimiziz. Başkası olmamak için kendimiz olmakla yükümlüyüz.

 

Umut ve iyimserlik olumsuzluk olarak algılanamaz. Karamsarlık ve pesimizm, umutsuzluk bizden uzak olsun. Soluk alıp veriyor isek son ana kadar yapabileceklerimiz var. Biz kendimizden sorumluyuz. Atacağımız her olumlu adım, eylem ve durum iyilik tohumları saçmamızı sağlar. Olumsuzluklar zehirdir ve bulaşıcıdır.

 

Olumsuzlukların ve karamsarlıkların yağdığı bir dünya ve bir zamandayız. İnsanı kuşatan doyumsuz hırslar, çekicikler, doyumu olmayan frapan duygular sürüklüyor ve süründürüyor. Varlık içinde olan varlıklıları da huzursuz ediyor. Onların zihin telâşları çok farklı. Huzursuzluğun bunalımları onları daha çok sarsıyor ve tedirgin ediyor.

 

Hayat bu dünyadan ibaret değil. Kişinin taşıyabileceği ve doyuma ulaşabileceği sınırlar var. Sınırlar aşılınca insanlık genel anlamda bunalıma giriyor.

 

Aydınların, düşünenlerin sorumluluğu çok daha fazla. Onlar salt kendileri için yaşamıyorlar. Hele Müslüman aydınların sorumluluğu çok çok fazla. Sessizliğe bürünmeden hakikatlere yaşamaya çabaları, örnek olmaları, iyilik ve güzellik tohumları saçmaları asıl sorumluluk alanları. Dünya Müslümanlarını kuşatan olumsuzluklara, kim ve ne olursa olsun onlara karşı sözleriyle eylem ve davranışlarıyla baş kaldırmak. Hakikatleri ifade etmek, anlatmak, düşünmek ve yazmak.

 

Müslümanlar ve insanlık bunalımdaysa bunda aydınların sorumlulukları var. Siyasiler çıkar dünyasının hayhuyunda yitmişlerse onlardan bir şey beklenemez. Onların niyet ve eylemleri kendileri içinse zaten muhatap olamazlar, olmamalılar. Onların yanlışlarını, güdücülüklerine kapılmadan hakikatleri ifade etmekle yükümlüdürler. Onlar insanlığın dengesi ve terazisidirler.

 

Umutlu olmak varlık bilincine ermedir. Önce kendisinin yol güdücüsü ve sürdürücüsüdürler. Sağa sola bakmadan iyilik ve güzellik üzere yollarını sürdürürler. Çünkü onlar umutturlar, umudun kendisidirler. Biz var isek yol var, biz var isek yolun bir anlamı olur. Değilse yol, yol almaktan çıkar.

Google+ WhatsApp