Ulusalcı tuğamiral, gavurların menfaatine konuşuyor!

Ulusalcı tuğamiral, gavurların menfaatine konuşuyor!


Ulusalcı tuğamiral, gavurların menfaatine konuşuyor!

 

 

“Seyrüsefer emniyeti yani İstanbul Boğazı’nda dünkü gibi olabilecek kazaların engellenmesi açısından Kanal İstanbul, asla ve kat’a alternatif olamaz. Niçin mi olmaz? Bilimsel açıdan bir bakalım!” diyor, Deniz Harp Okulu Komutanlığı yapan tuğamiral emeklisi..

Boğaz’ı geçerken, bir gemi, gelip bir yalıya girdi ya..

Yalı şimdi yıkılma tehditi altında ya..

Bu olay sonrasında da..

Kanal İstanbul’un gerekliliği bazı kalemler tarafından gündeme getirildi ya..

Bu tuğamiral emeklisi de, onlara cevap veriyor işte..

Merak ettiniz mi, Kanal İstanbul’un, Boğaz’a alternatif olamayacağının bilimsel izahını?

Buyrun birlikte okuyalım, Ergenekon davalarında sanık olmaktan, istifa ile kurtulan ulusalcı tuğamiralin bilimsel izahı:

“Uluslararası deniz hukuku ve 1936 tarihli Montrö Sözleşmesi engel.‘Gerekirse Montrö’yü değiştiririz’ deniyorsa, bu da mümkün değil. Diğer taraftan; mevcut şartlarda ve konjonktürde, Türkiye’nin çıkarlarını ve güvenliğini koruyacak Montrö’den daha iyi bir anlaşma yapamazsınız. Ayrıca; doğal bir boğaz dururken, yanına veya yakınına ona alternatif olarak yapılan dünyada tek bir kanal bile yok, biliyor musunuz?”

Nasıl buldunuz, bilimsel izahı?

Korkak..

Pısırık..

Ufku olmayan..

Cesaret yoksunu..

Peşinen teslim..

Mevcuttan daha iyinin hayalini bile kuramayan..

Bir karakter değil mi?

Aynen öyle..

“Uluslararası deniz hukuku, Kanal İstanbul yapıldıktan sonra dahi, gemilerin İstanbul Boğazı’ndan geçmek istemelerinin önüne geçilemeyeceği”ni amir imiş!

Uluslararası hukukun neresinde yazıyormuş acaba bu?

Bir uluslararası sözleşme maddesi, uygulaması gösterseydi de, biz de öğrenseydik, emekli tuğamiralin, Türk menfaatlerine düşmanca bu yorumunun dayanağını..

“Montrö Sözleşmesi” mi diyeceksiniz?

Ondan da herhangi bir madde göstermiyor emekli tuğamiralimiz..

Sadece, klasik söylemlerle, şablon cümlelerle, “Montrö Sözleşmesi buna engel”diyor, bitiriyor işi..

Neresi engel?

Hangi maddesi engel?

Hiçbir şey yapamasanız..

Sorarsınız sözleşmenin tarafı devletlere:

“Bu sözleşmenin amacı ne? Gemilerinizin, Karadeniz’den Marmara’ya geçişi değil mi? Buyrun, ben de geçiriyorum işte.. daha ne istiyorsunuz? Dayak mı?”dersiniz, olur biter..

“Sözleşme” dedi iseniz..

Allah’ın ayeti değil ya..

“Kanal İstanbul’u yaptık.. Bundan sonra geçişleriniz oradan.. Lütfen gemilerinizi oraya yönlendirin” dersiniz..

Bunu da gelişen durumlara göre, sözleşmenin yeniden gözden geçirilmesikapsamında taraf devletlerle müzakereye açarsınız.. 

Olur biter..

Yine diretenler mi çıkar?

Sorarsınız, “Derdiniz ne sizin kardeş?

Derdiniz, istanbul Boğazı’ndaki yalılara çarpmak, bizim tarihi eserlerimize zarar vermek mi?

Öyle ise..

Kusura bakmayın, bile bile böyle bir zarara zemin hazırlamak istemiyoruz..”der, kapatırsınız konuyu..

Cesur iseniz..

Korkak değilseniz..

Ülkenizin menfaatlerini korumakta kararlı iseniz..

Bunları hem söyler, hem de savunur ve uygulamaya geçirirsiniz.

Ama ulusalcı tuğamiralimiz gibi, gölgenizden korkuyor iseniz..

İşte böyle, başkalarının menfaati noktasından olaylara bakarsınız. 

Türkiye’nin penceresinden değil, ABD’nin penceresinden, Rusya’nın penceresinden, Bulgar’ın penceresinden olaylara bakarsanız..

Böyle kendi ayağınıza kurşun sıkarsınız işte..

Olabilecek değişiklikleri bile, yarın gündeme geldiğinde hayata geçirtmemek için, karşı tarafın eline koz verirsiniz..

“Bakın sizin tuğamiraliniz bile böyle söylüyor” gerekçesini elin gavurunun eline verirsiniz..

Sonra da bize döner. “Biiiz.. Atatürk’ün verdiği emaneti korumak içiiiin..”

Atatürk size bir emanet verdi ise..

Onu koruyup, geliştirmek için verdi..

Ülkenizin tarihi zenginliklerini yıktırmak, yok ettirmek, yaktırmak için vermedi..

Son olayda, o gemiye yaptırımınız ne olacak?

“Parasını alırız, olay kapanır” mı diyorsunuz..

Haydi diyelim, tarihi eserin sizde bir önemi yok..

Sonuçta da, gelen maddeye geldi..

Peki yarın, canlara mal olacak zararlar oluştuğunda ne yapacaksınız?

“Montrö Sözleşmesi var.. Adam ‘Kanal İstanbul’dan değil, İstanbul Boğazı’nın nefis güzelliklerini seyrederek, ordan geçmek istiyorum’ dediğinde, mecbursunuz ona izin vereceksiniz” diyorsanız..

Muhtemel kazalardaki can kayıpları için de..

Bir çareyi düşünmüş olmanız gerekir..

Kazalarda kaybedilecek canları geri getirmek için de, emekli tuğamiralimizin bir çözümü var mı?

Yoksa, “Uluslararası hukuka göre, bu can kayıpları normaldir” diyerek, can kayıplarını da görmezden mi gelecek?

 •

Aynı tuğamiralin zihniyetini öğrenmek için, şöyle biraz geriye gittim..

“Askeri liselerin kapatılması”na karşı çıkmış bu tuğamiralimiz..

“Daha önce işgalciler tarafından kapatılan, düşmanların denize dökülmesi ve kurtuluştan sonra açılan ama 15 Temmuz Darbe Girişimi bahanesi ile tekrar kapatılan askeri liseler mutlaka açılmalıdır, açılacaktır!” demiş..

Askeri liselerde okuyan öğrencilerin, nerede ise % 80’inin FETÖ’cü olduğu dönemler, bu tuğamiralimizi hiç rahatsız etmemiş olmalı ki, o dönemleri kapanmış olarak saymıyor..

“Sadece işgalciler döneminde kapatıldı, bir de 15 Temmuz’dan sonra” diyor..

Oysa..

Esas kapanma, FETÖ’cülerin, bu askeri liseleri ele geçirdiği tarihtir..

Düşünsenize..

Askeri liseler açık..

Ama içinde yetişenler, 15 Temmuz gibi darbe yapmak için yetişiyorlar..

Böylesi bir liseye, siz “açık” diyebilir misiniz?

Daha net söyleyelim, böyle “açık” olmaktansa, “kapalı” olması daha iyi değil midir?

Emekli tuğamiralin zihniyeti işte böyle..

Bak, FETÖ’nün elindeki askeri liselere bakış açısına..

Anla, Montrö Sözleşmesi’ni, Türkler lehine mi yorumlar, gavurlar lehine mi?

 

yeni akit

Google+ WhatsApp