Ulusalcı generallere kalsa, geçen her gemiye 10 altın verirler!

Ulusalcı generallere kalsa, geçen her gemiye 10 altın verirler!


Ulusalcı generallere kalsa, geçen her gemiye 10 altın verirler!

 

 

Önceki gün, emekli Tuğamiral Türker Ertürk’ün, Montrö Sözleşmesi’ne tabu gibi yapışıp kaldığını hatırlatıp, eleştirmiştim..

Akasından bir baktım ki..

Diğer ulusalcı generaller de, aynı kafada..

Tornadan çıkmış gibi..

Hepsi aynı şeyi tekrarlıyor..

Ergenekon davalarında yargılanan emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Ertürk’e destek çıkıp, bakın ne demiş:

“Montrö Sözleşmesi küresel güvenliğe katkısı olan bir sözleşme ve deniz güvenlik rejimidir. Böylesine jeopolitik önemi olan konvansiyonu, kazalar üzerinden gündeme getirmek aymazlıktan ötedir. Denizde emniyet konusu, deniz güvenliği ve jeopolitiğin üstüne çıkamaz. Montrö, Türkiye’nin jeopolitik kazanımı ve deniz güvenliğinin en büyük garantilerinden biridir.”

Duyan birisi de sanır ki, Montrö’de öyle maddeler var ki.. O maddelerle dünyayı ayağımızın altına seriyoruz..

Bütün kapılar bize açılıyor, gavurlar karşımızda el pençe duruyor!

Takdim böyle..

Peki ya gerçek?

Tam zıttı.. 

Jeopolitik kazanım imiş..

Deniz güvenliği imiş..

Miş miş de miş miş..

Kısaca vereyim Montrö maddelerini de..

Maddeleri söylemeden, süslü cümlelerle insanları kendilerine aşık etmeye çalışan bu ulusalcı denizcilerin kofluğunu anlayın..

Önce bir not..

Montrö 1936’da imzalandı..

Aslında boğazlar, Lozan’da düzenlenmişti..

Fakat bizdeki ulusalcılar bile, “Lozan şöyle güzel, böyle güzel” nutukları atsalar da..

Attıkları nutuklara kendileri de inanmamış olmalılar ki..

Lozan’daki Boğaz maddeleri yerine, 1936’da Montrö’yü gavurlara teklif etmişler..

“Ama bu kadar da olmaz ki.. Dört tarafı Türk toprakları ile çevrili bir alanda.. Boğazların kontrolünü Lozan’da Türkiye dışında bağımsız mağımsız güçlere vermişiz.. Bunun nerede bir başka örneği var” demişler..

Ve gavurlara “Ne olursunuz.. Bizi rezil etmeyin.. Lozan’ı biz şahane bir sözleşme diye bizim halkımıza yutturuyoruz. Bu hali ile, biz hiç kimseyi Lozan’ın Türklerin menfaatine bir sözleşme olduğuna inandıramayız. Lütfen, boğazlar maddesini değiştirelim bari” demişler..

Ve Lozan’daki maddeler yerine..

Kısmen iyileştirme içeren Montrö Sözleşmesi’ni imzalamışlar..

Ama yine de bakın..

Montrö Sözleşmesi’ni okuyun..

Türkiye aleyhine daha  kötü ne olabilirdi, bir değerlendirin..

Sözleşmenin en önemli maddesi, gemilerden sadece fener ve sağlık hizmetleri sebebi ile ücret alınması..

Bunun dışında hiçbir ücret alınmamıs..

Hatta kılavuz alma mecburiyeti bile olmaması..

Yani adam, kafasına göre, Boğaz’da takılacak..

Son örnekteki gibi..

Türk yetkililer bağıracak, “Yalıya çarpacaksın.. Dur.. Demir at” diyecek..

Gavurun gemisi ise..

“Elimde kapı gibi Montrö Sözleşmesi var.. Bana kılavuz da işlemez, başka şey de işlemez. Ben bildiğimi okurum” diyecek..

Ve yalıya kafadan vuracak..

Affedersiniz, nerede var bunun ikinci örneği?

Biz bu toprakları kazanana kadar, nice şehit vermişiz..

Böylesi bir alternatifsiz bir geçiş noktasının iki tarafı da bizim elimizde iken..

Ne diye, geçenlerden tek kuruş alamıyoruz?

Bırakın para almayı, bir de kendimize zarar verdiriyoruz!

Diyecekler ki, sözleşme yapmışız..

Hay sizin sözleşmenize de, size de..

O dönem, bizim yöneticileri kafakola alıp, Türkiye aleyhine bir sözleşme imzalatıldı ise..

Veya, o tarih için üç tane, beş tane gemi tehlikesiz şekilde geçer iken..

Çok fazla bize bir zararı olmadığı için, “Haydi gavurcuklar parasız geçsin canım” denilmiş ise..

Sürgit o sözleşmeyi uygulamaya mecbur muyuz!

Adamlar petrol taşıyacaklar. Tehlikeli maddeler taşıyacaklar.. Bizim boğazımızı tehlikeye atacaklar..

Biz de onları seyredeceğiz.

Ne imiş?

Montrö Sözleşmesi var imiş!

Ne yapalım var ise?

Bu neye benziyor, biliyor musunuz?

Hani Osmanlı döneminde kabul edilen kapitülasyonlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ortada kaldırıldı da..

Bunu sabah akşam tepemizde boza pişirircesine anlatıyorlar ya..

Bu da benzer bir olay..

Osmanlı, güçlü olduğu dönemde, “Verdim size bir kıyak” demiş. Kapitülasyon ayrıcalığı vermiş. Gel zaman, git zaman, o kapitülasyonlar, Osmanlı’nın zayıflaması ile birlikte, kendi kalemize gol noktasına dönmüş. Ama yine “Kapitülasyonu tanımışız, dönemeyiz” denilerek Osmanlı’nın zayıflama devresinde bile devam ettirmişiz..

Nihayet Cumhuriyet ile birlikte, “Biz manyak mıyız? Ne kapütasyonu imiş? O mazide kaldı” denilmiş ve kapitülasyonlar, doğru bir icraat olarak kaldırılmış. 

Ee, Montrö ne?

Bu da bir başka kapitülasyon..

Bir anlaşmadan ziyade, resmen gavurlara tanınan haklar..

Buyrun okuyalım, bakalım neler var..

Madde 2:

“Barış zamanında, ticaret gemileri, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, aşağıdaki 3. madde hükümleri saklı kalmak üzere, hiçbir işlem (formalite) olmaksızın, Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Affedersiniz..

Bundan daha geniş ne hak verilebilir, topraklarını şehit kanı ile kazandığını söyleyen bir ülke tarafından?..

Daha nesi var yani, bunun ötesinde, verilmeyen..

“Gündüz” demişsin.. Bari geceyi bıraksaydın.. Geceyi de vermişsin..

“Bayrak ne olursa olsun” demişsin.. Bari yükte bir sınır koysaydın..

“Geçiş” demişsin.. Bari “Gidiş-geliş” demeseydin..

Hepsini gavurların lehine yazmışlar..

Şimdi ulusalcı generallerimiz kalkmışlar, “Montrö’den daha iyisi olamazdı”diyorlar..

Ben de bu gavur aşığı korkak ulusalcı generallerin tamamına diyorum ki. 

“Bundan daha kötüsü olamazdı!

Lütfen yani..

Daha kötü ne olacaktı?

“Gelen geçen gemi başına, Türkiye, gemi sahiplerine 10 altın verir” diye mi yazacaktınız, sözleşmeye?..

Bunun ötesinde daha ne var ki, “En iyi anlaşma” diyorsunuz?

Lütfen beyler..

Yedirmişsiniz Türkiye’ye büyük bir kazık..

Aklımızla alay etmeyin bari!..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp