“Ulan niye bulduk biz bu doğalgazı!”

“Ulan niye bulduk biz bu doğalgazı!”


Kusura bakmayın..

Bugün fıkra anlatacağım..

Hem Pazar günü olması hasebi ile..

Hem de..

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki en büyük doğalgaz rezervini bulduğu gün, CHP kafalıların yaptıkları yorumların verdiği stresi dağıtmamız için..

Fıkra şart..

Yoksa, kalp krizinden gideceğiz..

Türkiye’nin 7 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayacak rezerv bulunmuş..

“Fransız kafalı” deyince, Galatasaray’dan mezun arkadaşlar kızıyorlar..

Ama buyrun, Galatasaray Lisesi’nden mezun Fatih Altaylı’nın, doğalgaz rezervi ile ilgili söylediğini aktaralım, kararı onlar versinler:

“Bu doğalgaz çıkarmaya değer mi?”

Ciddi ciddi bunu soruyor.. 

Daha doğrusu soruyor gibi yapıyor, Altaylı..

Sonrasında da..

İsmini vermekten niye kaçınıyorsa..

Şöyle bir giriş yapıp:

“Dünyanın en büyük petrol şirketlerinden birinde üst düzey yöneticilik yapan ve özellikle derin deniz sondajlarının güvenlik operasyonları konusunda tecrübeli bir arkadaşımı aradım.”

Sonrasında sorusunu ve arkadaşının cevabını aktarıyor:

Soru: “Doğal gaz veya petrol rezervinin keşfinden sonra bunu pazara sunma aşamasına gelmek ne kadar sürer?

Cevap: “Bizim şirketin bulup 25 yıldır işletmeye alamadığı veya almadığı yerler var. Fiyat, rantabilite gibi nedenlerden.”

Adamın ismini açıklamamakta haklı, Altaylı..

Bu adamın şirketine para yatıran birisi var ise.. Bu şirketin işleyişini iyi takip edemeyen ortakları var ise..

Anında bu adamın bulunduğu şirketten paralarını çekerler.

Ne demek, “25 yıldır işletmeye alamamak!”

25 yıl!

Dile kolay..

Adamın sonraki cevabını okuyunca, işkembeden bir adamla, işkembeden röportaj yapıldığı anlaşılıyor:

“Şu anda kuzey denizinde altındaki rezerv bittiği için sökmeye çalıştığımız, başımıza bela onlarca platform var!”

Kurduğu platformu sökemeyen bir şirketin üst düzey yöneticisinden bahsediyorsak..

Hele hele o platform için “Günlük kirası 500 bin dolar” diyor ise..

Boşverin bu Galatasaraylıyı da..

Konuştuğu üst düzey yöneticisini de..

Diyeceksiniz ki, “Anlatacağını söylediğin fıkra bu muydu?”

Hani fıkra anlatmayıp, bununla yetinsem, yeridir..

Ama ben yine de fıkramı anlatayım.

Bulunan doğalgaz rezervi için, “Bu çölde bulunmadığı için, ıslak gazdır. Onun için daha pahalıya mal olur” diyen CHP’lilere..

“Size söz.. Türkiye’de çöl yok ama.. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu sayesinde, Ankara’da Mansur Yavaş sayesinde çölleştirdiğiniz bölgelerde, Tayyip Erdoğan doğalgaz bulacak” diyeceğim ama..

Televizyon ekranlarına çıkıp, ciddi ciddi, “Doğalgaz bulunduğu yerde çıkarma çalışmaları başlarsa, bölgedeki balık hayatiyeti sonlanacak.. Balıklar bundan büyük zarar görecek” diyenlere, “Akdeniz’de İsrail bulursa. İtalya, Fransa bulursa, Yunanistan bulursa.. Kıbrıs Rum kesimi bulursa.. Hatta şu an, bu ülkelerin doğalgaz bulup, çıkardıkları yerler için konuşalım.. Oralarda balık hayatiyeti nasıl” sorusunu yöneltsem..

“Bir cevap alabilir miyim” diyeceğim ama..

Bu kalın kafalıları es geçelim..

Aynı şeyi, Marmaray için de demediler mi?

Avrasya Tüneli için de söylemediler mi?

Aynı itirazları, İstanbul Havalimanı için, kuşlar açısından dillendirmediler mi?

Dünyanın tüm çakal devletleri, havalimanlarını da, doğalgaz aramalarını da, istedikleri gibi yapıyorlar..

Türkiye bir şey yapmak istediğinde..

İçimizdeki uşaklar, hemen sahneye çıkıp, şarkılarını söylemeye başlıyorlar..

Neyse biz fıkramıza geçelim..

Adamın birisi, gezdiği bir hayvanat bahçesinde gördüğü papağanın birkaç kelime de olsa, konuşmasından çok etkilenmiş.. Ve papağan satın almaya karar vermiş..

Papağan satan bir dükkana gidip, papağanlara bakmaya başlamış..

Bir ayağına kırmızı, diğerine mavi kurdele bağlanmış bir papağanı gösterip, hem fiyatını, hem de kurdelenin hikmeti sebebini sormuş..

Satıcı, “Kırmızı kurdeleli ayağını çekerseniz,  sizinle İngilizce konuşur. Mavi kurdeleli ayağını çekerseniz, sizinle Türkçe konuşur” demiş..

Papağan almak üzere dükkana gelen müşteri sormuş:

“Ya ikisini birden çekersem ne olur?”

Doğalgaz bulduğumuzda, “Bunun maliyeti ne kadar, zaten bu çölde değil, denizde bulundu, dolayısı ile ıslak gazdır. Pahalıya mal olur.. Kurulacak platform da, büyük maliyetler gerektirir” gibi binlerce itirazla karşımıza çıkıp, hep işin tersliklerini gündeme getiren CHP kafalıları bize hatırlatan bu müşteriye, satıcı daha bir şey diyemeden, papağan cevabı yetiştirmiş:

“İki ayağımı birden çekersen, ne olacak salak, tabii ki düşerim.”

Haydi bir papağan fıkrası daha..

Türkiye’deki çok bilmiş, kerameti kendinden menkul, sahte şeyhlik konumundaki CHP’lilere gelmek üzere ikinci fıkramızı da anlatalım..

Yine bir papağan almak isteyen kişi, dükkana girer..

Bir papağanı gösterip, fiyatını sorar..

“10 bin TL” cevabını alır..

“Neden bu kadar pahalı ki?” diye sorunca da, “Bu papağanımız, 300 kelime biliyor” cevabını alır.

Bir diğer papağanın fiyatını sorar.. 

Onun da fiyatı 20 bin TL olarak söylenir. 

“Niye fiyat ikiye katlandı” diye sorunca da..

“Bu papağanımız, aynı kelimeleri hem İngilizce hem Türkçe söylüyor” cevabını alır.

Alıcı meraklanır, bir başka papağanın fiyatını sorar..

Üçüncü papağanın fiyatı 30 bin TL’dir..

Fiyatın yükselmesinin sebebi olarak da, “Bu papağan, 300 kelimeyi her dilde söylüyor” cevabı alır..

Müşteri nihayetinde bir papağan daha gösterip, fiyatını sorar..

Fiyat birden zıplar: “200 bin TL.”

Müşteri merak eder, “Bunun özelliği ne? 3000 kelime mi konuşuyor?”

Satıcı cevaplar: “Valla bu hiç konuşmuyor. Ama öbür papağanların tamamı, buna ‘Hocam’ diyorlar. Onun için fiyatını böyle belirledik!”

Mahareti yok ama..

Birileri şişirmiş.. Havalandırmış..

Satıcı da, onu bir şey sanıyor..

Fiyatı onun için yüksekmiş..

Aynen.. 

CHP’lilerin kendi kendilerini gazlayıp, havalandıkları gibi..

Google+ WhatsApp